Ve bir bayram daha geldi…
Kadir Gecesini idrak ettikten sonra sırada –nasıl bir moral ile kutlayacaksak- bir Ramazan Bayramı var.
Şimdiden kutlu olsun…
Gönlümüzden bayram için o kadar güzel şeyler geçiyordu ki, her şey bir anda altüst oldu. Bir yandan çocukluğumuzdaki bayramların neşesini ve izlerini, bir yandan insülin direncimizin şeker ve tatlı ile yaptığı kavganın nasıl sonuçlanacağını tartışıp duruyoruz.
Geçmişin üzücü anıları gözlerimizde yeniden canlanıyor. Mesela orta yaş kesiminin hatırlamadığı Taksim olayları, tarih öncesi bir olaymış gibi anımsanan Kanlı Pazar, 6'ncı filonun Dolmabahçe macerası, Beyazıt meydanında öğrenci yürüyüşleri ve başımızın üzerinden geçen mermilerin vızıltısı, çatışmaların kesilmesi sonrasında ambulansların siren sesleri, farklı grupların birbirlerine saldırmaları, duvar yazıları, gencecik insanların cenaze törenleri, mutlu geleceklerinin yok edilmesi ile birbirine düşman olanların yıllar sonra "nasıl kandırılmışız?" diyerek olayları değerlendirmeleri, öncesinde ve sonrasında yaşanan davranış bozuklukları…
Türkiye Milli Gençlik Teşkilatında şahit olduklarımız, orada tanıyıp sonra idam sehpasına giden çocuk ve gençler… Daha sonrasında darbeler… Kalkışmalar…
Bunlar bizim çocukluktan kurtulup gençliğimize giden yolda yaşadığımız, hafızamıza yer etmiş travmalar oldu. Bugün devam eden olaylar ister istemez o günlerin yeniden zihnimizde canlanmasına, "neler oluyor? Hani biz bu sokak kavgalarını aşmıştık, fikirlerimizi tartışacaktık" diye kendi kendimize sormamıza, adalet arayışında olanların haklı veya haksız olduklarını düşünmemize, önümüze serilen gerçekler karşısında acı, acı yorumlar yapmamıza neden oluyor.
Pek çok insanın aldıkları maaşların fiyat artışları karşısında eriyip gittiğini, sadece beslenme kaygısı içinde olanların bayramı falan düşünmediğini görüyoruz. Çünkü bayram demek çocuklar için yeni kıyafet ve ayakkabı almak, anne baba ile "bayramlık" alışverişi yapılan pazarlara gitmek, dükkânlara girip çıkmak, bayram sabahı yeni kıyafetler giyerek namaza gitmek, bayram için özene bezene hazırlanmış kahvaltı sofralarında buluşmak, yakın akraba, komşu, dost ile bayramlaşmak, kapısı çalınan evlerden şeker, mendil hatta bayram parası alarak harçlıkları biriktirmek, bayram yerlerinde eğlencede zamanın nasıl geçtiğinin unutarak azar işitmek demekti.
Anılar yerinde dursa da, günün koşulları artık bu anlatılanlara uymuyor.
Bayram günleri sokaklar, meydanlar, dükkânlar, kahveler daha bir temiz olur, kapılarına bayrak asanlar, iskemleye oturup gelen geçenle bayramlaşanlar ile dolardı.
Şimdi devir değişti.
Bayram tatili, evde oturup bayram kutlamaktan ziyade, parası olanlar için yurt dışı turlara gitmek, ya da yurt içinde bol yemek çeşidi olan termal tesislere kaçmak, aylar önce yapılan rezervasyonları değerlendirmek, yazlığı olanlar için birkaç gün yaşanılan yerden kaçmak, evi kapatmak olarak görülüyor.
Bayramlar ise bir yere gitmen veya gidemeyen, evlerinde oturanlara kaldı.
Genellikle "işim var anne, uğrarız baba" diyerek ha bire erteledikleri ziyaretler için bayramlarda çocuklarının yollarını gözleyenler var. Yatılı misafir gelen aileler ise ekmeğini paylaşmaya, uzun süredir görüşmedikleri akrabaları ile mutlu olmak için ortam yaratmaya çalışanlar var. Galiba en güzel bayramı onlar yaşıyorlar…
Gelin, hiç olmazsa bayramda sulh yapıp, bayramı bayram gibi yaşayalım. Bize yakışan örf ve ananelerimize uygun kutlayalım. Görüşemediğimiz, belki de bir daha görüşemeyeceğimiz konu komşu ve akrabalara, arkadaşlara ulaşalım. Darda olanlara elimizden geldiğince sahip çıkalım. Hastalara şifa dileyelim.
Belki bir kaç gün de olsa üstümüzdeki kara bulutları dağıtıp güneşi görmeyi, mutlu olmayı deneyelim.
Ne dersiniz, başarabilir miyiz?
- Gelecek kaygısı… / 21.03.2025
- VEFA… / 19.03.2025
- Doğruları söylemek… / 14.10.2024
- Haydar Hoca'yı hatırlarken… / 06.08.2024
- Kıyılarda sorun büyük… / 05.08.2024
- Bir kral, bir prenses ve bir Demir Leydi / 28.07.2024
- Koca Nazım… / 04.06.2024
- Bizim 19 Mayıslarımız… / 19.05.2024
- Helallik / 14.05.2024