Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni, büyük badirelerden geçerek, acı tecrübeler yaşayarak kuran Mustafa Kemal Atatürk, Ortadoğu ülkelerine atanan her bir büyükelçiyi yanına çağırır ve şöyle derdi: "Ortadoğu'ya bulaşmayın, Ruslarla dalaşmayın."
Tabii ki Atatürk bu tavsiyeyi, Ankara'da ya da İstanbul'da sırça köşklerde oturarak, bulutların üstünde fildişi kulelerde keyif sürerken yapmadı. Tarblusgarp, Balkan, Çanakkale, Kafkas, Filistin ve daha nice cephelerde bizzat mücadele ederek, Arapların, Rusların, Batılıların neler yapabileceğini bizzat yaşayarak bu tavsiyede bulundu.
Bugün batı taşeronluğuna soyunmuş, emperyalist batının yıkım projelerinde misyon kapma peşinde olan siyasilerimiz, ekonomik, siyasi, askeri, hukuki hiçbir konuda doğru bir bilgiye, tecrübeye sahip olmadıkları gibi, elbette ki tarih ve strateji konusunda da hiçbir şey bilmiyorlar. Burunlarının ucunu dahi göremiyorlar. Millet de bir derinliğe sahip olmadığı için doğal olarak körler sağırlar birbirini ağırlıyor.
Ağırlıyor ağırlamasına ama artık mızrak çuvala sığmıyor; ülkemizde ve bölgemizde öyle şeyler yaşanıyor ki ucu herkese dokunuyor. Milyonlar yerinden yurdundan göç ediyor, yüz binler acımasızca katlediliyor. Artık hiçbir ülke, hiçbir millet "bana ne" diyemiyor, çünkü bu bela fırtınası herkesi tehdit ediyor. Hatta oluşturanları da?
Ruslar düz bir millettir, yani ya birdir ya da sıfırdır, ortası yoktur. Sana ya dosttur, ya da düşmandır. Stratejileri çok girift değildir, bir şey diyorlarsa, o dedikleri şeyi kast ediyorlardır, bir şey deyip başka bir şeyi kastetmiyorlardır. Batılılar gibi bukalemun siyasetinden pek anlamazlar. Atatürk, Ruslarla arasını iyi tuttuğu için İstiklal Harbi'nde başarılı olabilmiştir. Bir yanda Yunan'la, İngiliz'le, Fransız'la, İtalyan'la mücadele ederken diğer taraftan Doğu cephesinde Ruslarla mücadele etmesi mümkün değildi.
O, büyükelçilerine tavsiye ettiği şeyi bizzat İstiklal Harbi'nde kendisi uyguladı ve Ruslar da kendilerine düşmanlık yapmayan Atatürk'ün Türkiye'sine her türlü yardımı yaptı, sırtından hançerlemedi.
Atatürk, Ortadoğu ülkelerinin içişlerine asla müdahale etmedi ama onları kurda kuşa da yem ettirmedi. Sadabad Paktı'nı İran, Irak, Afganistan ve Pakistan ile imzalayarak onlarla ikili ilişkilerini devlet düzeyinde geliştirdi. Kendisine gelen Yahudi heyetine Filistinlileri satmadı.
Ama asla "Ben cumhuriyetim, sen diktatörlüksün, sana demokrasi getireyim" diye İslam ülkelerine müdahale etmedi, onları oldukları gibi kabullendi, dostça davrandı.
Atatürk, emperyalist Batılı ülkelere karşı ise oldukça temkinliydi. 1924 yılında TBMM'de söylediği şu sözler onun Batılı ülkelere olan bakışını çok güzel özetliyordu: "Efendiler! Batılı ülkelere olan hassasiyetimizi hoş karşılayın. Çünkü biz, Kurtuluş mücadelemizi onlara karşı verdik."
Bugün başta ABD olmak üzere tüm Batılı ülkelerin ülkemiz ve Ortadoğu coğrafyası hakkında menfur planları bulunmaktadır. ABD, vatan arayışındadır; İsrail Arz-ı Mevut peşindedir, AB ülkelerinin ise Şark Projesi hesabı vardır, Barzani'nin Büyük Kürdistan, Ermenilerin Büyük Ermenistan hesabı vardır?
Ve ülkemizi 14 yıldır yöneten AKP siyasetinin de dost kabul ettikleri bunlardır.
Halbuki bunlar, bize verdikleri akılla, parayla, sözde desteklerle bizi parçalamayı, yok etmeyi, savaşa sürüklemeyi ve nihayetinde bahsettiğimiz asıl hedeflerine ulaşmayı hesap etmektedirler.
ABD ile Rusya arasındaki bariz fark şudur: ABD, seni için için parçalayarak ya kendine köle eder, ya da seni yok eder; Rusya ise senin ürünlerini kullanmak ister ya da sana ürün vermek ister ama ticari kurallar çerçevesinde, senin coğrafyanı kullanmak ister ama uluslar arası hukuka ya da ikili ilişkilere uygun olarak? Rusya seni öldürerek değil, seni büyüterek seninle beraber olur. Tabi, ABD'nin köleliğini bırakalım, Rusya kölesi olalım demiyorum; bu ilişkiler güçlü ve milli bir devlet olan Türkiye olarak kurulması lazım.
Bir diğer önemli husus ise, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra tek kutuplu bir dünyanın ne anlama geldiğini gördük. ABD, elindeki gücü ülkeleri işgal etme, insanları katletme yönünde kullandı. Rusya'nın Milli Ekonomi Modeli ile güçlenmesiyle, dünya tek kutupluluktan kurtuldu ve bugün ABD elini kolunu sallayarak istediği yeri işgal edemiyor.
Türkiye de Rus uçağını düşürene kadar, ABD'nin baskılarına karşı Rusya'yı bir koz olarak kullanabiliyordu. Güney gaz akımı projesiydi, nükleer santraldi, ikili ilişkilerdi bütün bunlar, siyasilerimiz ABD'nin bir dediğini iki etmemesine rağmen ABD'yi tedirgin ediyordu.
Rusya ile ilişkilerin bozulmasının neticesini PYD olayında gördük. Erdoğan, "Biz mi PYD mi" diye rest çektiğinde, ABD hiç çekinmeden "PYD" deyiverdi, çünkü artık Rusya'yı karşısına almış olan Türkiye'nin gidecek başka yeri yoktu.
Bütün bu gerçeklerden yola çıkarak şimdi Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş'ın şu tavsiyelerine kulak verelim: "Rusya'nın bize tehdidi yok, bize ihtiyacı var. Neden? Orada senin inancından olan şu kadar milyonluk Türk dünyası var. Artı kendi içinde yaklaşık yüzde 20'si Müslüman? Sonra bunların İslam'a ciddi bir yakınlıkları var. Ben şahsen iktidara tavsiye ediyorum, gözünü batıya değil doğuya çevirsin. ABD bizi kesinlikle Osmanlı'nın devamı olarak kabul etmez ama Rusya büyük bir güç olarak kabul eder. Çünkü Rusya'nın kafasında çok büyük bir dünya oluşumu var. Türkiye, Kafkaslar, Rusya, Türk dünyası ve hatta Ortadoğu... Bunu neyle elde edecek? Türkiye ile?"
Aklın yolu birdir.
Tabii ki Atatürk bu tavsiyeyi, Ankara'da ya da İstanbul'da sırça köşklerde oturarak, bulutların üstünde fildişi kulelerde keyif sürerken yapmadı. Tarblusgarp, Balkan, Çanakkale, Kafkas, Filistin ve daha nice cephelerde bizzat mücadele ederek, Arapların, Rusların, Batılıların neler yapabileceğini bizzat yaşayarak bu tavsiyede bulundu.
Bugün batı taşeronluğuna soyunmuş, emperyalist batının yıkım projelerinde misyon kapma peşinde olan siyasilerimiz, ekonomik, siyasi, askeri, hukuki hiçbir konuda doğru bir bilgiye, tecrübeye sahip olmadıkları gibi, elbette ki tarih ve strateji konusunda da hiçbir şey bilmiyorlar. Burunlarının ucunu dahi göremiyorlar. Millet de bir derinliğe sahip olmadığı için doğal olarak körler sağırlar birbirini ağırlıyor.
Ağırlıyor ağırlamasına ama artık mızrak çuvala sığmıyor; ülkemizde ve bölgemizde öyle şeyler yaşanıyor ki ucu herkese dokunuyor. Milyonlar yerinden yurdundan göç ediyor, yüz binler acımasızca katlediliyor. Artık hiçbir ülke, hiçbir millet "bana ne" diyemiyor, çünkü bu bela fırtınası herkesi tehdit ediyor. Hatta oluşturanları da?
Ruslar düz bir millettir, yani ya birdir ya da sıfırdır, ortası yoktur. Sana ya dosttur, ya da düşmandır. Stratejileri çok girift değildir, bir şey diyorlarsa, o dedikleri şeyi kast ediyorlardır, bir şey deyip başka bir şeyi kastetmiyorlardır. Batılılar gibi bukalemun siyasetinden pek anlamazlar. Atatürk, Ruslarla arasını iyi tuttuğu için İstiklal Harbi'nde başarılı olabilmiştir. Bir yanda Yunan'la, İngiliz'le, Fransız'la, İtalyan'la mücadele ederken diğer taraftan Doğu cephesinde Ruslarla mücadele etmesi mümkün değildi.
O, büyükelçilerine tavsiye ettiği şeyi bizzat İstiklal Harbi'nde kendisi uyguladı ve Ruslar da kendilerine düşmanlık yapmayan Atatürk'ün Türkiye'sine her türlü yardımı yaptı, sırtından hançerlemedi.
Atatürk, Ortadoğu ülkelerinin içişlerine asla müdahale etmedi ama onları kurda kuşa da yem ettirmedi. Sadabad Paktı'nı İran, Irak, Afganistan ve Pakistan ile imzalayarak onlarla ikili ilişkilerini devlet düzeyinde geliştirdi. Kendisine gelen Yahudi heyetine Filistinlileri satmadı.
Ama asla "Ben cumhuriyetim, sen diktatörlüksün, sana demokrasi getireyim" diye İslam ülkelerine müdahale etmedi, onları oldukları gibi kabullendi, dostça davrandı.
Atatürk, emperyalist Batılı ülkelere karşı ise oldukça temkinliydi. 1924 yılında TBMM'de söylediği şu sözler onun Batılı ülkelere olan bakışını çok güzel özetliyordu: "Efendiler! Batılı ülkelere olan hassasiyetimizi hoş karşılayın. Çünkü biz, Kurtuluş mücadelemizi onlara karşı verdik."
Bugün başta ABD olmak üzere tüm Batılı ülkelerin ülkemiz ve Ortadoğu coğrafyası hakkında menfur planları bulunmaktadır. ABD, vatan arayışındadır; İsrail Arz-ı Mevut peşindedir, AB ülkelerinin ise Şark Projesi hesabı vardır, Barzani'nin Büyük Kürdistan, Ermenilerin Büyük Ermenistan hesabı vardır?
Ve ülkemizi 14 yıldır yöneten AKP siyasetinin de dost kabul ettikleri bunlardır.
Halbuki bunlar, bize verdikleri akılla, parayla, sözde desteklerle bizi parçalamayı, yok etmeyi, savaşa sürüklemeyi ve nihayetinde bahsettiğimiz asıl hedeflerine ulaşmayı hesap etmektedirler.
ABD ile Rusya arasındaki bariz fark şudur: ABD, seni için için parçalayarak ya kendine köle eder, ya da seni yok eder; Rusya ise senin ürünlerini kullanmak ister ya da sana ürün vermek ister ama ticari kurallar çerçevesinde, senin coğrafyanı kullanmak ister ama uluslar arası hukuka ya da ikili ilişkilere uygun olarak? Rusya seni öldürerek değil, seni büyüterek seninle beraber olur. Tabi, ABD'nin köleliğini bırakalım, Rusya kölesi olalım demiyorum; bu ilişkiler güçlü ve milli bir devlet olan Türkiye olarak kurulması lazım.
Bir diğer önemli husus ise, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra tek kutuplu bir dünyanın ne anlama geldiğini gördük. ABD, elindeki gücü ülkeleri işgal etme, insanları katletme yönünde kullandı. Rusya'nın Milli Ekonomi Modeli ile güçlenmesiyle, dünya tek kutupluluktan kurtuldu ve bugün ABD elini kolunu sallayarak istediği yeri işgal edemiyor.
Türkiye de Rus uçağını düşürene kadar, ABD'nin baskılarına karşı Rusya'yı bir koz olarak kullanabiliyordu. Güney gaz akımı projesiydi, nükleer santraldi, ikili ilişkilerdi bütün bunlar, siyasilerimiz ABD'nin bir dediğini iki etmemesine rağmen ABD'yi tedirgin ediyordu.
Rusya ile ilişkilerin bozulmasının neticesini PYD olayında gördük. Erdoğan, "Biz mi PYD mi" diye rest çektiğinde, ABD hiç çekinmeden "PYD" deyiverdi, çünkü artık Rusya'yı karşısına almış olan Türkiye'nin gidecek başka yeri yoktu.
Bütün bu gerçeklerden yola çıkarak şimdi Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş'ın şu tavsiyelerine kulak verelim: "Rusya'nın bize tehdidi yok, bize ihtiyacı var. Neden? Orada senin inancından olan şu kadar milyonluk Türk dünyası var. Artı kendi içinde yaklaşık yüzde 20'si Müslüman? Sonra bunların İslam'a ciddi bir yakınlıkları var. Ben şahsen iktidara tavsiye ediyorum, gözünü batıya değil doğuya çevirsin. ABD bizi kesinlikle Osmanlı'nın devamı olarak kabul etmez ama Rusya büyük bir güç olarak kabul eder. Çünkü Rusya'nın kafasında çok büyük bir dünya oluşumu var. Türkiye, Kafkaslar, Rusya, Türk dünyası ve hatta Ortadoğu... Bunu neyle elde edecek? Türkiye ile?"
Aklın yolu birdir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025