Üzerinden 107 yıl geçmiş bir olayla ilgili, gerçek dışı "Ermeni soykırımı" iddiasını ABD Başkanı Joe Biden, geçen yılda olduğu gibi, bu yıl da dile getirdi.
ABD'de 1915 olayları için ilk kez 1981 yılında Başkan Ronald Reagan tarafından kullanılan "soykırım" lafı, 2019 yılında Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından kabul edilen karar tasarılarında da kullanılmakla birlikte, Başkan Barack Obama ve Donald Trump, olayları "büyük felaket" olarak nitelemekle yetindiler. Joe Biden ise seçim kampanyası sırasında verdiği sözü tutarak "soykırım" terimini kullandı.
Siyasi olarak kullanılan, ancak 1915 olayları açısından hukuki geçerliliği olmayan bu terim nedir?
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından 9 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen "Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme", soykırımı şöyle tanımlamaktadır: "Bu sözleşmede soykırım, milli, etnik, ırki veya dini bir grubun tamamen veya kısmen yok edilmesi maksadıyla aşağıdaki fiillerin işlenmesi anlamına gelir:
a-Grup üyelerini öldürme,
b-Grup üyelerine bedensel veya ruhsal ağır zarar verme,
c-Kasıtlı olarak grubun fiziki olarak tamamen veya kısmen yok edilmesi sonucunu doğuracak yaşam koşullarına zorlanması,
d-Grup içinde doğumları engellemeye yönelik önlemler alınması,
e-Grubun çocuklarının başka gruba zorla nakledilmesi."
Bu tanım, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 76.maddesinde de yer almaktadır. Ne var ki, 1915 olaylarından on yıllar sonrasında yapılmış olan bu tanımlar "soykırım" kavramının henüz bilinmediği bir dönemdeki olaylar hakkında uygulanmak istense bile ortada böyle bir eylem yoktur. Çünkü bu olaylar sırasındaki ölümler, bir yanda Osmanlı Devleti'nin savaş halinde olduğu Çarlık Rusyası'nın kışkırtmasıyla Doğu Anadolu'da bağımsız bir devlet kurmak için ayaklanan, vatandaşı oldukları Osmanlı Devleti'ne karşı düşman ordusunun yanında yer alan Ermenilerin ihaneti ve bölgedeki mezalimi nedeniyle Türklerin uğradığı can kayıpları, diğer yanda Rus askerleriyle savaşan Türk askerlerinin aynı zamanda onlarla işbirliği yapan Ermeni çeteleriyle çarpışmak zorunda kalması nedeniyle meydana gelen can kayıpları ile devletin cephe gerisinde bir önlem olarak Ermenileri bölgeden uzaklaştırmak için uyguladığı tehcir (göç) sırasında yollarda hastalıklar ve bazı Kürt aşiretlerinin de katıldığı çete baskınları nedeniyle uğranılan can kayıplarından oluşmaktadır.
Soykırım niteliği taşımayan bu karmaşık süreçte en az Ermeniler kadar Türkler de büyük acılar yaşadılar.
Sonraki yıllarda Ermeni terör örgütleri, intikam almak için cinayetler işledi. Tehcir kararını veren veya uygulayan İttihat ve Terakki Fırkası hükûmetlerinin sadrazamları Talat Paşa 15 Mart 1921'de Berlin'de, Sait Halim Paşa 6 Aralık 1921'de Roma'da, yüksek komuta görevlerinde bulunmuş bir asker ve önde gelen fırka yöneticileri arasında yer alan bir siyaset adamı olan eski Bahriye Nazırı Cemal Paşa 25 Temmuz 1922'de Tiflis'te Ermeni Komitacılar tarafından öldürüldü. 27 Ocak 1973'te Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir'in öldürülmesiyle başlayan sonraki yıllarda Ermeni teröristlerce sürdürülen bir dizi cinayetle 35 Türk diplomatı hayatını kaybetti. Bu cinayetleri Türklerden başka kimse kınamadı.
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023