AB konusunda tam bir çıkmazın içersindeyiz. Hangi sokağa girersen tıkalı.
Yapılacak müzakerelerde tarih vermeseler problem, ama verseler daha büyük bir problem.
Tarih vermeseler bu uğurda harcanılan zamana ve feda ettiğimiz milli ve manevi değerlerimize yazık. Tarih verseler, bu da şu anlama geliyor ki, o tarihe kadar seni tamamen bitireceklerini tahmin ettikleri içindir.
Türkiye'yi tamamen ne zaman bitireceklerini tam kestiremediklerinden dolayıdır ki, 6 Ekim görüşmelerinde "ucu açık bir müzakere" kararı aldılar. Öyle ya, Türk milletinin ne yapacağı belli olmaz. İşlerini sağlama alıyorlar.
Hedef yanlış olunca, attığın her bir adım da yanlış oluyor.
Bu şuna benzer ki, uzaya bir roket fırlatıyorsunuz, çok küçük bir açı kayması dahi olsa, roketin hedefe ulaşması mümkün değildir.
AB hedefi, bırakın küçük bir açı kaymasını, gitmemiz gereken asıl hedefin tam tersi istikamette.
Esasen aradığımız şey, Türk milletinin kendi öz benliğinde mevcuttur. Sahip olduğumuz milli ve manevi değerler dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Ama kadrini ve kıymetini bilebilirsek.
Nasıl ki denizin içinde, kimsenin ulaşamadığı dünya harikası bir elmas hiçbir değer ve anlam ifade etmiyorsa, kabiliyetlerini ve mevcut değerlerini kullanamayan bir millet kaybolmaya ve yok olmaya mahkumdur.
Aktarılmayan bilgi unutulur, kullanılmayan kabiliyet körelir.
Gelecek nesillerimize 5 bin yıllık şanlı ve onurlu Türk tarihini, zaferleriyle, başarılarıyla ve de mağlubiyetleriyle -özellikle de masa başı olanları- hakkıyla öğretebilirsek, nesillerimizi geleceğe hazırlarsak ülkemizin ve milletimizin devamını sağlamış oluruz.
Zaferler, başarılar tamam da, niçin mağlubiyetler. Çünkü düşmanlarımızın bizi yıkmak için uyguladıkları taktikleri, metotları öğrenme açısından.
Gelecek nesillerimizi hem yaz şartlarına göre, hem de kış şartlarına göre yetiştirmek zorundayız.
Tabii ki bu anlattıklarımız tamamen dışarıya kapalı, kendi içine dönük bir toplum olalım anlamına gelmiyor.
Bütün insanlığın istifade etmesi gereken bir medeniyete, kültüre ve yapıya sahibiz, ama teknoloji, bilim konularında dünyadaki bütün gelişmeleri takip etmek zorundayız. Ama bunu yaparken onların kokuşmuş kültürlerini alarak değil, onurlu ve şahsiyetli bir şekilde, kendi değerlerimizi kaybetmeden. Çünkü binlerce yıldır Türk milletini dimdik ayakta tutan değerler bunlardır.
Bugün dünya -birkaç servet sahibi, dünyayı ele geçirme ideali olan aile hariç- bir model, örnek bir medeniyet bekliyor. Bu medeniyet ise, farkındayız veya değiliz, bizde mevcut.
Türkiye olarak iktisadi bir atılım yapar ve unuttuğumuz misyonumuzu hatırlarsak dünyayı aydınlatan bir güneş gibi oluruz. Yalnız bu sadece kendi çevresini aydınlatma kabiliyetine sahip ampulle olmaz, daha büyük bir enerji kaynağı lazım, yani bütün dünyayı aydınlatacak bir enerjiye sahip kaynak lazım.
Bu da, iktidara gelemediği halde, bugüne kadar yaptığı bilimsel, sosyolojik, ekonomik çalışmalarla, sahip olduğu fikirleriyle, projeleriyle güneş gibi aydınlatan Prof. Dr. Haydar Baş'tır.
Onda ümitsizlik yok. Onun ihtiyaç duyduğu tek şey, kaynağını kendi milli ve manevi değerlerinden alan, başkasına el avuç açmayan, veren el alan elden üstündür ilkesine sahip, geçmişinden ibret alan, geleceğe de ümitle bakmasını bilen, çalışmayı, gayreti seven, bütün kainata model olabilecek bir millet, yani aziz Türk milletidir.
Çıkmaz sokakları artık bırakalım, başkalarının yazdığı oyunda figüran değil, oynamamız gereken oyunda baş aktör olalım.
Sen yanağına tükürene, öbür tarafını da dönersen sana tükürecek çok kişi bulunur.
Sana başı dik, onurlu, adalet ve sevgi dolu bir halde olmak yakışır. Ah bir farkına varabilsen.
Zaman hızla geçiyor. Hiçbir şey yerinde durmuyor. Ya ileriye doğru emin adımlarla yürüyüp, bu fani alemde hakkettiğin hayatı yaşayacaksın, ya da başkalarının uşağı olup günden güne eriyeceksin.
Hangisini
tercih
ediyorsun?
Yapılacak müzakerelerde tarih vermeseler problem, ama verseler daha büyük bir problem.
Tarih vermeseler bu uğurda harcanılan zamana ve feda ettiğimiz milli ve manevi değerlerimize yazık. Tarih verseler, bu da şu anlama geliyor ki, o tarihe kadar seni tamamen bitireceklerini tahmin ettikleri içindir.
Türkiye'yi tamamen ne zaman bitireceklerini tam kestiremediklerinden dolayıdır ki, 6 Ekim görüşmelerinde "ucu açık bir müzakere" kararı aldılar. Öyle ya, Türk milletinin ne yapacağı belli olmaz. İşlerini sağlama alıyorlar.
Hedef yanlış olunca, attığın her bir adım da yanlış oluyor.
Bu şuna benzer ki, uzaya bir roket fırlatıyorsunuz, çok küçük bir açı kayması dahi olsa, roketin hedefe ulaşması mümkün değildir.
AB hedefi, bırakın küçük bir açı kaymasını, gitmemiz gereken asıl hedefin tam tersi istikamette.
Esasen aradığımız şey, Türk milletinin kendi öz benliğinde mevcuttur. Sahip olduğumuz milli ve manevi değerler dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Ama kadrini ve kıymetini bilebilirsek.
Nasıl ki denizin içinde, kimsenin ulaşamadığı dünya harikası bir elmas hiçbir değer ve anlam ifade etmiyorsa, kabiliyetlerini ve mevcut değerlerini kullanamayan bir millet kaybolmaya ve yok olmaya mahkumdur.
Aktarılmayan bilgi unutulur, kullanılmayan kabiliyet körelir.
Gelecek nesillerimize 5 bin yıllık şanlı ve onurlu Türk tarihini, zaferleriyle, başarılarıyla ve de mağlubiyetleriyle -özellikle de masa başı olanları- hakkıyla öğretebilirsek, nesillerimizi geleceğe hazırlarsak ülkemizin ve milletimizin devamını sağlamış oluruz.
Zaferler, başarılar tamam da, niçin mağlubiyetler. Çünkü düşmanlarımızın bizi yıkmak için uyguladıkları taktikleri, metotları öğrenme açısından.
Gelecek nesillerimizi hem yaz şartlarına göre, hem de kış şartlarına göre yetiştirmek zorundayız.
Tabii ki bu anlattıklarımız tamamen dışarıya kapalı, kendi içine dönük bir toplum olalım anlamına gelmiyor.
Bütün insanlığın istifade etmesi gereken bir medeniyete, kültüre ve yapıya sahibiz, ama teknoloji, bilim konularında dünyadaki bütün gelişmeleri takip etmek zorundayız. Ama bunu yaparken onların kokuşmuş kültürlerini alarak değil, onurlu ve şahsiyetli bir şekilde, kendi değerlerimizi kaybetmeden. Çünkü binlerce yıldır Türk milletini dimdik ayakta tutan değerler bunlardır.
Bugün dünya -birkaç servet sahibi, dünyayı ele geçirme ideali olan aile hariç- bir model, örnek bir medeniyet bekliyor. Bu medeniyet ise, farkındayız veya değiliz, bizde mevcut.
Türkiye olarak iktisadi bir atılım yapar ve unuttuğumuz misyonumuzu hatırlarsak dünyayı aydınlatan bir güneş gibi oluruz. Yalnız bu sadece kendi çevresini aydınlatma kabiliyetine sahip ampulle olmaz, daha büyük bir enerji kaynağı lazım, yani bütün dünyayı aydınlatacak bir enerjiye sahip kaynak lazım.
Bu da, iktidara gelemediği halde, bugüne kadar yaptığı bilimsel, sosyolojik, ekonomik çalışmalarla, sahip olduğu fikirleriyle, projeleriyle güneş gibi aydınlatan Prof. Dr. Haydar Baş'tır.
Onda ümitsizlik yok. Onun ihtiyaç duyduğu tek şey, kaynağını kendi milli ve manevi değerlerinden alan, başkasına el avuç açmayan, veren el alan elden üstündür ilkesine sahip, geçmişinden ibret alan, geleceğe de ümitle bakmasını bilen, çalışmayı, gayreti seven, bütün kainata model olabilecek bir millet, yani aziz Türk milletidir.
Çıkmaz sokakları artık bırakalım, başkalarının yazdığı oyunda figüran değil, oynamamız gereken oyunda baş aktör olalım.
Sen yanağına tükürene, öbür tarafını da dönersen sana tükürecek çok kişi bulunur.
Sana başı dik, onurlu, adalet ve sevgi dolu bir halde olmak yakışır. Ah bir farkına varabilsen.
Zaman hızla geçiyor. Hiçbir şey yerinde durmuyor. Ya ileriye doğru emin adımlarla yürüyüp, bu fani alemde hakkettiğin hayatı yaşayacaksın, ya da başkalarının uşağı olup günden güne eriyeceksin.
Hangisini
tercih
ediyorsun?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025