IMF programlarının üzerinden aylar, yıllar geçiyor. Ekonomimiz bir arpa boyu yol almıyor. O gün bugündür, ne halk, ne reel sektör, ne işçi, ne çiftçi, ne üretici, ne sanayici günyüzü görüyor. Millet sabır taşı olmuş. Capcanlı şehir merkezlerine ölüm sessizliği çökmüş. Kepenkler çekilmiş. Hareket yok, tık yok. Benizler solgun. Türkiye'nin manzarası vahim.
Fakat para musluğunun başında duran üç-beş kişi ve koalisyonun malum "üç artı Derviş" ortakları hallerinden memnun. Ülke, iflas üstüne iflas yaşarken, pişkin politikacılarımız sanki hiçbir olmamış gibi davranıyor. İşin bir başka enteresan tarafı; herkes nefesini tutmuş. Ne sivil toplumdan, ne siyasi muhalefetten ses var. Sanki ölü toprağı serpilmiş. Sadece Kuvay-ı Milliye kadrosu, ta baştan beri, bu böyle gitmez, diyor.
Bacakları titremeye başladı
Ama artık bugün öyle değil. Sosyal patlamanın kapıya dayandığını söyleyenleri "komploculuk"la suçlayanların bacakları dün itibarıyla titremeye başladı. Kemal Derviş, ülkenin halinin Arjantin'le mukayese edilmesinden son derece rahatsız. IMF ve Dünya Bankası yetkilileri, tecrübelerini konuşturdu; bundan böyle ağırlık reel sektör ve sosyal konulara verilmesi gerektiğini yüksek sesle ifade ettiler Global güçler, toplumun bam teline bastıklarını nihayet fark ettiler. Dünya Bankası ve IMF yetkilileri, önümüzdeki hafta bu telden çalacaklarını bildirdiler bizimkilere.
Utanç kredisi
Ülkemizdeki yoksulluk tablosu öyle bir noktaya geldi ki, Dünya Bankası, iki milyon aileye dağıtılmak üzere 500 milyon dolar "geri ödemeli yardım" kararı aldı. 500 milyon dolarlık bu kaynak, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu kanalıyla yoksul ailelere kullandırılacak. Bu yardımların dağıtılması sürecine, Dünya Bankası'nın Türkiye daimi temsilciğinin yanısıra, Banka'nın Washington'daki merkezinden gönderilecek "uzman yetkililer" gözetim ve denetmenlik edecek. Yetkililerimize olan "sonsuz güven"i görüyor musunuz?
Cem utanmış
Bu karar karşısında, Bakanlar Kurulu'unda İsmail Cem'in güya yüzü kızarmış. Uluslararası platformlarda ülkemizin imajı biter, deyivermiş. Türkiye'nin fiyakasının korunmasını gerektiğini vurgulamış. Ama diğer bakan arkadaşları, imaj lüksünde olamayız, millet can derdinde, bir kuruş da olsa almak zorundayız, karşılığını vermişlermiş de 500 milyon dolara yoksullardan daha çok sevinmişler. İşte Türkiye tablosunun Bakanlar Kurulu'na akseden gölgesi... Global güçlerin istediği bu; Türkiye'yi utanç duruma sokmak. IMF ve Dünya Bankası'nın, biz sizin sadece zenginlerinizin değil, fakir, yoksul ve kimsesizlerinizin de karnını doyuruyoruz, dercesine kıskıs güldüğü tablo bu.
Bu milleti bin defa doyuracak nitelikte "üretim ve tarım ambarı" olan ülkemizi, bu hale sokanların sadece güya utanma pozisyonuna girmeleri yetmiyor şüphesiz. Toplum, sayın bakanların istisnasız toplu halde "Bu hale düşmektense; keşke yer yarılsaydı da yere girseydik" demelerini ve gereğini yapmalarını bekliyor.
Kreditörler bile korktu
Öte yandan Dünya Bankasının Türkiye Direktörü Ajay Chibber, IMF programının kendi kredilerinin geri ödenmesini tehlikeye soktuğunu anlamış olacak ki; önceki günden bu yana, iş böyle giderse kim üretecek, kim ihracat yapacak, kim vergi ödeyecek, kim, aynı zamanda makro-dengelere yardım edecek, demeye başladı.
Chibber, IMF ve Dünya Bankası kuyusunda suyun yavaş yavaş çekildiğini haber verircesine "sadece para koymak, daha fazla sorunlar yaratabilir" diyor.
Kuvay-ı Milliye'de kenetlenin
Ve aklınızı başınıza toplayıp Kuvay-ı Milliye etrafında kenetlenin ikazını da yapıyor Chibber. Bakınız ne diyor: Kurtuluş Savaşı'nı birlikte, beraberlik halinde verdiniz, dolayısıyla, yeniden yapabilirsiniz, zor zamanda Türkler bir araya gelebilir. Burada, ekonomik krizde düşman görünür değil, görünmez, fakat, savaş verilebilir, bu ciddi bir sorun.
Derviş inkültürasyondan korksun
Evet, Türk toplumu kültür, gelenek ve görenekleri itibarıyla dünyanın hiçbir milletine benzemez. Sabrı da öyle. Bu bakımdan sayın Derviş, Türkiye'nin Arjantin'le mukayese edilmesinden çok fazla tedirgin olmamalı. Derviş ve diğer yetkililerin asıl tedirgin olmaları gereken taraf, yıllarca bu toplumun tüm kültür dinamiklerinin ve toplumsal dayanaklarının pervasızca bombardımana tabi tutulmasıdır.
Böyle bir inkültürasyon neslinin sabrının taşırılmasması halinde, Allah korusun, tablo, ne Arjantinlilerinkine benzer, ne de Meksikalılarınkine. Bu milletin enerjisi, "deli kanlı"lığı hiçbirine benzemez de ondan. Ama sanki kimse bu hesabı yapmıyor.
Daha dün Mersin'in Kazanlı beldesinde yapılan operasyonlarda yakalananlardan 5'inin toplumun emniyetini korumakla görevli komiser ve polis oldukları gözönüne alınırsa; gelinen vahim durumun, nereye dayandığını, muhtemel sosyal patlamanın nerelere varabileceğini kestirmek zor, belki de imkansızdır. Maalesef pekçok konuda olduğu gibi kimi pişkin politikacılarımızın "kendilerinin ve avanelerinin konuşlanacakları yurtdışı adresleri" dışında toplumsal gelişmelere çare olacak ne kültürel bir projeleri var, ne de kuşatıcı öğretileri, idealleri.
Sayın Cem ve Derviş'in "utandıran yardım"dan önce asıl tedirgin olmaları ve utanmaları gereken toplumsal gerçek ve potansiyel risk bu olsa gerek.
Fakat para musluğunun başında duran üç-beş kişi ve koalisyonun malum "üç artı Derviş" ortakları hallerinden memnun. Ülke, iflas üstüne iflas yaşarken, pişkin politikacılarımız sanki hiçbir olmamış gibi davranıyor. İşin bir başka enteresan tarafı; herkes nefesini tutmuş. Ne sivil toplumdan, ne siyasi muhalefetten ses var. Sanki ölü toprağı serpilmiş. Sadece Kuvay-ı Milliye kadrosu, ta baştan beri, bu böyle gitmez, diyor.
Bacakları titremeye başladı
Ama artık bugün öyle değil. Sosyal patlamanın kapıya dayandığını söyleyenleri "komploculuk"la suçlayanların bacakları dün itibarıyla titremeye başladı. Kemal Derviş, ülkenin halinin Arjantin'le mukayese edilmesinden son derece rahatsız. IMF ve Dünya Bankası yetkilileri, tecrübelerini konuşturdu; bundan böyle ağırlık reel sektör ve sosyal konulara verilmesi gerektiğini yüksek sesle ifade ettiler Global güçler, toplumun bam teline bastıklarını nihayet fark ettiler. Dünya Bankası ve IMF yetkilileri, önümüzdeki hafta bu telden çalacaklarını bildirdiler bizimkilere.
Utanç kredisi
Ülkemizdeki yoksulluk tablosu öyle bir noktaya geldi ki, Dünya Bankası, iki milyon aileye dağıtılmak üzere 500 milyon dolar "geri ödemeli yardım" kararı aldı. 500 milyon dolarlık bu kaynak, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu kanalıyla yoksul ailelere kullandırılacak. Bu yardımların dağıtılması sürecine, Dünya Bankası'nın Türkiye daimi temsilciğinin yanısıra, Banka'nın Washington'daki merkezinden gönderilecek "uzman yetkililer" gözetim ve denetmenlik edecek. Yetkililerimize olan "sonsuz güven"i görüyor musunuz?
Cem utanmış
Bu karar karşısında, Bakanlar Kurulu'unda İsmail Cem'in güya yüzü kızarmış. Uluslararası platformlarda ülkemizin imajı biter, deyivermiş. Türkiye'nin fiyakasının korunmasını gerektiğini vurgulamış. Ama diğer bakan arkadaşları, imaj lüksünde olamayız, millet can derdinde, bir kuruş da olsa almak zorundayız, karşılığını vermişlermiş de 500 milyon dolara yoksullardan daha çok sevinmişler. İşte Türkiye tablosunun Bakanlar Kurulu'na akseden gölgesi... Global güçlerin istediği bu; Türkiye'yi utanç duruma sokmak. IMF ve Dünya Bankası'nın, biz sizin sadece zenginlerinizin değil, fakir, yoksul ve kimsesizlerinizin de karnını doyuruyoruz, dercesine kıskıs güldüğü tablo bu.
Bu milleti bin defa doyuracak nitelikte "üretim ve tarım ambarı" olan ülkemizi, bu hale sokanların sadece güya utanma pozisyonuna girmeleri yetmiyor şüphesiz. Toplum, sayın bakanların istisnasız toplu halde "Bu hale düşmektense; keşke yer yarılsaydı da yere girseydik" demelerini ve gereğini yapmalarını bekliyor.
Kreditörler bile korktu
Öte yandan Dünya Bankasının Türkiye Direktörü Ajay Chibber, IMF programının kendi kredilerinin geri ödenmesini tehlikeye soktuğunu anlamış olacak ki; önceki günden bu yana, iş böyle giderse kim üretecek, kim ihracat yapacak, kim vergi ödeyecek, kim, aynı zamanda makro-dengelere yardım edecek, demeye başladı.
Chibber, IMF ve Dünya Bankası kuyusunda suyun yavaş yavaş çekildiğini haber verircesine "sadece para koymak, daha fazla sorunlar yaratabilir" diyor.
Kuvay-ı Milliye'de kenetlenin
Ve aklınızı başınıza toplayıp Kuvay-ı Milliye etrafında kenetlenin ikazını da yapıyor Chibber. Bakınız ne diyor: Kurtuluş Savaşı'nı birlikte, beraberlik halinde verdiniz, dolayısıyla, yeniden yapabilirsiniz, zor zamanda Türkler bir araya gelebilir. Burada, ekonomik krizde düşman görünür değil, görünmez, fakat, savaş verilebilir, bu ciddi bir sorun.
Derviş inkültürasyondan korksun
Evet, Türk toplumu kültür, gelenek ve görenekleri itibarıyla dünyanın hiçbir milletine benzemez. Sabrı da öyle. Bu bakımdan sayın Derviş, Türkiye'nin Arjantin'le mukayese edilmesinden çok fazla tedirgin olmamalı. Derviş ve diğer yetkililerin asıl tedirgin olmaları gereken taraf, yıllarca bu toplumun tüm kültür dinamiklerinin ve toplumsal dayanaklarının pervasızca bombardımana tabi tutulmasıdır.
Böyle bir inkültürasyon neslinin sabrının taşırılmasması halinde, Allah korusun, tablo, ne Arjantinlilerinkine benzer, ne de Meksikalılarınkine. Bu milletin enerjisi, "deli kanlı"lığı hiçbirine benzemez de ondan. Ama sanki kimse bu hesabı yapmıyor.
Daha dün Mersin'in Kazanlı beldesinde yapılan operasyonlarda yakalananlardan 5'inin toplumun emniyetini korumakla görevli komiser ve polis oldukları gözönüne alınırsa; gelinen vahim durumun, nereye dayandığını, muhtemel sosyal patlamanın nerelere varabileceğini kestirmek zor, belki de imkansızdır. Maalesef pekçok konuda olduğu gibi kimi pişkin politikacılarımızın "kendilerinin ve avanelerinin konuşlanacakları yurtdışı adresleri" dışında toplumsal gelişmelere çare olacak ne kültürel bir projeleri var, ne de kuşatıcı öğretileri, idealleri.
Sayın Cem ve Derviş'in "utandıran yardım"dan önce asıl tedirgin olmaları ve utanmaları gereken toplumsal gerçek ve potansiyel risk bu olsa gerek.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019