İngiliz Economist Dergisi’nin Türk ordusu hakkındaki analizi oldukça dikkat çekici…
“Erdoğan ve Generalleri” başlığını taşıyan analizde “Bir zamanlar her şeye muktedir Türk ordusu, aciz değilse sindirilmiş durumda…” denildi.
“Tasavvur ederseniz, bir ülke ki NATO’nun ikinci büyük ordusu var, komşuları arasında Irak, İran ve Suriye bulunuyor ve Ege, Karadeniz ve Akdeniz tarafından çevrilmiş durumda ama deniz kuvvetlerine komuta edecek hiç kimsesi yok” denildi.
Askerlerin yargılandığı davaların “bir zamanlar, her şeye muktedir, Türkiye’nin silahlı kuvvetleri zayıf ve bölünmüş” bıraktığı yorumu yapıldı.
Gelinen bu noktayı çok iyi irdelememiz lazım. Öncelikle şu sorudan başlayalım. ABD adına iş yapan ve BOP’un askeri kanadı konumuna gelen NATO, ikinci büyük orduya sahip “stratejik müttefik” olan üyesinin ordusunun zayıf ve parçalanmasını neden ister?
Neticede, 10 yıllık AKP iktidarı döneminde, “AKP’ye darbe yapacak” bahanesiyle Türk ordusu yıpratıldı. AKP ise ABD, AB ve NATO’nun bir dediğini hiçbir zaman iki etmedi.
Sayın Başbakan bugünlerde asker aleyhinde açılan davaları eleştirme yoluna gidiyor. Tamam da bu davaların hangisi siyasi iradenin iradesi dışında açıldı?
Üç erkten biri olan yargının dahi yapılan Anayasa değişikliği referandumundan sonra tamamen siyasi iradenin kontrolüne girdiği bir atmosferde Sayın Başbakan’ın bu göstermelik serzenişi neyi ifade ediyor?
Bir ülkenin siyasetinin yapabileceği en büyük zarar, ordusunu zayıflatması, ülkesini düşmanlara karşı zayıf göstermesidir. Ordu “savaş gücüdür” doğru, ama daha önemli görevi ise caydırıcı olmasıdır. Bu sebeple devletler, düşmanların iştahı kabarmasın diye, işgale tenezzül etmesinler diye, tatbikatlarla, törenlerle güçlerini ortaya koyarlar ve düşmanların menfur isteklerini savaşmadan bertaraf ederler.
Ama AKP’nin 10 yıllık politikaları neticesinde görüyoruz ki, bugün dün istiklal harbini verdiğimiz en büyük düşmanlarımızdan olan İngilizler, keyif içinde ordumuzun zayıflığından bahsedebiliyorlar. Bu durum çok kısa bir zamanda farklı istekleri de beraberinde getirecektir.
İran hedefte bir ülke olmasına rağmen dikkat ederseniz batılı ülkelerin İran’a olan düşmanlıkları sadece söz boyutunda kalıyor, askeri bir operasyona dönüşmüyor.
Çünkü İran silah sanayini ve ordusunu sürekli güçlendiriyor.
Suriye’de ise Rus askeri varlığı caydırıcılık noktasında yeterli oluyor. Batılı ülkeler gayet iyi biliyor ki, Suriye’ye açılacak bir savaş aynı zamanla Rusya ile savaşı göze almaktır.
Şimdi görüyoruz ki AKP’li Türkiye, AB, ABD, IMF, NATO ve BM aklıyla bu caydırıcı unsuru, güvenlik duvarını ortadan kaldırmış.
Irak’ın işgal edilmesinin nedeni, Irak ordusunun savaşmadan teslim olmasıdır, Afganistan’ın, Libya’nın işgal edilmesinin nedeni ordularının güçlü olmamasıdır, Filistinli kardeşlerimizin vahşet yaşamasının nedeni ordularının olmamasıdır.
Anlaşılan Türk ordusu zayıflatılarak Filistin gibi yapılmak isteniyor.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın bu noktadaki uyarıları önemli. Aile, ordu, din ve devletin milleti ayakta tutan temel unsurlar olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı “ahlaki yozlaşmayı normal gibi gösteren dizilerle aileyi, kişisel hataları kullanarak da orduyu yok etmek istiyorlar. Milleti ayakta tutmak istiyorsak bu kurumları korumaya mecburuz” dedi.
Türk ordusunu devre dışı bırakma faaliyetleri Kurtuluş Savaşı öncesi de uygulanmıştı ve askerin elindeki silah, batılı ülkelerin baskısı sonucu Osmanlı yönetimi tarafından alınınca hemen ardından fiili işgal dönemi başlamıştı.
Bugün Suriye bahanesiyle NATO güçleri topraklarımıza yerleşiyor, Türk askerinin ise komuta kademesi yok. Sevr tarihi tekerrür ediyor.
“Erdoğan ve Generalleri” başlığını taşıyan analizde “Bir zamanlar her şeye muktedir Türk ordusu, aciz değilse sindirilmiş durumda…” denildi.
“Tasavvur ederseniz, bir ülke ki NATO’nun ikinci büyük ordusu var, komşuları arasında Irak, İran ve Suriye bulunuyor ve Ege, Karadeniz ve Akdeniz tarafından çevrilmiş durumda ama deniz kuvvetlerine komuta edecek hiç kimsesi yok” denildi.
Askerlerin yargılandığı davaların “bir zamanlar, her şeye muktedir, Türkiye’nin silahlı kuvvetleri zayıf ve bölünmüş” bıraktığı yorumu yapıldı.
Gelinen bu noktayı çok iyi irdelememiz lazım. Öncelikle şu sorudan başlayalım. ABD adına iş yapan ve BOP’un askeri kanadı konumuna gelen NATO, ikinci büyük orduya sahip “stratejik müttefik” olan üyesinin ordusunun zayıf ve parçalanmasını neden ister?
Neticede, 10 yıllık AKP iktidarı döneminde, “AKP’ye darbe yapacak” bahanesiyle Türk ordusu yıpratıldı. AKP ise ABD, AB ve NATO’nun bir dediğini hiçbir zaman iki etmedi.
Sayın Başbakan bugünlerde asker aleyhinde açılan davaları eleştirme yoluna gidiyor. Tamam da bu davaların hangisi siyasi iradenin iradesi dışında açıldı?
Üç erkten biri olan yargının dahi yapılan Anayasa değişikliği referandumundan sonra tamamen siyasi iradenin kontrolüne girdiği bir atmosferde Sayın Başbakan’ın bu göstermelik serzenişi neyi ifade ediyor?
Bir ülkenin siyasetinin yapabileceği en büyük zarar, ordusunu zayıflatması, ülkesini düşmanlara karşı zayıf göstermesidir. Ordu “savaş gücüdür” doğru, ama daha önemli görevi ise caydırıcı olmasıdır. Bu sebeple devletler, düşmanların iştahı kabarmasın diye, işgale tenezzül etmesinler diye, tatbikatlarla, törenlerle güçlerini ortaya koyarlar ve düşmanların menfur isteklerini savaşmadan bertaraf ederler.
Ama AKP’nin 10 yıllık politikaları neticesinde görüyoruz ki, bugün dün istiklal harbini verdiğimiz en büyük düşmanlarımızdan olan İngilizler, keyif içinde ordumuzun zayıflığından bahsedebiliyorlar. Bu durum çok kısa bir zamanda farklı istekleri de beraberinde getirecektir.
İran hedefte bir ülke olmasına rağmen dikkat ederseniz batılı ülkelerin İran’a olan düşmanlıkları sadece söz boyutunda kalıyor, askeri bir operasyona dönüşmüyor.
Çünkü İran silah sanayini ve ordusunu sürekli güçlendiriyor.
Suriye’de ise Rus askeri varlığı caydırıcılık noktasında yeterli oluyor. Batılı ülkeler gayet iyi biliyor ki, Suriye’ye açılacak bir savaş aynı zamanla Rusya ile savaşı göze almaktır.
Şimdi görüyoruz ki AKP’li Türkiye, AB, ABD, IMF, NATO ve BM aklıyla bu caydırıcı unsuru, güvenlik duvarını ortadan kaldırmış.
Irak’ın işgal edilmesinin nedeni, Irak ordusunun savaşmadan teslim olmasıdır, Afganistan’ın, Libya’nın işgal edilmesinin nedeni ordularının güçlü olmamasıdır, Filistinli kardeşlerimizin vahşet yaşamasının nedeni ordularının olmamasıdır.
Anlaşılan Türk ordusu zayıflatılarak Filistin gibi yapılmak isteniyor.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın bu noktadaki uyarıları önemli. Aile, ordu, din ve devletin milleti ayakta tutan temel unsurlar olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı “ahlaki yozlaşmayı normal gibi gösteren dizilerle aileyi, kişisel hataları kullanarak da orduyu yok etmek istiyorlar. Milleti ayakta tutmak istiyorsak bu kurumları korumaya mecburuz” dedi.
Türk ordusunu devre dışı bırakma faaliyetleri Kurtuluş Savaşı öncesi de uygulanmıştı ve askerin elindeki silah, batılı ülkelerin baskısı sonucu Osmanlı yönetimi tarafından alınınca hemen ardından fiili işgal dönemi başlamıştı.
Bugün Suriye bahanesiyle NATO güçleri topraklarımıza yerleşiyor, Türk askerinin ise komuta kademesi yok. Sevr tarihi tekerrür ediyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025