Prof. Dr. Haydar Baş Hocamla hac yapmak nasip oldu.
Cenab-ı Hakk'a binlerce kez şükürler olsun.
Biz Hocamlardan bir gün önce Mekke'ye ulaşmıştık.
İhrama Atatürk Havalimanı'nın mescidinde girmiş, Mekke'ye varınca da, temettü haccına niyet ettiğimiz için tavaf ve say ibadetlerini yaptıktan sonra ihramdan çıkmıştık.
Hocamlar bir gün sonra gelecekti.
Bizler Hocamla da umre yaparız düşüncesiyle tekrar mikat yerine gidip ihrama girdik.
Kabe'ye yakın Kureyşi denilen bir adamın 3 katlı evinde kalıyorduk.
Hocamlar gelince benle Zeki beyi odasına çağırdı.
Bizler ihramlı bir şekilde karşısına çıkınca Hocam, "Evladım siz ne zaman geldiniz ve hangi hacca niyet ettiniz" diye sordu.
Biz, "Hocam dün geldik, temettü haccına niyet ettik" deyince Hocam gülmeye başladı.
Sonra, "Evladım temettü haccında bir kez umre yapılır, bir daha yapılmaz ve Arafat'a çıkarken tekrar ihrama girilir" dedi.
Tabi, biz de normal kıyafetlerimizi giydik.
Biraz sonra da kalabalık bir ekiple Hocam önde bizler arkada evden çıkıp yüksek sesle telbiyeler getirerek Mekke sokaklarında Beytullah'a doğru yürüdük.
Hiç unutulmayacak bir andı.
Kabe'ye varınca tavaf başladı.
Mescid-i Haram tıklım tıklım dolu ve biz ekip olarak tavaf ediyoruz.
Bir taraftan da, bizler önde Hocamı, hanımıyla gelenler ise kendi hanımlarını korumaya çalışıyorlar.
Allah'a şükürler olsun ki, Hocam'ın sağında, omuz omuza tavaf yapmak nasip oldu.
Son yani yedinci şavtta, Hocam Kabe'ye doğru yöneldi, biz de O'nunla beraber...
Kabe'ye yanaştığımızda Hocam Kabe'ye sarıldı ve gözyaşları içinde Allah'a dua etmeye başladı.
Bizler de kendimizi tutamadık...
Bir gün kafile başkanımızdan izin istedik, Hz. Hatice'nin kabrini ziyaret etmek için...
Bir grup arkadaşla gittik. Kabrin bulunduğu Cennetü'l Mualla'da sahabe kabirlerini dümdüz görünce göz yaşlarımızı tutamadık, oldukça hüzünlendik.
Öğlen vaktiydi, oradan Kabe'ye geçtik. Bir arkadaştan, "ezana yakın tavafa başlarsan hemen Kabe'nin yanında namaz kılmak nasip olur" diye duymuştum, denedik ve öğle namazını arkadaşlarla tam Kabe'nin yanında kıldık.
Ve Kureyşi'nin evine döndük.
Hocam o akşam, "arkadaşlar dışarıya halıları serin sohbet yapacağız" dedi.
Denileni yaptık ve dışarıda toplandık.
Hocam tam sohbet etmeye başladı, yağmur yağmaya başladı.
Mekke'de o mevsimde yağmur, şaşırdık.
Hocam, "eve geçelim orada devam edelim" dedi.
Eve girdik, girer girmez Hocam bana döndü, "Evladım siz bugün ne yaptınız?" dedi, adeta yaptıklarımızı bilerek...
Ben de gittiğimiz yerleri, kimlerle gittiğimizi ve de yaptıklarımızı anlattım.
Hocam, "Aferin evladım" dedi.
Ardından istiğfar, salat u selam, kelime-i tevhid ve tekbirler getirdik.
Her yerde Allah'ı ve Resulü'nü hatırlamak güzel ama Allah'ın sevdiği bir kulla, Allah'ın sevdiği bir mekanda hatırlamak çok daha güzel...
Sıra Arafat'a çıkmaya geldi.
Yeniden ihramlarımızı giydik ve Hocamın da bulunduğu bir otobüsle Arafat'a doğru yola çıktık.
Allah Resulü "Hac Arafat'tır" buyuruyor ya Hocamla gerçekten bunu yaşadık.
Namazdan sonra Hocam vakfe duasına başladı ama nasıl bir dua...
Hocam hıçkıra hıçkıra ağlıyor.
O zamana kadar ne Hocamı bir kez öyle gördüm, ne de böyle bir dua işittim.
Sırf bu anı yaşamak için binlerce kez hacca gidilir.
Mekan seçilmiş, zaman seçilmiş ve biz bu mekanda bu zamanı Allah'ın ağzı dualı sevdiği ve seçtiği bir kamil insanla geçiriyoruz.
Bundan büyük bir nasip olabilir mi?
Gönlünüz ne kadar katı olursa olsun orada eriyorsunuz, sizler de hıçkıra hıçkıra Allah için ağlıyorsunuz.
O an yaşadıklarınızın tarifi yok.
O hali başka bir yerde, başkasıyla yaşama ihtimaliniz de yok.
Arafat'tan sonra otobüslerle Müzdelife'ye geçiyorsunuz.
Şeytan taşlamak için taşlar burada toplanıyor.
Biz Mina sınırına yakın bir çadıra yerleştik.
Dışarı çıktık ve caddeden taşlarımızı topladık, onları yıkadık ve kesemize koyduk.
Sonra öğrendik ki caddenin diğer tarafı Mina'ymış ve biz taşların bir kısmını Mina'dan toplamışız.
Tabi, bu taşlar makbul değil...
Zaman dar, Hocam gelmek üzere ve bulunduğumuz yerde yeterince taş yok.
Kara kara düşünmeye başladık.
Hocamlar geldi. Bizler ne yapacağımızı sorunca, Hocam, "Ondan kolay ne var. Bu toprağa taşları dökün yeniden toplayın, Müzdelife taşları olur" dedi.
Ve ciddi bir sorun pratik bir zekayla çözülmüş oldu.
Müzdelife'den Mina'ya doğru yürüyerek yola çıktık.
Hocam Türk bayrağını içimizde en uzun boylu olan Zühtü Kazancı beye verdi ve o uzun ve meşakkatli yol Hocamla beraber muhabbetle aşıldı. Uzun yol kısaldı.
Bildiğiniz gibi, hacda en büyük izdiham şeytan taşlama sırasında yaşanır.
Hocam, acele etmememizi, sabırla kendisini takip etmemizi istedi.
Ve taşlarımızı o kadar rahat, o kadar yakından attık ki şaşırdık.
Elbette bir yazıyla Hocamla haccı yazabilmek asla mümkün değil...
Hacda Allah'a kul nasıl olunur, Hocam'ın şahsında gördük.
Mekke'de, Medine'de, özellikle de Arafat'ta "kul Haydar"ı seyrettik.
Şimdi o kul Haydar, çok sevdiği Rabbine kavuştu.
Bir Haydar geldi geçti bu dünyadan...
Yaşadığı zaman diliminde dünyayı bir güneş gibi aydınlattı, gönülleri yeşertti, bir ömre sığmayacak eserler bıraktı ve gerisinde onbinlerce Haydar bırakarak Sahibi'ne döndü.
Allah bizleri, O'nun bıraktığı emanetlere hakkıyla sahip çıkanlardan eylesin.
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025