Geçtiğimiz günlerde gazetemizin manşetine taşınan bir haberde Türkiye'nin borç tablosu gözler önüne serilmişti. Haberde AKP hükümetinin iktidara geldiği 2002 yılıyla 2011 yılının iç ve dış borçları rakamları mukayese ediliyor. Önemine binaen bu rakamları yeniden ifade edelim. 2002 yılında iç borç 150 milyar TL iken, 2011 yılında bu borç 420 milyar TL'ye yükselmiş. Yaklaşık 3 kat artış var.2002 yılında dış borç 47,1 milyar dolarken 2011 yılında 100 milyar dolara çıkmış. Yüzde 100'ü aşan bir artış var.Özel sektörün dış borcu 2002 yılında 43,2 milyar dolarken 2011 yılında 250 milyar dolara fırlamış. Yaklaşık 6 kat artış yaşanmış.Yine borçlarımızın artmasının nedenlerinden olan ithalat 2002 yılında 41 milyar dolar iken 2011 yılında 185 milyar dolara çıkmış. Artış miktarı 4,5 kat?Borçlandığımızı gösteren cari açık ise 2002 yılında 10,5 milyar dolar iken 2011 yılında 5 kat artarak 48,5 milyar dolara çıkmış.Başbakan Erdoğan ve AKP hükümetinin ekonomi yetkilileri ne hikmetse bu rakamlardan hiç bahsetmiyor. Başbakan, IMF'ye olan borcumuzun 5,5 milyar dolara düştüğünden bahsediyor. Doğru, IMF'ye borcumuz düştü ama IMF aklıyla borç almadığımız yer kalmadı. Neticede yukarıda da bahsettiğimiz gibi borçlar katlanarak arttı.Burada dikkat çekmek istediğim bir husus var: Siyasilerimiz "özel sektörün borcu bizi ilgilendirmez" diyemez. Bu da devletin borcu sayılır. Çünkü bu kuruluşlara yabancı sermaye sahipleri para verirken, devlet garantörlüğüyle veriyorlar. Özel sektörün borçlarının çoğu da bankalara ait. Kısa vadeli borçlarda bankaların özel sektör borcundaki payı yüzde 60'ın üzerinde? Bankalar bu borçları sendikasyon kredisi olarak devlet garantörlüğüyle alıyor. Neticede ödeyemediği ya da battığı zaman muhatap devlet, yani millet?Peki, Türkiye 2002'den bu yana bu kadar borcunu arttırdı da, ciddi yatırımlar mı yaptı? Elbette ki hayır. Bırakın yatırım yapmayı, var olan yatırımlar da haraç mezat yabancılara peşkeş çekildi. Tüpraş, Telekom, Erdemir, Poaş, Seka, Sümerbank ve daha nice karlı dev kamu kuruluşu 2-3 yıllık karına elimizden çıkarıldı.Bu kadar borç para alınmasına ve de karlı kuruluşlarımız elimizden çıkmasına rağmen neden bu kadar borç attı ve bu paralar nereye gitti?İşte milletimizin AKP hükümetine sorması gereken en önemli sorulardan biri bu?Peki, Türkiye varlığını devam etmesi için, AKP'li siyasetçilerin iddia ettiği gibi sürdürülebilir borçlanma anlayışına devam etmeli midir? Elbette ki hayır. Türkiye, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde ifade ettiği kaynakları devreye koyarsa bir kuruş borçlanmaya gerek kalmayacaktır.Milli Ekonomi Modeli, üretilen mal ve hizmetlerin karşılığında milli paranın devreye konulmasını şart koşmaktadır. Yani Türkiye senyoraj gelirini kullanmak zorundadır. Mal ve hizmet, karşılığını yerli para olarak bulursa, o zaman doğal olarak mübadele ya da yatırım için borç paraya ihtiyaç kalmayacaktır.Madenler devlet millet ortaklığıyla işletilirse, tarım, hayvancılık, sanayi milli kaynaklarla güçlendirilirse Türkiye'nin yabancı sermayeye asla ihtiyacı kalmayacaktır.Böyle olursa Türkiye borç alan ülke değil, sıkışan bütün dostlarına parasal yardımda bulunan güçlü bir ülke konumuna yükselir. Türkiye "sürdürülebilir borçlanma" saplantısından, sürdürülebilir gerçek büyümeye ancak Milli Ekonomi Modeli ile geçebilir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025