Ramazan, on bir ayın sultanı, son demlerine yaklaşıyoruz ve O müjdelenmiş gece de nihayet geliyor...
Kadir Gecesi...
Bin aydan hayırlı, tek bir gece... Ekranlarda bildik yüzler yine sahne alacak; "Dua edin, af dileyin, sevap toplayın," nakaratı kulaklarımızda çınlayacak. Güzel, ama yeter mi? Yetmez. Bu gece, gerçekte ne anlatıyor bize?
Kimileri için mesele basit: Uykusuz bir gece, okunan birkaç dua, belki bir tespih. Peki, ya sonrası? Kaçımız bu geceyi bir dönüm noktası gibi yaşıyor? Kadir Gecesi sadece Kur'an'ın inişiyle değil, Hz. Ali'nin kanıyla da mühürlenmiş bir gece. Evet, İslam'ın adalet abidesi, "yaşayan Kur'an" Hz. Ali uğradığı suikast sonrası, tam da bu gecede şehit oldu. Ama garip bir şekilde, Emevîlerden bugüne bu gerçek, hep kenara itildi. Neden dersiniz? Çünkü Hz. Ali demek, adalet demek. Liyakat, cesaret, hakkaniyet demek. Ve ne yazık ki, bu kelimeler bazılarının hoşuna gitmiyor.
Şimdi aynaya bakalım. Türkiye'de, dünyada adaletin izini süren var mı? Bir yanda torpil, kayırma, devleti ele geçiren üç beş isim; diğer yanda açlıkla boğuşan milyonlar, hakkını isteyince yaftalananlar... Adalet istemek bile lüks oldu, farkında mısınız? Biri çıkıp "Dua et, her şey düzelir," dese, Hz. Ali'nin sözünü hatırlarım hemen: "Haksızlığa karşı susarsanız, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz" Bugün o adalet anlayışına hasret değil miyiz? Yönetenler, halkı için değil, koltuğu için uğraşmıyor mu?
Ehl-i Beyt'te Kadir Gecesi, kaderlerin yazıldığı an olarak bilinir. Geçmiş affolsun diye değil, gelecek şekillensin diye bir fırsattır bu gece. Ama şu gidişata bakın; dünya, ülke, zifiri karanlık bir tünelde. Bu gece bize bir şey yapmalı: Uyandırmalı. Yanlışa "dur" deme cesareti vermeli. İbadet tamam ama ya adaletsizliğe karşı vicdanımız? Eğer değişen bir şey yoksa, dualarımız da dönüp dolaşıp aynı yere varıyor: "Aynı tas, aynı hamam." Yunus'un dediği gibi:
"Akan bir pınar olsa,
Testi tersine konsa,
Kırk yıl orada kalsa,
Kendi dolası değil..."
Hz. Ali bu gecede şehit düştü. Neden? Adaletin sesi susturulmak istendiği için. Bugün de öyle değil mi? Hakikati haykıranlar linç ediliyor, susturuluyor. Peki, biz ne yapıyoruz? İbadetle yetinip geçiyor muyuz? Bu gece bin aydan hayırlıysa, soralım: Adaletsizliğe karşı duruşumuz ne? Karanlıkları aydınlığa çevirmek için bir adım atanımız var mı?
Cevap veremiyorsak, şekilden öteye geçemiyoruz demektir. Hz. Ali'nin mirası anlaşılmadan, Kadir Gecesi bin yıl da gelse nafile.
Kadir Gecesi...
Bin aydan hayırlı, tek bir gece... Ekranlarda bildik yüzler yine sahne alacak; "Dua edin, af dileyin, sevap toplayın," nakaratı kulaklarımızda çınlayacak. Güzel, ama yeter mi? Yetmez. Bu gece, gerçekte ne anlatıyor bize?
Kimileri için mesele basit: Uykusuz bir gece, okunan birkaç dua, belki bir tespih. Peki, ya sonrası? Kaçımız bu geceyi bir dönüm noktası gibi yaşıyor? Kadir Gecesi sadece Kur'an'ın inişiyle değil, Hz. Ali'nin kanıyla da mühürlenmiş bir gece. Evet, İslam'ın adalet abidesi, "yaşayan Kur'an" Hz. Ali uğradığı suikast sonrası, tam da bu gecede şehit oldu. Ama garip bir şekilde, Emevîlerden bugüne bu gerçek, hep kenara itildi. Neden dersiniz? Çünkü Hz. Ali demek, adalet demek. Liyakat, cesaret, hakkaniyet demek. Ve ne yazık ki, bu kelimeler bazılarının hoşuna gitmiyor.
Şimdi aynaya bakalım. Türkiye'de, dünyada adaletin izini süren var mı? Bir yanda torpil, kayırma, devleti ele geçiren üç beş isim; diğer yanda açlıkla boğuşan milyonlar, hakkını isteyince yaftalananlar... Adalet istemek bile lüks oldu, farkında mısınız? Biri çıkıp "Dua et, her şey düzelir," dese, Hz. Ali'nin sözünü hatırlarım hemen: "Haksızlığa karşı susarsanız, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz" Bugün o adalet anlayışına hasret değil miyiz? Yönetenler, halkı için değil, koltuğu için uğraşmıyor mu?
Ehl-i Beyt'te Kadir Gecesi, kaderlerin yazıldığı an olarak bilinir. Geçmiş affolsun diye değil, gelecek şekillensin diye bir fırsattır bu gece. Ama şu gidişata bakın; dünya, ülke, zifiri karanlık bir tünelde. Bu gece bize bir şey yapmalı: Uyandırmalı. Yanlışa "dur" deme cesareti vermeli. İbadet tamam ama ya adaletsizliğe karşı vicdanımız? Eğer değişen bir şey yoksa, dualarımız da dönüp dolaşıp aynı yere varıyor: "Aynı tas, aynı hamam." Yunus'un dediği gibi:
"Akan bir pınar olsa,
Testi tersine konsa,
Kırk yıl orada kalsa,
Kendi dolası değil..."
Hz. Ali bu gecede şehit düştü. Neden? Adaletin sesi susturulmak istendiği için. Bugün de öyle değil mi? Hakikati haykıranlar linç ediliyor, susturuluyor. Peki, biz ne yapıyoruz? İbadetle yetinip geçiyor muyuz? Bu gece bin aydan hayırlıysa, soralım: Adaletsizliğe karşı duruşumuz ne? Karanlıkları aydınlığa çevirmek için bir adım atanımız var mı?
Cevap veremiyorsak, şekilden öteye geçemiyoruz demektir. Hz. Ali'nin mirası anlaşılmadan, Kadir Gecesi bin yıl da gelse nafile.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Fatih Haydar GÜNER / diğer yazıları
- Kadir Gecesi bir uyanış çağrısıdır / 26.03.2025
- Batsın bu sistem, bitsin bu düzen / 17.03.2025
- Aç insan erdemlerini yer / 16.03.2025
- Lüfer nerede Lüfer? / 09.03.2025
- “Deeplomasi” & Diplomasi / 03.03.2025
- Yemekteyiz: Trump’tan Putin’e yemek masası analizi / 02.03.2025
- Adı gönüllere yazılan isim: Mustafa Kemal Atatürk / 28.02.2025
- Annelik mi, kariyer mi? Sistemden başka suçlu yok! / 27.02.2025
- Fort Knox’un durumu ve doların geleceği / 24.02.2025
- Ekonomik bağımsızlık ve ‘milli para’ üzerine / 22.02.2025
- Batsın bu sistem, bitsin bu düzen / 17.03.2025
- Aç insan erdemlerini yer / 16.03.2025
- Lüfer nerede Lüfer? / 09.03.2025
- “Deeplomasi” & Diplomasi / 03.03.2025
- Yemekteyiz: Trump’tan Putin’e yemek masası analizi / 02.03.2025
- Adı gönüllere yazılan isim: Mustafa Kemal Atatürk / 28.02.2025
- Annelik mi, kariyer mi? Sistemden başka suçlu yok! / 27.02.2025
- Fort Knox’un durumu ve doların geleceği / 24.02.2025
- Ekonomik bağımsızlık ve ‘milli para’ üzerine / 22.02.2025