Alış-veriş için pazar yerindeymiş gibiyim!
Bağıran bağırana, çağıran çağırana!
Tanıdığım pazar esnafları da var; bir önceki gün patates için bağırırken, bir başka gün domates veya bir başka ürün için bağırıyorlar!
Meltem Medya Grubu'ndan başka millî duruş sergileyen, doğru haber veren gazete ve ekran yok ama doğruyu, dosdoğru söyledikleri için dinleyeni-izleyeni yokmuş gibi davranılıyor!
Bu, başlı-başına bir algı operasyonu ve başlı başına bir konu!
Şahsen sütten ağzım yandı, yoğurda üfleyenlerdenim!
Artık; kimin, ne söylediğine, bazen de; neyi, kimin söylediğine bakmadan ilgilenmiyorum!
Yıllar önce Bülent Ersoy Hanım'ın bir klibinde efekt olarak kullanılan, müthîş güzel bir "Ezan" vardı. Bülent Ersoy Hanım okumuştu. Şahsen bu yaşıma kadar dinlediğim en güzel Ezan icralarından biri, belki de birincisi ama hiç bir cami minaresi hoparlöründen yayınlanmasına râzı olmam!
Çünkü çok güzel okunan, "ezan"dır ama okuyan, Bülent Ersoy Hanımdır!
Olur mu? Olmaz!
Neden mi? İşte!
Bu misali verirken Bülent Ersoy'u tahkîr gibi bir düşüncem asla yoktur. Böyle anlaşılır veya algılanırsa -Ersoy başta olmak kaydıyla- herkesten peşinen özür dilerim. Çünkü Bülent Ersoy, dinlediğim ve dinlemekten vazgeçemeyeceğim istisnaî bir güzel sestir.
Saat-başı defalarca değiştirilen gündemler ve siyaset sahnesinde, pazar yerine düşmüş ihtiyacı çok ama parası az vatandaş durumundayım!
Geçtiğimiz günlerde; Mehmetçiklerimizin önce Musul'a gönderilip, sonra "paşa-paşa" geri çekilmesi gibi acayip bir atraksiyon izledik!
Muhalif basın gibi Meclis'teki muhalefet de şaşırmış olmalı ki, Prof. Dr. Ümit Özdağ, Meclis Kürsüsü'nden bu atraksiyonu, sorguladı!..
Maalesef Bülent Ersoy'un çok güzel icra ettiği "Ezan" gibi oldu! Çünkü; "Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi her türlü eleştiri hakkı saklı kalmak kaydıyla AKP Hükumeti'ni desteksiz bırakmayacaktır. Çünkü mesele partiler üstü bir konu olup millî bekayla ilgilidir" diyen bir Genel Başkan'ın partisi adına Kürsü'deydi!
"Türkiye'nin millî menfaatleri Başika'ya asker yollamayı gerektiriyorsa neden Obama'nın müdahalesiyle bu askerleri geri çektiniz; eğer Türkiye'nin millî menfaatleri Başika'ya asker yollamayı gerektirmiyorsa bu askerleri oraya neden yolladınız?" Soruları, çok akıllıca ve doğru sorulardı ama soran, doğru kişi değildi!
Ümit Hoca; "Herkese ve her şeye rağmen millî meselelerde AKP Hükumetine desteğimizi devam edecektir" vaadini yapan bir siyasetçiye, Genel Başkan Yardımcılığı yapıyorsa bu tenkitleri yapmamalı veya bu tenkitleri yapıyorsa o Genel Başkan Yardımcılığını yapmamalı diye düşünenlerdenim!
* * *
Birkaç gün önce; 50 kere sokağa çıkma yasağı uygulanan Üç Vilayetimiz ve on iki ilçemizdeki çatışmaların ".. be-heme-hâl kesilmesi gerek"tiğini söylemiştim! Altını kalın çizgilerle çizerek tekrarlıyorum!
"İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın" şeklindeki muhteşem Türk Devlet yönetimi ile yapılanları bağdaştıramadığım içindir itirazım!
Üç vilayet ve on iki ilçemizde, yetmez gibi dünyanın sayılı metropollerinden İstanbul'da; bin hain, bin terörist, bin düşman, bin PKK'lıyı itlâf etmek mi, yoksa bir vatandaşı yaşatmak mı? Tercihini açıkça yapmak zamanıdır!
"Bir sürünün selâmeti için alaca dananın katli vaciptir" fetvasıyla 1,5 yaşındaki şehzadeleri boğan Osmanlı geleneği ile hareket ediliyorsa, yutkunarak söylenirim ama "İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın" şeklindeki Osmanlı'nın da temeli olan zihniyetle bakarsam, "Be-heme-hâl çatışmaları kesin!" diye ısrarcı olurum!
Üç-dört yaşlarında, melek güzelliği ve safiyetindeki bir kız çocuğunun; "Duyuyor musunuz silah seslerini? Her yer bozuldu, niye böyle yapıyorsunuz? Bize günah değil mi? Dışarı çıkıp top oynamak istiyoruz!" diye sorgulayan haberini, izlemediniz mi?
İzlediyseniz yüreğiniz sızlamadı mı?
Sızladıysa sadece o miniğin ricasını bile "Devletçilik anlayışı" ile emir telakki etmek gerekmez mi?
* * *
Aylardır eşleri PKK'lıların elinde tutsak olan Asker ve Polis Eşleri'nin, HDP'yi ziyâret etmeleri, HDP'lilerin; "Bir-iki hafta savaşa ara versinler, ne kaybedecekler? İnisiyatif almaya hazırız. Bu operasyonları durdursunlar, derhal heyetimizi oluşturup girişimleri başlatacağız. Bekleyip görelim, umarım bugün hemen durdururlar. Ama böyle bir durum yok" şeklindeki insafsız, merhametsiz ve kapılarına hacete gelmiş kadınlara karşı, aşırı saygısız, siyasallaşmış dokunulmaz PKK'lıya mı, PKK'nın tutsağı Personelin eşlerini, HDP'ye gitmeye mecbur bırakan, Devlet yönete/meye/nlere mi kızayım, bilemiyorum!
Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum ki: Yanlış yoldan, doğru adrese asla gidilemez!
BU VATAN BİZİMDİR, BİZİM KALACAK Vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Bağıran bağırana, çağıran çağırana!
Tanıdığım pazar esnafları da var; bir önceki gün patates için bağırırken, bir başka gün domates veya bir başka ürün için bağırıyorlar!
Meltem Medya Grubu'ndan başka millî duruş sergileyen, doğru haber veren gazete ve ekran yok ama doğruyu, dosdoğru söyledikleri için dinleyeni-izleyeni yokmuş gibi davranılıyor!
Bu, başlı-başına bir algı operasyonu ve başlı başına bir konu!
Şahsen sütten ağzım yandı, yoğurda üfleyenlerdenim!
Artık; kimin, ne söylediğine, bazen de; neyi, kimin söylediğine bakmadan ilgilenmiyorum!
Yıllar önce Bülent Ersoy Hanım'ın bir klibinde efekt olarak kullanılan, müthîş güzel bir "Ezan" vardı. Bülent Ersoy Hanım okumuştu. Şahsen bu yaşıma kadar dinlediğim en güzel Ezan icralarından biri, belki de birincisi ama hiç bir cami minaresi hoparlöründen yayınlanmasına râzı olmam!
Çünkü çok güzel okunan, "ezan"dır ama okuyan, Bülent Ersoy Hanımdır!
Olur mu? Olmaz!
Neden mi? İşte!
Bu misali verirken Bülent Ersoy'u tahkîr gibi bir düşüncem asla yoktur. Böyle anlaşılır veya algılanırsa -Ersoy başta olmak kaydıyla- herkesten peşinen özür dilerim. Çünkü Bülent Ersoy, dinlediğim ve dinlemekten vazgeçemeyeceğim istisnaî bir güzel sestir.
Saat-başı defalarca değiştirilen gündemler ve siyaset sahnesinde, pazar yerine düşmüş ihtiyacı çok ama parası az vatandaş durumundayım!
Geçtiğimiz günlerde; Mehmetçiklerimizin önce Musul'a gönderilip, sonra "paşa-paşa" geri çekilmesi gibi acayip bir atraksiyon izledik!
Muhalif basın gibi Meclis'teki muhalefet de şaşırmış olmalı ki, Prof. Dr. Ümit Özdağ, Meclis Kürsüsü'nden bu atraksiyonu, sorguladı!..
Maalesef Bülent Ersoy'un çok güzel icra ettiği "Ezan" gibi oldu! Çünkü; "Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi her türlü eleştiri hakkı saklı kalmak kaydıyla AKP Hükumeti'ni desteksiz bırakmayacaktır. Çünkü mesele partiler üstü bir konu olup millî bekayla ilgilidir" diyen bir Genel Başkan'ın partisi adına Kürsü'deydi!
"Türkiye'nin millî menfaatleri Başika'ya asker yollamayı gerektiriyorsa neden Obama'nın müdahalesiyle bu askerleri geri çektiniz; eğer Türkiye'nin millî menfaatleri Başika'ya asker yollamayı gerektirmiyorsa bu askerleri oraya neden yolladınız?" Soruları, çok akıllıca ve doğru sorulardı ama soran, doğru kişi değildi!
Ümit Hoca; "Herkese ve her şeye rağmen millî meselelerde AKP Hükumetine desteğimizi devam edecektir" vaadini yapan bir siyasetçiye, Genel Başkan Yardımcılığı yapıyorsa bu tenkitleri yapmamalı veya bu tenkitleri yapıyorsa o Genel Başkan Yardımcılığını yapmamalı diye düşünenlerdenim!
* * *
Birkaç gün önce; 50 kere sokağa çıkma yasağı uygulanan Üç Vilayetimiz ve on iki ilçemizdeki çatışmaların ".. be-heme-hâl kesilmesi gerek"tiğini söylemiştim! Altını kalın çizgilerle çizerek tekrarlıyorum!
"İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın" şeklindeki muhteşem Türk Devlet yönetimi ile yapılanları bağdaştıramadığım içindir itirazım!
Üç vilayet ve on iki ilçemizde, yetmez gibi dünyanın sayılı metropollerinden İstanbul'da; bin hain, bin terörist, bin düşman, bin PKK'lıyı itlâf etmek mi, yoksa bir vatandaşı yaşatmak mı? Tercihini açıkça yapmak zamanıdır!
"Bir sürünün selâmeti için alaca dananın katli vaciptir" fetvasıyla 1,5 yaşındaki şehzadeleri boğan Osmanlı geleneği ile hareket ediliyorsa, yutkunarak söylenirim ama "İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın" şeklindeki Osmanlı'nın da temeli olan zihniyetle bakarsam, "Be-heme-hâl çatışmaları kesin!" diye ısrarcı olurum!
Üç-dört yaşlarında, melek güzelliği ve safiyetindeki bir kız çocuğunun; "Duyuyor musunuz silah seslerini? Her yer bozuldu, niye böyle yapıyorsunuz? Bize günah değil mi? Dışarı çıkıp top oynamak istiyoruz!" diye sorgulayan haberini, izlemediniz mi?
İzlediyseniz yüreğiniz sızlamadı mı?
Sızladıysa sadece o miniğin ricasını bile "Devletçilik anlayışı" ile emir telakki etmek gerekmez mi?
* * *
Aylardır eşleri PKK'lıların elinde tutsak olan Asker ve Polis Eşleri'nin, HDP'yi ziyâret etmeleri, HDP'lilerin; "Bir-iki hafta savaşa ara versinler, ne kaybedecekler? İnisiyatif almaya hazırız. Bu operasyonları durdursunlar, derhal heyetimizi oluşturup girişimleri başlatacağız. Bekleyip görelim, umarım bugün hemen durdururlar. Ama böyle bir durum yok" şeklindeki insafsız, merhametsiz ve kapılarına hacete gelmiş kadınlara karşı, aşırı saygısız, siyasallaşmış dokunulmaz PKK'lıya mı, PKK'nın tutsağı Personelin eşlerini, HDP'ye gitmeye mecbur bırakan, Devlet yönete/meye/nlere mi kızayım, bilemiyorum!
Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum ki: Yanlış yoldan, doğru adrese asla gidilemez!
BU VATAN BİZİMDİR, BİZİM KALACAK Vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Aslan / diğer yazıları
- Atatürk'ün anlatımıyla Çanakkale savaşları / 20.03.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017