Titanik gibi batan Kapitalizmde hala ısrarcı olan Türkiye'de firmalar ardı ardına iflas bayrağını çekiyor, konkordato ilan ediyor. Bu tablonun yaşanması, elbette ki Kapitalizmin doğal bir sonucudur ama biraz daha detaylara inersek şöyle özetleyebiliriz:
Faize ve yabancı paraya bağımlı borcu borçla çevirmeye yönelik yanlış para politikası sebebiyle çok yüksek maliyetli finansman;
Milli bir madencilik ve enerji politikası olmaması hasebiyle ithal hammadde ve ithal enerjiye bağımlılığın yol açtığı çok maliyetli üretim;
Piyasada paranın dolanmaması ve gelir adaletsizliği sebebiyle yok olmaya yüz tutmuş bir iç pazar;
Maliyetlerdeki yükseklik, her konuda bağımlılığın yol açtığı derin riskler sebebiyle rekabet gücünün kaybolduğu bir dış pazar…
Ve benzeri sebeplerden ötürü firmalarımız ayakta duramıyor, dökülüyor. Biz bu gerçekleri madde madde ifade ettiğimizde, hemen bir refleks olarak, bu yaşanan doğruları gerçekte yokmuş gibi, sanki biz taraflı olarak dile getiriyormuşuz gibi değerlendiren kafalarını deve kuşu gibi kuma gömmüşlere bugün pratik bir örnekle cevap vermek istiyorum.
Örneğimiz Türkiye'de dev mağazaları bulunan meşhur yapı market zinciri Praktiker…
Anadolu Ajansı'nın haberine göre, mali yapısı bozulduğu gerekçesiyle 3 aylık geçici konkordato ilan eden dev market zinciri Praktiker'e 1 yıllık daha konkordato süresi verildi.
Praktiker, 1979 yılında Almanya'da 4 mağazayla, organize perakende ev geliştirme alanında faaliyet göstermeye başladı. Türkiye'ye de 1997'de giriş yaptı.
Türkiye'de 16 mağazası bulunan Praktiker'in şirket hisseleri 2014 yılında Hasan Yalçın'a ait Uygulama Yapı Marketleri AŞ'ye devredildi.
Mali durumun bozulması ile bazı alışveriş merkezlerinde kiraların ödenemez duruma gelmesi ve tedarikçilerden oluşan şirketlerle kredi çekilen finans merkezlerine ödeme yapılmasında sıkıntı çekilmesi üzerine şirket yetkilileri, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak, mali yapı düzelene kadar konkordato talebinde bulundu. Mahkemeye verilen dilekçede konkordato talebinin gerekçeleri şu şekilde sıralandı:
* 2018 yılı ikinci yarısında derinleşen likidite (nakit para) krizi sebebiyle kredilerde daralma yaşanmış ve şirket yeterli işletme kredisini temin edememiştir.
* Döviz kurlarındaki artışlar, özellikle dövize endeksli ürün ve demirbaşların fiyatlarındaki beklenmeyen aşırı fiyat artışları, yatırım maliyetlerinin artmasına yol açmıştır.
* Yatırım döneminde yüksek faiz oranlarıyla kredi kullanılması da şirketin finansman giderlerinin artmasına ve karlılığın düşmesine yol açmıştır.
* Ekonomik kriz ve inşaat sektöründeki durgunluk nedeniyle yapı market ve ev geliştirme ürünlerine talep azalmıştır.
* Karlılığı azalan şirketimizin nakit akışı bozulmuş ve muaccel borçlarını ödeyemez duruma düşmüştür.
* Borca batıklık hali söz konusu olmamakla birlikte, nakit sıkıntısının ilave tedbirler olmadan aşılamayacağı anlaşılmıştır.
* İcra İflas Kanunu'nun (İİK) 285. maddesinde tanımlanan, 'borçlarını vadesi geldiği halde ödeyememe ve ödeyememe tehlikesi altında bulunmak' durumu gerçekleşmiştir.
Devlet olarak Kapitalizmin bir gereği borcu borçla çevirme anlayışına sahip olunca maalesef şirketlerimiz hatta bireylerimiz de aynı kısırdöngünün içine giriyor.
Şirketin toplam mal varlığı 12 milyon 490 bin TL, toplam borç ise 38 milyon 407 bin TL…
Pazarın geniş olduğu, kar edebildiğin bir ekonomik atmosferde belki bu ticari döngü sağlanabiliyor ama kapitalist ekonomide bu döngü aynı kalmıyor, sürekli olarak bir kısırdöngüye dönüşüyor.
Güzel niyetlerle çıkılan yolda, bir anda kendinizi bir çıkmazda bulabiliyorsunuz. Türkiye ekonomisine büyük katkılar sağlayan bu firmalarımızın iş hayatına sağlıklı bir şekilde devam etmeleri elbette ki en büyük temennimiz ama biz işi sadece temenni boyutunda bırakmayacağız, çözümü de ifade edeceğiz.
Örneğimizdeki firmanın dilekçede belirttiği temel sorunlar özetle; nakit krizi, kredilerde daralma, yani finansa ulaşamama, döviz kurlarındaki artışlar, döviz artışı sebebiyle maliyetlerdeki artışlar, yüksek faiz, pazardaki durgunluk, talep daralması, karlılığın azalması, borçları ödeyememe vs olarak sayılmıştır.
Rusya ve Çin gibi bugün göz kamaştıran ülkelerin yıllardır uyguladığı Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli, bu sorunların tamamına kesin çözümler sunmaktadır.
Modelde, emek ve üretim karşılığı yani gayri safi milli hasıla (GSMH) ve de kaynaklar karşılığı basılan Milli Para'nın sıfır faizli kredi olarak proje sahibi üreticilere verilmesi vardır.
Bu, firmalarımızın finansman sorunu tamamen ortadan kaldıracak bir çözümdür.
Modelde milli maden ve milli enerji politikalarıyla yerli hammadde ve yerli enerjinin temini vardır. Bu da döviz artışlarından ve de ithalattan kaynaklanan bütün maliyet artışlarını ortadan kaldırmaktadır.
Modelde Milli Para'nın sosyal devlet projeleriyle vatandaşın cebine adil bir şekilde konulması vardır. Bu da iç pazarın genişlemesine vesile olacak ve raflardaki ürünlerin rahatlıkla tüketilmesini sağlayacaktır.
Daha ne istiyoruz? Türkiye ekonomisinin belkemiği olan firmalar olarak, enerjimizi konkordatolara, geçici umutlara bağlayacağımıza, gelin BRICS kapsamında dünyanın yarı nüfusundan fazla insanın istifade ettiği içimizden çıkan bu Modele ve Sahibi'ne sahip çıkalım.
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025