MİT Müsteşarı ve şürekası, Ramazan gecelerinin kimi jet imamlarını sollayan bir hızla, yargıdan kurtarıldı.
Pis kokular ve de kokuların kaynağı bulgular nedeniyle özel yetkili savcı, Fidan efendi ve bazı mesai arkadaşlarını, eski görevliyi ifade vermeye çağırdı.
Çağıran da, çağrılanlar da atanmışlar takımındandı. Ne olduysa işe seçilmiş katıldı ve de “seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz” deyiverdi. Anladık ki, çağıran da çağrılan da aynı takımdan, atanmışlardan olsa da, işin ucu seçilmişe dokunuyor. Siyasal iktidardaki seçilmişler adına konuşan Başbakan, ferman buyurdu, yasa yapılıverdi, üzerindeki pijamasıyla Çankaya’ya çıkarılan yasa, Cumhurbaşkanınca anında onaylandı, yayımlanarak yürürlüğe giriverdi.
Pes doğrusu; ikametgah almak için muhtara gitseniz daha çok beklerdiniz. Neme lazım, dedi seçilmiş ve de inkıtaları (duraklamaları) bile oynatmadan maçı bitiriverdi, kalesinde son dakika golü görebilirdi de.
Peki, siz iktidardakiler seçilmişsiniz de, muhalefettekiler itilmiş mi? Ya 258 gündür hapiste tuttuğunuz seçilmişler... Arkadaşların bahanesi hazır: “Bizim elimizden birşey gelmez, o iş yargının takdirinde.” Demek işinize gelirse yargının takdirinde ve de onların atanmış olmaları ve hapistekilerin seçilmiş olmaları sizi hiç ırgalamıyor; amma velakin işinize gelmezse “yargıya da ne oluyor? Onlar atanmış, seçilmişleri onlara kul etmem” diye basıyorsun feyadı. Olaya döndüğümüzde MİT Müsteşarını çağırana özel yetkiyi siz vermediniz mi? Yassıada Mahkemelerine rahmet okutan özel yetkili mahkemeleri siz kurmadınız mı? Niye sızlanıyorsunuz şimdi?
Yoksa kendi kazdığınız kuyuya mı düştünüz?
Gelelim hukukun gerçeğine;
Seçilmiş–atanmış kandırmacası, göz boyaması bir yana, herkes kanun önünde eşittir (Anayasa, madde:10). Seçilmiş de olsan atanmış da olsan, eşitsin. Hukuk devleti isen, adı üstünde hukukla bağlısın ki, Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti olduğumuz yazılı. Bu hukuk devletinin kafa kağıdında yani Anayasasında şu hüküm de var: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” (madde:11). Kulluk istemeyen ama herkesin kendisine kul olmasını isteyen zihniyete soruyoruz: Din–i İslam’da kula kulluk olmaz, iktidar da olsan bu böyle ancak, hukuk devletinde hükümet ediyorsan o devletin anayasası senin yetkilerini belirler, hukuki sınırlarını çizer. Buna “anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı” ilkesi denir. Başbakan da olsan bu kurallara bağlısın. İşe kulluğu karıştırıp da hukuksuzluklar ve haksızlıklar için hukuku kullanıp, sulandırma.
Toplum artık “köleci toplum” değil, ya da olmaması gerekir. Aksine yönelik bir baskı ve uygulama varsa eğer, geçmişte yaşanmış efendi–köle, serf–senyör ve günümüzde de süregelen işçi–patron mücadelesi, sömürüden kurtulma ve siyasal özgürlükleri kazanma adına sürecektir.
Demokrasi mücadelesinde hukukun önemi kadar, bu mücadelede üstleneceğimiz görevler de bir o kadar önemlidir. Vatanını, milletini seven, manevi değerleri üstüne titreyen yüreğini, rantçılara teslim etmeyen, her türlü rant uğruna küresel emperyalizme teslim olmuş olanlara kul olmayan bireyler olarak sorumluluğumuz büyüktür.
Başbakana gelince, “Fransız kaldım” lafını sık sık kullanmasından bu deyimi sevdiği anlaşılıyor. Biz de diyoruz ki, hukuka ve demokrasiye Fransız kalan başbakan, Fransa krallarından 14. Louis için Fransız kalmamış, kralın “Kanun benim” sözünü benimseyerek ve de özümseyerek “Özel Mahkemeleri bir maddelik kanunla kaldırabiliriz” açıklamasında bulunmuştur.
Yap kanun, boz kanun... Hukuku yaz–boz tahtasına çeviren Başbakan için ve de, kanun benim, anlamında davranış sergiliyorsa, çözüm benim alanımın dışındadır.
Pis kokular ve de kokuların kaynağı bulgular nedeniyle özel yetkili savcı, Fidan efendi ve bazı mesai arkadaşlarını, eski görevliyi ifade vermeye çağırdı.
Çağıran da, çağrılanlar da atanmışlar takımındandı. Ne olduysa işe seçilmiş katıldı ve de “seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz” deyiverdi. Anladık ki, çağıran da çağrılan da aynı takımdan, atanmışlardan olsa da, işin ucu seçilmişe dokunuyor. Siyasal iktidardaki seçilmişler adına konuşan Başbakan, ferman buyurdu, yasa yapılıverdi, üzerindeki pijamasıyla Çankaya’ya çıkarılan yasa, Cumhurbaşkanınca anında onaylandı, yayımlanarak yürürlüğe giriverdi.
Pes doğrusu; ikametgah almak için muhtara gitseniz daha çok beklerdiniz. Neme lazım, dedi seçilmiş ve de inkıtaları (duraklamaları) bile oynatmadan maçı bitiriverdi, kalesinde son dakika golü görebilirdi de.
Peki, siz iktidardakiler seçilmişsiniz de, muhalefettekiler itilmiş mi? Ya 258 gündür hapiste tuttuğunuz seçilmişler... Arkadaşların bahanesi hazır: “Bizim elimizden birşey gelmez, o iş yargının takdirinde.” Demek işinize gelirse yargının takdirinde ve de onların atanmış olmaları ve hapistekilerin seçilmiş olmaları sizi hiç ırgalamıyor; amma velakin işinize gelmezse “yargıya da ne oluyor? Onlar atanmış, seçilmişleri onlara kul etmem” diye basıyorsun feyadı. Olaya döndüğümüzde MİT Müsteşarını çağırana özel yetkiyi siz vermediniz mi? Yassıada Mahkemelerine rahmet okutan özel yetkili mahkemeleri siz kurmadınız mı? Niye sızlanıyorsunuz şimdi?
Yoksa kendi kazdığınız kuyuya mı düştünüz?
Gelelim hukukun gerçeğine;
Seçilmiş–atanmış kandırmacası, göz boyaması bir yana, herkes kanun önünde eşittir (Anayasa, madde:10). Seçilmiş de olsan atanmış da olsan, eşitsin. Hukuk devleti isen, adı üstünde hukukla bağlısın ki, Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti olduğumuz yazılı. Bu hukuk devletinin kafa kağıdında yani Anayasasında şu hüküm de var: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” (madde:11). Kulluk istemeyen ama herkesin kendisine kul olmasını isteyen zihniyete soruyoruz: Din–i İslam’da kula kulluk olmaz, iktidar da olsan bu böyle ancak, hukuk devletinde hükümet ediyorsan o devletin anayasası senin yetkilerini belirler, hukuki sınırlarını çizer. Buna “anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı” ilkesi denir. Başbakan da olsan bu kurallara bağlısın. İşe kulluğu karıştırıp da hukuksuzluklar ve haksızlıklar için hukuku kullanıp, sulandırma.
Toplum artık “köleci toplum” değil, ya da olmaması gerekir. Aksine yönelik bir baskı ve uygulama varsa eğer, geçmişte yaşanmış efendi–köle, serf–senyör ve günümüzde de süregelen işçi–patron mücadelesi, sömürüden kurtulma ve siyasal özgürlükleri kazanma adına sürecektir.
Demokrasi mücadelesinde hukukun önemi kadar, bu mücadelede üstleneceğimiz görevler de bir o kadar önemlidir. Vatanını, milletini seven, manevi değerleri üstüne titreyen yüreğini, rantçılara teslim etmeyen, her türlü rant uğruna küresel emperyalizme teslim olmuş olanlara kul olmayan bireyler olarak sorumluluğumuz büyüktür.
Başbakana gelince, “Fransız kaldım” lafını sık sık kullanmasından bu deyimi sevdiği anlaşılıyor. Biz de diyoruz ki, hukuka ve demokrasiye Fransız kalan başbakan, Fransa krallarından 14. Louis için Fransız kalmamış, kralın “Kanun benim” sözünü benimseyerek ve de özümseyerek “Özel Mahkemeleri bir maddelik kanunla kaldırabiliriz” açıklamasında bulunmuştur.
Yap kanun, boz kanun... Hukuku yaz–boz tahtasına çeviren Başbakan için ve de, kanun benim, anlamında davranış sergiliyorsa, çözüm benim alanımın dışındadır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / diğer yazıları
- Terör / 01.02.2024
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023