Türkiye'nin etrafındaki ateş çemberi daralıyor.
Kuzey Irak'taki vaziyetimiz bir yana, AB'nin Kıbrıs'ta Türkiye'ye karşı takındığı tavır, aklımızı başımıza devşirmeye yeter de artar bile. Ancak, ders almasını bilene tabii?
Kıbrıs'ın güney kesimini, Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında "Kıbrıs'ın tamamının sahibi" olarak üyeliğe aldı. Bu ders bile yetmeli bize?
AB, Türkiye'yi, Güneyli Rumlar kadar muhatap almıyor.
Ev ödevi üstüne ev ödevleri dayatıyor. Üyelik için Güney Kıbrıs'a teklif bile etmediği "Kıbrıs meselesinin halledilmesi" şartını, Türkiye'nin ikide bir önüne getiriliyor.
Önümüze getirmeleri de ne kelime, derhal Kıbrıs'tan çekilin diyorlar.
Açıkça, işgalcisiniz, diyorlar.
Nitekim AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in sözcüsü Jean-Christophe Filori, Kıbrıs Rum kesiminin 2004 yılı Mayıs ayında AB'ye "her halükarda" tam üye olacağını belirterek, bu tarihten itibaren, "Türkiye'nin AB toprağını işgal etmiş sayılacağını" açıkladı. Filori, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs'taki varlığının uluslararası alanda "işgal" olarak görüldüğünü, AB'nin de bunu böyle gördüğünü, durumun değişmeyeceğini anlattı.
Daha ne desinler?
Şimdi Güney Kıbrıs'ı AB'ye aldılar.
Artık AB konusundaki her girişimimiz, "Kıbrıs'ın sahibinin Rumlar olduğu"nu teyidimiz olacak. Rum kesimi, AB düzleminde muhataplarımız arasında bulunacak.
Başka?
Rum Kesimi, AB kara sevdasına yakalanmış Türkiye'ye karşı veto hakkına sahip olacak. Dolayısıyla AB sevdamızda körü körüne ısrarımız sürerse, onları da razı etmek zorunda kalacağız. Ne isterlerse yapmak durumunda olacağız. Aksi halde veto haklarını kullanacaklar.
AB, boğazımıza bir Rum kemendi daha attı.
ABD'nin gölgesinde Kuzey Irak'ta Peşmerge aşiretlerine, AB gölgesinde de Kıbrıs'ta güneyli Rumlara teslim edildik.
Böylesi bir dış politika anlayışıyla Türkiye'nin ayakta durması zor, belki de imkansızdır.
Türkiye'yi harcıyorlar.
Ama bugüne kadar olduğu gibi Ankara, hiç de böyle düşünmüyor.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye'nin AB projesini gölgeleyemeyeceğini söylüyor.
Gül, her şeyin henüz bitmediğini, 1 Mayıs 2004'e kadar bir yıllık bir süre olduğunu, bu süre içinde Kıbrıs'ta her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için müzakerelerin devam edeceğini belirtiyor.
AB sevdalığına aynen devam.
Rumların taleplerine de evet deriz ne çıkar havası var.
Bütün bunlar karşısında onurlu bir duruşa ve kendi coğrafyamızda yeni açılımlara yönelmemiz gerekirken, hala AB, AB diye sayıklamanın hiçbir makul, mantıklı ve reel bir izahı olamaz. Bu gidişatın sonu karanlık, onursuzluk, esaret ve yokluktur.
Ankara, işi basitleştirerek, AB'nin Türkiye'ye biçtiği yeri görmezlikten gelerek hala, Rumlar bizim önümüzü kesemezler deyip duruyor. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a medyadaki borazanları aracılığıyla, bak yaptığın işe, diyerek aba altından sopa gösteriyor. Yüreğini, Türkiye'nin uluslar arası arenadaki onurunu beşparalık hale sokan AB üyelerine karşı ortaya koyacak yerde, Kıbrıs davasının cefakar kahramanı Denktaş'a karşı kullanıyor.
Bu yürek, Türk yüreği gibi atmıyor.
BM Genel Sekreteri Annan da, BM Özel Temsilci Alvaro de Soto da, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Türkiye'yi suçluyor. Hatta De Soto, Denktaş'ın çözümün önünü tıkadığını, bu nedenle alınacak Güvenlik Konseyi kararında Denktaş'ın kınanması gerektiğini öne sürüyor.
Ankara'dakiler de Denktaş'ı suçluyor, kınıyor.
Nerede yürek farkı? Hangi yürek, kiminki gibi atıyor?
Bu yürekler mi Türkiye'yi, Kıbrıs'ı ayağa kaldıracak?
Türkiye'ye kan kaybettiriyorlar; içten ve dıştan. Hem içten kanama sözkonusu, hem dıştan. Böyle devam ederse akıbet, aniden yere yığılmaktır.
Vatanperverlere bir kez daha duyurulur.
Kuzey Irak'taki vaziyetimiz bir yana, AB'nin Kıbrıs'ta Türkiye'ye karşı takındığı tavır, aklımızı başımıza devşirmeye yeter de artar bile. Ancak, ders almasını bilene tabii?
Kıbrıs'ın güney kesimini, Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında "Kıbrıs'ın tamamının sahibi" olarak üyeliğe aldı. Bu ders bile yetmeli bize?
AB, Türkiye'yi, Güneyli Rumlar kadar muhatap almıyor.
Ev ödevi üstüne ev ödevleri dayatıyor. Üyelik için Güney Kıbrıs'a teklif bile etmediği "Kıbrıs meselesinin halledilmesi" şartını, Türkiye'nin ikide bir önüne getiriliyor.
Önümüze getirmeleri de ne kelime, derhal Kıbrıs'tan çekilin diyorlar.
Açıkça, işgalcisiniz, diyorlar.
Nitekim AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in sözcüsü Jean-Christophe Filori, Kıbrıs Rum kesiminin 2004 yılı Mayıs ayında AB'ye "her halükarda" tam üye olacağını belirterek, bu tarihten itibaren, "Türkiye'nin AB toprağını işgal etmiş sayılacağını" açıkladı. Filori, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs'taki varlığının uluslararası alanda "işgal" olarak görüldüğünü, AB'nin de bunu böyle gördüğünü, durumun değişmeyeceğini anlattı.
Daha ne desinler?
Şimdi Güney Kıbrıs'ı AB'ye aldılar.
Artık AB konusundaki her girişimimiz, "Kıbrıs'ın sahibinin Rumlar olduğu"nu teyidimiz olacak. Rum kesimi, AB düzleminde muhataplarımız arasında bulunacak.
Başka?
Rum Kesimi, AB kara sevdasına yakalanmış Türkiye'ye karşı veto hakkına sahip olacak. Dolayısıyla AB sevdamızda körü körüne ısrarımız sürerse, onları da razı etmek zorunda kalacağız. Ne isterlerse yapmak durumunda olacağız. Aksi halde veto haklarını kullanacaklar.
AB, boğazımıza bir Rum kemendi daha attı.
ABD'nin gölgesinde Kuzey Irak'ta Peşmerge aşiretlerine, AB gölgesinde de Kıbrıs'ta güneyli Rumlara teslim edildik.
Böylesi bir dış politika anlayışıyla Türkiye'nin ayakta durması zor, belki de imkansızdır.
Türkiye'yi harcıyorlar.
Ama bugüne kadar olduğu gibi Ankara, hiç de böyle düşünmüyor.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye'nin AB projesini gölgeleyemeyeceğini söylüyor.
Gül, her şeyin henüz bitmediğini, 1 Mayıs 2004'e kadar bir yıllık bir süre olduğunu, bu süre içinde Kıbrıs'ta her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için müzakerelerin devam edeceğini belirtiyor.
AB sevdalığına aynen devam.
Rumların taleplerine de evet deriz ne çıkar havası var.
Bütün bunlar karşısında onurlu bir duruşa ve kendi coğrafyamızda yeni açılımlara yönelmemiz gerekirken, hala AB, AB diye sayıklamanın hiçbir makul, mantıklı ve reel bir izahı olamaz. Bu gidişatın sonu karanlık, onursuzluk, esaret ve yokluktur.
Ankara, işi basitleştirerek, AB'nin Türkiye'ye biçtiği yeri görmezlikten gelerek hala, Rumlar bizim önümüzü kesemezler deyip duruyor. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a medyadaki borazanları aracılığıyla, bak yaptığın işe, diyerek aba altından sopa gösteriyor. Yüreğini, Türkiye'nin uluslar arası arenadaki onurunu beşparalık hale sokan AB üyelerine karşı ortaya koyacak yerde, Kıbrıs davasının cefakar kahramanı Denktaş'a karşı kullanıyor.
Bu yürek, Türk yüreği gibi atmıyor.
BM Genel Sekreteri Annan da, BM Özel Temsilci Alvaro de Soto da, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Türkiye'yi suçluyor. Hatta De Soto, Denktaş'ın çözümün önünü tıkadığını, bu nedenle alınacak Güvenlik Konseyi kararında Denktaş'ın kınanması gerektiğini öne sürüyor.
Ankara'dakiler de Denktaş'ı suçluyor, kınıyor.
Nerede yürek farkı? Hangi yürek, kiminki gibi atıyor?
Bu yürekler mi Türkiye'yi, Kıbrıs'ı ayağa kaldıracak?
Türkiye'ye kan kaybettiriyorlar; içten ve dıştan. Hem içten kanama sözkonusu, hem dıştan. Böyle devam ederse akıbet, aniden yere yığılmaktır.
Vatanperverlere bir kez daha duyurulur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019