12 yıl aradan sonra 8 Ocak'ta Cumhurbaşkanlığı düzeyindeki ilk ABD ziyareti gerçekleşti. Önce 5 Kasım Erdoğan-Bush görüşmesi, ardından da 8 Ocak Gül-Bush görüşmesi.Esasen 8 Ocak görüşmesi, 5 Kasım'ın neticesi gibiydi. 5 Kasım'da ekildi, 8 Ocak'ta biçildi. 5 Kasım'da ABD istihbarat desteği vererek PKK'yı bitirme konusunda vaatlerde bulunmuştu. Bize noktasal operasyon izni verilirken, PKK da çoktan farklı mecralara yöneltilmişti. PKK'ya "ortalıkta dolaşma" talimatları verilmişti.Meşhur bir İngiliz dergisi olan The Economist'te çıkan haberler PKK'nın bitirilmesi karşılığı Türkiye'nin de önemli tavizler verdiği yönündeydi. Bu tavizlerden en önemlisi Barzani'nin tanınması, diğeri ise PKK'nın siyasal olarak önünün açılmasıydı. Başbakan Erdoğan bu iddiaları yalanladı, ama o günden bugüne yaşananlar bu iddiaların doğruluğuna işaret ediyordu.Hatta Cumhurbaşkanı Gül ile Bush'un yaptığı görüşmeye de PKK'nın bitirilmesi karşılığı istenilen bu tavizler damgasını vurmuştu.Washington Post gazetesi, Gül-Bush görüşmesinde PKK terörünün siyasal çözümünün konuşulduğunu yazdı. Habere göre ABD, PKK terör örgütü konusunda geniş kapsamlı bir siyasi çözüm istedi. Konunun detaylarını ilerleyen zamanlarda yaşayarak göreceğiz. Bu kapsamda yine Washington Post gazetesinin haberinde Bush, güneydoğumuzdan "ihtilaflı bölge" olarak bahsetti. Bush Gül'den "ihtilaflı bölgede ekonomik gelişmeyi arttırmasını" istedi. Terörün siyasal çözümü konuşuluyor ve güneydoğumuzdan ihtilaflı bölge olarak bahsediliyor. Güneydoğu sınırlarımızı hala tanımayan ABD'nin çözümden kastının ne olduğunu herhalde anlamışsınızdır. Yine daha önce 5 Kasım'da görüşüldüğü söylenen Barzani'nin tanınması şartı da bu görüşmede teyit edildi. Sayın Gül, daha ABD'ye giderken yaptığı açıklamada, PKK'nın bitirilmesi durumunda Türkiye'nin Irak'a olan desteğinin ayrım yapılmadan -yani Kuzey Irak da dahil- on kat artırılacağını ifade etmişti. Görüşme sonrasında da Gül, ortaklaşa yapılan basın açıklamasında da, "Irak'ta petrol yasası çıkarsa -ki çıkacak, çünkü ABD istiyor- Irak'a, hatta kuzeyine, güneyine her konuda yardımcı olmaya hazırız" dedi.Sayın Gül'ün bu ifadeyi sık sık dillendirmesi tesadüf değil. 5 Kasım'dan farklı olarak bu toplantıda gündeme gelen en önemli konulardan birisi de enerji konusuydu. ABD, Rusya'nın enerji hakimiyetini kırmak, İran'ı ise yalnızlaştırmak için Türkiye'yi paravan olarak kullanmak istiyordu. Bu şekilde hem rakiplerini ekarte edecekti, hem de Türkiye'nin bu ülkelerle işbirliğine girmesine mani olacaktı. Esasen bu coğrafyada asıl yalnızlaştırdığı Türkiye'ydi.Türkiye'nin sadece Azerbaycan'dan gelen doğalgaz ve petrolün Batı'ya açılan bir koridoru olması hedeflenmemişti. Irak'taki petrol ve doğalgazın da transferinin sağlanması gerekiyordu. ABD için, Irak doğalgaz ve petrolünün en uygun geçiş güzergahı Türkiye'ydi. ABD bunu hedeflerken tek düze bir mantıkla düşünmüyor. Bir taşla birçok kuşu vurmanın hesabında. Eğer Türkiye'yi Kuzey Irak merkezli böyle bir tuzağa çekerse, -ki çekecek gibi- ister istemez Barzani'yi tanımak zorunda kalacağız. Petrol güney Irak'tan gelse bile Kuzey Irak üzerinden bize verilecek. Hatta ABD'li yetkililerin ifadelerine bakılırsa, ABD bu konuda biraz da ukalalık yaparak, Irak'ın güney ve doğu kesiminde bir sorunun olmayacağını, -buraya dikkat- Kuzey Irak'ın da ABD'nin baskısıyla Türkiye ile işbirliğine ikna edilebileceğini ifade ediyorlar.Yani Türkiye Barzani'yi tanımaya dünden razı da sanki Barzani buna yanaşmıyormuş gibi bir hava estiriyorlar. Beyler! Maalesef gidişat gösteriyor ki, nasıl Osmanlı ve Atatürk zamanında asla kurulmasına müsaade etmediğimiz İsrail'i, 1948'de resmen tanıyan ilk ülke olduysak, bu sefer de kırmızı çizgilerimizi tamamen ortadan kaldırarak Barzani'yi de ilk resmen tanıyan biz olabiliriz. Şunu unutmayalım ki, böyle bir durumda PKK'dan çok daha büyük bir hançeri kalbimize saplamış oluruz.İşte böyle bir durumda, Bush'un ihtilaflı(!) kabul ettiği bölge, Barzani'nin ve ABD'nin lehine netleşmiş olur. Türkiye'nin ABD planları çerçevesinde bir enerji koridoru yapılmasının bir sebebi de, Türkiye taşımayla meşgul olurken, yer altı kaynaklarımızın saman altından su yürütme misali sessiz sedasız Batı'ya transfer edilmesidir. Bize ucuz hatta zararına hamallık yaptıranlar, 3 katrilyon dolarlık doğal hazinelerimizi bir bir çalıp götürüyorlar.ABD'nin bizden istediklerinin bir hedefi de, yıllardan beri planladığı İran-Türkiye çatışmasına zemin hazırlamaktır. Malum olduğu üzere, İran doğalgazımızı kesti, gerekçe olarak da bize satmak üzere aldığı Türkmen doğalgazının alımında sorun yaşamasını gösterdi. İşte burada ABD'nin müdahalesi olup olmadığını araştırmak gerek. Özellikle Gül-Bush görüşmesi öncesi yaşanan bu kriz tesadüf olmayabilir. Çünkü görüşmenin en önemli konularından birisi enerjiydi ve bu doğalgaz krizinin gölgesinde ABD ile görüşüldü. ABD, İran'ı en çok güvendiği enerji kaynakları konusunda da tecrit etmek istiyor ve bunu özellikle Türkiye ile yapmak istiyor.Gül-Bush görüşmesinde nükleer yayılmanın önlenmesine yönelik, iki ülke arasında işbirliği yapılması da bunun tuzu biberi olacak. Kim ne derse desin, Türkiye, ABD ekseninde tehlikeli bir mecraya sürükleniyor. ABD'nin Ortadoğu'da gerçekleştirdiği bütün projelerin ana hedefinin Büyük Ortadoğu Projesi olduğunu, bu projenin gerçek mimarının İsrail olduğunu ve bu projenin asıl hedefinin ise Türkiye'nin bölünmesi ve parçalanması olduğunu asla unutmayalım.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025