Zerrab'ın 16 Mart 2016'da Miami Havalimanı'nda gözaltına alınmasıyla başlayan, o gün bugündür gerek ABD ve Türkiye'de gerekse tüm dünyada gündemde olan "Zerrab Davası", "ABD Atilla'ya karşı" davası olarak değişti.
Davanın merkezinde olan Zerrab artık sanık değil, kilit tanık; Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla ise yargılanan tek sanık?
Davanın hakimi Richard Berman, duruşmaların 3-4 hafta sürebileceğini belirtti.
Atilla, avukatlarının erteleme talebi reddedilince Salı günü hakim karşısına çıktı.
Bu duruşmaya katılmaması, Zerrab'ın ifade edildiği gibi savcılıkla anlaştığını ve tanık olduğunu açıkça gösterdi.
Savcılığın mührünün kaldırılmasına izin verdiği 26 Ekim tarihli bir belgede Reza Zerrab, hakkındaki suçlamaları kabul ediyor. İmzaladığı bu belgede Zerrab, avukatının savunmasının bir fayda sağlamayacağınını, bu yüzden suçlamaları kabul etme kararı verdiğini belirtiyor. Bu arada Zerrab'ın cezaevinde ABD Kolluk Kuvvetleri'ni gözetimi altında bulunduğu da ifade ediliyor.
Zerrab artık itirafçı, bütün oklar Atilla'ya çevrilmiş durumda? Zerrab sanık olarak kalsaydı 90 yıla kadar hapis cezası ile yargılanacaktı, şimdi davada yargılanan tek sanık Atilla 50 yıla kadar hapis cezası ile yargılanıyor. Ve Atilla'nın da itirafçı olacağı söylentileri dolaşıyor.
Sanık olan herkes tanık oluyorsa, o halde ABD'nin ısrarla üzerine gittiği bu davanın asıl hedefinde kim ya da kimler var? Siyasilerimiz bu davanın Türkiye'de 17 Aralık sürecinde yaşanan FETÖ girişiminin ABD versiyonu olduğunu söylüyorlar.
Yani siyasilerimizin üzerine gidenlerin FETÖ olduğu, Türkiye'de de, ABD'de de bu örgütün bu süreci kaşıdığı belirtiliyor. Doğru olan bu mudur? Eğer bu kabul ediliyorsa, FETÖ'nün arkasındaki asıl iradenin ABD'nin kendisi olduğu gerçeği hala anlaşılmamış demektir. 17-25 Aralık sürecinde de, eski Zerrab davası, yeni "ABD Atilla'ya karşı" davasında da sürecin arkasındaki asıl el elbette ki ABD'nin elidir.
Zerrab'ın sanıklıktan, kilit tanıklığa geçme sürecinde ABD'li yetkilerle neleri paylaştığını davanın süreci içerisinde göreceğiz ama Atilla'nın avukatı Victor Rocco'nun açıklamaları oldukça dikkat çekici? Rocco savunmasını yaparken Zerrab'ı ve Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan'ı suçladı ve Aslan'ın Zerrab'dan aldığı rüşvetlerle cebini doldurduğunu ifade ederek, "Zerrab'ın Türkiye'de rüşvet ağı kurduğu biliniyor. Rüşvet verdiği kişiler arasında üst düzey yetkililer de bulunuyor" dedi.
Atilla'nın da tanık olması durumunda davanın önce "ABD Süleyman Aslan'a karşı" olacağı, daha sonrasında da başkalarına da uzanacağı, değişik isimler alacağı kesin görülüyor.
Batı basınında davayla ilgili çıkan haberler ABD'nin bu davayla siyasi bir amaç taşıdığını gösteriyor.
İngiliz Financial Times, "Zerrab davası ABD-Türkiye ilişkilerini koparma tehlikesi taşıyor" başlıklı haberinde davanın halihazırda yıpranmış olan ABD-Türkiye ilişkilerini 'paramparça etme' tehlikesi taşıdığını yazdı. Haberi kaleme alan David Gardner, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD'ye olan öfkesinin daha da arttığını ve 'davanın Ankara'nın PYD/YPG ve Gülen ile ilgili endişelerinin önüne geçtiğini' belirtti.
Amerikan New York Times, Zerrab'ın tanıklık etmesi ve Türk bankaların olaya karıştığının tespit edilmesi durumunda bunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için siyasi sonuçları olabileceğini yazdı.
Wall Street Journal (WSJ) ise "Trans-Atlantik çapraz ateşi, iş dünyasını da alarma geçirdi. Türk bankaları hakkındaki iddialar ülkenin finans marketlerindeki itibarını zedeleyip yabancı yatırımcıyı korkutabilir ve Ankara'nın borçlanma maliyetini artırabilir. Türk lirası son iki ay içinde Amerikan doları karşısında yüzde 13 değer kaybetti. Uzmanlar bu düşüşten büyük oranda iki ülke arasında artan gerilimi sorumlu tutuyor" görüşüne yer verdi.
Bu yaşananlar, iktidarıyla muhalefetiyle Türk siyasilere ders olmalıdır. ABD'nin ipiyle kuyuya inmenin bir bedelinin olacağını her fırsatta ifade ediyoruz, bu bedeli ödeyenleri de sık sık sayıyoruz. Bu sonu hüsran olan taşeron siyasi anlayıştan kurtulmanın tek yolu, İbrahim Berk'in ifade ettiği gibi, "Atatürk'le gelmek, Atatürk gibi gelmek"tir.
Bugün "Hoş Geldin Atatürk"le gelen, Milli Ekonomi Modeli'yle, Milli Devlet teziyle Atatürk gibi gelen ve de "Ne AB, ne ABD tek çözüm bağımsız Türkiye" diyerek icazeti okyanus ötesinden değil, milletinden alacağını belirten tek lider Prof. Dr. Haydar Baş'tır.
Davanın merkezinde olan Zerrab artık sanık değil, kilit tanık; Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla ise yargılanan tek sanık?
Davanın hakimi Richard Berman, duruşmaların 3-4 hafta sürebileceğini belirtti.
Atilla, avukatlarının erteleme talebi reddedilince Salı günü hakim karşısına çıktı.
Bu duruşmaya katılmaması, Zerrab'ın ifade edildiği gibi savcılıkla anlaştığını ve tanık olduğunu açıkça gösterdi.
Savcılığın mührünün kaldırılmasına izin verdiği 26 Ekim tarihli bir belgede Reza Zerrab, hakkındaki suçlamaları kabul ediyor. İmzaladığı bu belgede Zerrab, avukatının savunmasının bir fayda sağlamayacağınını, bu yüzden suçlamaları kabul etme kararı verdiğini belirtiyor. Bu arada Zerrab'ın cezaevinde ABD Kolluk Kuvvetleri'ni gözetimi altında bulunduğu da ifade ediliyor.
Zerrab artık itirafçı, bütün oklar Atilla'ya çevrilmiş durumda? Zerrab sanık olarak kalsaydı 90 yıla kadar hapis cezası ile yargılanacaktı, şimdi davada yargılanan tek sanık Atilla 50 yıla kadar hapis cezası ile yargılanıyor. Ve Atilla'nın da itirafçı olacağı söylentileri dolaşıyor.
Sanık olan herkes tanık oluyorsa, o halde ABD'nin ısrarla üzerine gittiği bu davanın asıl hedefinde kim ya da kimler var? Siyasilerimiz bu davanın Türkiye'de 17 Aralık sürecinde yaşanan FETÖ girişiminin ABD versiyonu olduğunu söylüyorlar.
Yani siyasilerimizin üzerine gidenlerin FETÖ olduğu, Türkiye'de de, ABD'de de bu örgütün bu süreci kaşıdığı belirtiliyor. Doğru olan bu mudur? Eğer bu kabul ediliyorsa, FETÖ'nün arkasındaki asıl iradenin ABD'nin kendisi olduğu gerçeği hala anlaşılmamış demektir. 17-25 Aralık sürecinde de, eski Zerrab davası, yeni "ABD Atilla'ya karşı" davasında da sürecin arkasındaki asıl el elbette ki ABD'nin elidir.
Zerrab'ın sanıklıktan, kilit tanıklığa geçme sürecinde ABD'li yetkilerle neleri paylaştığını davanın süreci içerisinde göreceğiz ama Atilla'nın avukatı Victor Rocco'nun açıklamaları oldukça dikkat çekici? Rocco savunmasını yaparken Zerrab'ı ve Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan'ı suçladı ve Aslan'ın Zerrab'dan aldığı rüşvetlerle cebini doldurduğunu ifade ederek, "Zerrab'ın Türkiye'de rüşvet ağı kurduğu biliniyor. Rüşvet verdiği kişiler arasında üst düzey yetkililer de bulunuyor" dedi.
Atilla'nın da tanık olması durumunda davanın önce "ABD Süleyman Aslan'a karşı" olacağı, daha sonrasında da başkalarına da uzanacağı, değişik isimler alacağı kesin görülüyor.
Batı basınında davayla ilgili çıkan haberler ABD'nin bu davayla siyasi bir amaç taşıdığını gösteriyor.
İngiliz Financial Times, "Zerrab davası ABD-Türkiye ilişkilerini koparma tehlikesi taşıyor" başlıklı haberinde davanın halihazırda yıpranmış olan ABD-Türkiye ilişkilerini 'paramparça etme' tehlikesi taşıdığını yazdı. Haberi kaleme alan David Gardner, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD'ye olan öfkesinin daha da arttığını ve 'davanın Ankara'nın PYD/YPG ve Gülen ile ilgili endişelerinin önüne geçtiğini' belirtti.
Amerikan New York Times, Zerrab'ın tanıklık etmesi ve Türk bankaların olaya karıştığının tespit edilmesi durumunda bunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için siyasi sonuçları olabileceğini yazdı.
Wall Street Journal (WSJ) ise "Trans-Atlantik çapraz ateşi, iş dünyasını da alarma geçirdi. Türk bankaları hakkındaki iddialar ülkenin finans marketlerindeki itibarını zedeleyip yabancı yatırımcıyı korkutabilir ve Ankara'nın borçlanma maliyetini artırabilir. Türk lirası son iki ay içinde Amerikan doları karşısında yüzde 13 değer kaybetti. Uzmanlar bu düşüşten büyük oranda iki ülke arasında artan gerilimi sorumlu tutuyor" görüşüne yer verdi.
Bu yaşananlar, iktidarıyla muhalefetiyle Türk siyasilere ders olmalıdır. ABD'nin ipiyle kuyuya inmenin bir bedelinin olacağını her fırsatta ifade ediyoruz, bu bedeli ödeyenleri de sık sık sayıyoruz. Bu sonu hüsran olan taşeron siyasi anlayıştan kurtulmanın tek yolu, İbrahim Berk'in ifade ettiği gibi, "Atatürk'le gelmek, Atatürk gibi gelmek"tir.
Bugün "Hoş Geldin Atatürk"le gelen, Milli Ekonomi Modeli'yle, Milli Devlet teziyle Atatürk gibi gelen ve de "Ne AB, ne ABD tek çözüm bağımsız Türkiye" diyerek icazeti okyanus ötesinden değil, milletinden alacağını belirten tek lider Prof. Dr. Haydar Baş'tır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025