Kavramı açalım; ibnetü'l-cebel, mecaz anlamda yankı demektir. Yankı lafı da Yanki'yi çağrıştırıyor. Ne alâka demeyin zira yankının arkasında Yankiler, yani Amerikalılar var. Yankıya gelince, sesin bir engele çarpıp geri gelmesiyle duyulan ikinci sestir. Bu yönüyle fizik dalını ilgilendirir ise de işin bir de psikolojik yönü vardır; bir tasarım, bir olay ya da duygunun bireyin duygu alanında ve de toplumda bıraktığı izdir.
İşte Yankilerin zihin kontrol projesinin Türkiye boyutunda yaşadıklarımız, bu yankılanmanın izleridir.
Darbe girişimini "üst akıl" a bağlayanların meramı haklı olsa da, kavram yanlış. Akıl zafiyetinden mi nedir bilinmez, ikide bir üst akla sığınıyorlar. Akıllı olanın üst akla ihtiyacı yoktur.
Konu üst akıl değil, "üst ideoloji"dir. O ideolojinin bölgemizdeki planı da Büyük Ortadoğu Projesi'dir (BOP). Bugün üst akıl deyip duranlar bilerek ya da bilmeyerek bu projeye hizmet etmekte hatta bu tasarımın eş başkanı olduklarını bile böbürlenerek duyurmaktadırlar.
FETÖ/PDY (paralel devlet yapılanması) ve AKP ortaklığı filmini finanse eden ABD, set çalışmalarını CIA'ya denetlettiriyordu.
1953'e gidelim, dönemin CIA direktörü Allen Dulles, Princeton Üniversitesi'nde şöyle bir konuşma yapıyordu: "Hedef 'insan zihnindeki savaşı'da kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon ve sansür ile kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cephe ise bireyin beyninde kazanılacaktır; hedef beyin yıkama, zihin kontrolü, ideolojiyi değiştirme?"
Bu emperyal düşüncenin tohumlarının ekildiği tarla 1918 yılının sonbaharında yine Amerika'da ABD Kongresi'nde sürülüyordu dönemin Başkanı Willson tarafından.
Bizim topraklarımızı da sürdükleri tarlanın mahsulü olarak Sevr'de Osmanlı'nın miras taksim sözleşmesi olarak masaya koydular. Ne var ki, masadaki hesabı ödemeyeceğini dünyaya haykıran Türk Milletinin sesi Mustafa Kemal bu hesabı yırtıp masadaki emperyalistlerin suratlarına fırlattı. Üstüne üstlük Lozan'da hesabı onlara ödetti.
Bugüne geldiğimizde küresel güçler kuyruk acısını unutmadıkları gibi Sevr'i hortlatıp yeniden servise koymanın peşine düşmüşler ve bunların peşinden ayrılmayan, Namık Kemal'in "Ne utanmaz köpekleriz, kimi görsek etekleriz" dizesindeki hain ve yalakalar gibi, Sevr'den sonraki Türk Milletinin zafer sürecine "reklam arası" diyebilecek kadar alçalan ve fesli tarihçi(!) lerin desteğini de alanlar, hesabı da pusulayı da şaşırmışlardır. Bunların da önüne hesap pusulası konulacaktır.
Darbe girişiminin Lozan Zaferimizin 93. Yıldönümü olan Temmuz ayına denk getirilmesi, darbenin kan davası hınç ve birikimiyle Türk Milleti ve Atatürk'ten intikam alma kastıyla planlandığını göstermektedir.
Şimdi geldik filmin "Bizim çocuklar hapiste" bölümüne; filmin yıldız oyuncularından Fethullah Gülen devam edecek mi? Filmin yapımcısı ve de yönetmeni ABD buna karar verecektir. Ya diğer yıldız oyuncu Tayyip Erdoğan için, değişen koşullara göre, yeni bir senaryo hazırlatılıyordur. Ya da stratejik ortaklık sözleşmesinin koşullarının uyarlanacağı, başka bir prodüksiyona imza atılacaktır.
Laf aramızda prodüksiyon firmalarının şimdiden kuyruğa girdiklerini görür gibiyim. Ne de olsa bu tür filmlerin siyasi başarısı olmasa bile gişe hasılatı vardır ya! Reklam araları ve aralardan istifade edecek Maraş dondurmacıları(!) da cabası.
İşte Yankilerin zihin kontrol projesinin Türkiye boyutunda yaşadıklarımız, bu yankılanmanın izleridir.
Darbe girişimini "üst akıl" a bağlayanların meramı haklı olsa da, kavram yanlış. Akıl zafiyetinden mi nedir bilinmez, ikide bir üst akla sığınıyorlar. Akıllı olanın üst akla ihtiyacı yoktur.
Konu üst akıl değil, "üst ideoloji"dir. O ideolojinin bölgemizdeki planı da Büyük Ortadoğu Projesi'dir (BOP). Bugün üst akıl deyip duranlar bilerek ya da bilmeyerek bu projeye hizmet etmekte hatta bu tasarımın eş başkanı olduklarını bile böbürlenerek duyurmaktadırlar.
FETÖ/PDY (paralel devlet yapılanması) ve AKP ortaklığı filmini finanse eden ABD, set çalışmalarını CIA'ya denetlettiriyordu.
1953'e gidelim, dönemin CIA direktörü Allen Dulles, Princeton Üniversitesi'nde şöyle bir konuşma yapıyordu: "Hedef 'insan zihnindeki savaşı'da kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon ve sansür ile kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cephe ise bireyin beyninde kazanılacaktır; hedef beyin yıkama, zihin kontrolü, ideolojiyi değiştirme?"
Bu emperyal düşüncenin tohumlarının ekildiği tarla 1918 yılının sonbaharında yine Amerika'da ABD Kongresi'nde sürülüyordu dönemin Başkanı Willson tarafından.
Bizim topraklarımızı da sürdükleri tarlanın mahsulü olarak Sevr'de Osmanlı'nın miras taksim sözleşmesi olarak masaya koydular. Ne var ki, masadaki hesabı ödemeyeceğini dünyaya haykıran Türk Milletinin sesi Mustafa Kemal bu hesabı yırtıp masadaki emperyalistlerin suratlarına fırlattı. Üstüne üstlük Lozan'da hesabı onlara ödetti.
Bugüne geldiğimizde küresel güçler kuyruk acısını unutmadıkları gibi Sevr'i hortlatıp yeniden servise koymanın peşine düşmüşler ve bunların peşinden ayrılmayan, Namık Kemal'in "Ne utanmaz köpekleriz, kimi görsek etekleriz" dizesindeki hain ve yalakalar gibi, Sevr'den sonraki Türk Milletinin zafer sürecine "reklam arası" diyebilecek kadar alçalan ve fesli tarihçi(!) lerin desteğini de alanlar, hesabı da pusulayı da şaşırmışlardır. Bunların da önüne hesap pusulası konulacaktır.
Darbe girişiminin Lozan Zaferimizin 93. Yıldönümü olan Temmuz ayına denk getirilmesi, darbenin kan davası hınç ve birikimiyle Türk Milleti ve Atatürk'ten intikam alma kastıyla planlandığını göstermektedir.
Şimdi geldik filmin "Bizim çocuklar hapiste" bölümüne; filmin yıldız oyuncularından Fethullah Gülen devam edecek mi? Filmin yapımcısı ve de yönetmeni ABD buna karar verecektir. Ya diğer yıldız oyuncu Tayyip Erdoğan için, değişen koşullara göre, yeni bir senaryo hazırlatılıyordur. Ya da stratejik ortaklık sözleşmesinin koşullarının uyarlanacağı, başka bir prodüksiyona imza atılacaktır.
Laf aramızda prodüksiyon firmalarının şimdiden kuyruğa girdiklerini görür gibiyim. Ne de olsa bu tür filmlerin siyasi başarısı olmasa bile gişe hasılatı vardır ya! Reklam araları ve aralardan istifade edecek Maraş dondurmacıları(!) da cabası.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / diğer yazıları
- Terör / 01.02.2024
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023