Prof. Dr. Haydar Baş'ın gazetemizde yayımlanan 21-12-2011 tarihli yazısıdır
Yüksek Askeri Şura toplantısı Başbakan Erdoğan başkanlığında yapıldı.
Toplantının ardından alınan kararların en önemlisi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin harbe hazırlık durumunun incelenmesi ile ilgili karar olmuştur.
Basında, "Harp durumunda ortaya çıkan ihtiyaçlar ile bu ihtiyaçları karşılamak için alınan tedbirler değerlendirilmiştir" şeklinde açıklamalar yer aldı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhuriyetimizin kurulması ile sonuçlanan kurtuluş savaşının ardından bu güne kadar bir savaş tehlikesi ile karşı karşıya kalmamıştır.
Bunda "yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin yanında bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dosta güven, düşmana korku salan dış politika anlayışı da etkilidir.
Geçen zamanda, dış politika ilkelerimiz değişmiş, "0" sorun denilen dış politika, ABD'nin sözcülüğüne düşürülmüştür.
Gelinen noktada Genelkurmay, adı konmasa da Suriye ile olası bir savaşın hazırlıklarını planlamaktadır.
Oysa talimatları ile hareket ettiğimiz ABD birkaç gün önce Irak savaşını bitirdiğini ilan etti.
ABD cephe kaparken, Türkiye kendi kendini cephe ülkesi haline getirmektedir.
Türkiye, ekonomik olarak da böyle bir savaşın maliyetini kaldıracak düzeyde de değildir.
Savaşa girmemiz demek, Türkiye'nin madden ve manen telafisi imkansız kaybı demektir.
Irak'tan ayrılan ABD'nin durumu bize ikinci bir gerçeği de hatırlatmaktadır.
ABD, Irak ve topyekün Ortadoğu coğrafyasına kaynaklara ulaşım için girmişti.
Eğer Irak'tan askerini çekiyorsa, bu Irak petrollerinin hakimiyetini tamamen ele geçirdiği içindir.
Yani, Irak ABD'ye tam manasıyla teslim edilmiştir. Türkiye'de, gözü kapalı ABD yanında tavır ortaya koyanların, onun dediklerinin dışına çıkamayacaklarını unutmamaları gerekir.
Kaldı ki Arap Birliği bile ABD'ye rağmen, Suriye'ye karşı tutumunu değiştirirken, bizim tavizsiz davranmamızın hiçbir manası yoktur.
Dünyanın hiçbir devletinin kendi zararına olan bir politikayı hayata geçirdiği görülmemektedir. Tüm devletler kendi yararlarına olan politikaları uygularlar.
Bu görüntü karşısında Türk devletine düşen vazife, acilen zararına olan politikalardan vazgeçip, bölgeye barışı getirerek barışla birlikte, siyasetini değiştirmektir.
Türkiye'den beklenen de budur.
- Tam bağımsızlığın esasları / 27.02.2025
- Küreselleşmenin düşmanı: Milli oluşum / 26.02.2025
- Sosyal adaleti sağlamak şarttır / 25.02.2025
- İçte sağlanacak birlik liderliğin şartıdır / 24.02.2025
- Herkes üzerine düşeni yapmalı / 23.02.2025
- Milli irade Meclis'tedir / 22.02.2025
- Sosyal devlet olmak için / 21.02.2025
- Hukuk dışı siyaset / 20.02.2025
- Farklı hangisi? / 19.02.2025