1 Mayıs, emeğin ve dayanışmanın günüydü. Aynı zamanda baharın bir bayram olarak kutlandığı gündür 1 Mayıs…
Salgınla seferberlik durumunda ne bayram kaldı ne de kutlaması. Ancak ülkede pandemi ve sağlık emekçilerinin durumu ayrı bir dram.
Sağlık Bakanlığı verilerine baktığımızda ülkemizde Covid-19 vaka yoğunluğunun büyük şehirler ve işçi havzalarında (İstanbul, İzmir, Ankara, Kocaeli, Sakarya, Zonguldak gibi) olduğunu görüyoruz. Bu da bize yoksul emekçi halkın üzerinde salgının ciddi olumsuz etkisinin olduğunu yaşayarak gösterdi. En çok etkilenenlerin başında işçi sınıfı gelirken çocuklar, kadınlar, mülteciler ve cezaevlerinde olanlar da bu süreçten fazlasıyla etkilenmişlerdir.
Salgınla mücadelede en önde yer alan sağlık emekçileri, halkın sağlığını korumak için günün yirmi dört saati gece gündüz demeden hizmet verirken salgında en fazla etkilenen kesim olmuşlardır.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Covid-19'un sağlık emekçileri için mesleki risk olduğu ve riskin çalıştırılma koşullarıyla birebir bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır. Yetkililerin alması gereken önlemleri sıralayan WHO, Covid-19 hastalığının meslek hastalığı/iş kazası olarak tanımlanması, tüm sağlık emekçileri için sağlıklı, güvenli ve düzgün çalışma koşullarının sağlanması çağrısında bulunmaktadır.
Sağlık emekçilerinin sayıca yetersizliği, çalışma koşullarındaki olumsuzluklar ve artan sosyal gerilim nedeniyle sağlık emekçilerine karşı şiddetin arttığını işaret eden WHO, şiddete karşı önlemlerin alınmasının yanı sıra sağlık emekçilerine ve ailelerine yönelik sosyal destek verilmesi çağrısında bulunmaktadır.
WHO, bu açıklamaları yaparken, ülkemizdeki sağlık emekçilerinin durumu, diğer Avrupa ülkelerine göre daha da kötü seyretmektedir.
Binlerce sağlık emekçisinin enfekte olduğu ülkemizde, maalesef çok sayıda sağlık emekçisi hayatını kaybetmiştir.
"Kendimi cephanesiz cepheye sürülmüş bir asker gibi hissediyorum!" diyen sağlık emekçileri, salgının başından itibaren çocuklarını, anne ve babalarını, eşlerini korumak için tek başlarına kaldıkları mekânları (ev, otel, misafirhane gibi) tercih etmek zorunda kaldılar. Ailelerinden ayrı mekânlarda kalma imkânı olmayan sağlık emekçileri, evlerinde maskeyle vakit geçirirken, çocuklarını öpememenin, doyasıya sarılamamanın acısını yaşadılar her gün.
Dönemin başında 2020/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi'nin kamuda çalışanlardan engelli, hamile veya kronik rahatsızlığı olanların yani salgından etkilenecek dezavantajlı grupların idari izinli sayılması hükmünün, Sağlık Bakanlığında çalışan emekçileri kapsamaması ise trajikomik bir durum olmuştur.
Sağlık emekçilerinin bu süreçteki en önemli istemlerinin başında, kişisel koruyucu ekipmanlarının olması ve sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesi gelmekteydi. Ne yazık ki, bu taleplerin tam olarak karşılandığını söyleyemeyiz.
Bir önemli husus; sağlık hizmeti kamu hizmeti olarak sunulmalı ve Anayasa'da da açıkça ifade edildiği gibi, kamu hizmetleri kamu çalışanları eli ile yürütülmelidir.
Sağlık kurumları, farklı istihdam biçimleri ve taşeronlaşma uygulamaları ile güvencesizliğin en yaygın olduğu kamu kurumlarının başında gelmektedir.
Birçok hizmetin "hizmet alım yöntemi" ile gördürülmesi, ayrıca tüm kamu hizmetlerinin şirket mantığı ile yönetilmesi emekçilerin hak kaybı yaşamasına da neden olmaktadır.
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023