Türkiye'nin AB sürecinde çok ciddi gelişmeler yaşanıyor.
Sevr Anlaşmasını bir nebze anlarım, 1. Dünya Savaşı kaybedilmiş, Türk ordusu terhis olmuş, donanma dağıtılmış ve Osmanlı Hükümeti yenilgiyi kabullenmiş ve neticede ipin ucunu Batılı düşmanlarımıza teslim etmiş.
Yenilgiyi Osmanlı Hükümeti kabullenmiş ama, asla aziz Türk milleti bunu kabul etmemiştir ve verdiği şanlı mücadele ile Türk vatanını Mustafa Kemal önderliğinde Kuvayı Milliye ruhuyla korumuş ve "bu vatan bizimdir bizim kalacaktır" mesajını tüm dünyaya ilan etmiştir.
Millet olarak, o günden bugüne dedelerimizin bize miras bıraktığı, bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti şemsiyesi altında, huzur ve güvenle yaşamaktayız.
Onlar bize ekonomide bağımsızlık, hukukta bağımsızlık, eğitimde bağımsızlık, siyasette bağımsızlık ? emanet etmişler.
Peki bu emanete karşılık biz ne yapıyoruz? Üstelik herhangi bir savaş da kaybetmedik. İşte bunu anlamak oldukça zor.
Yıllarca işin ehli olmayan Batı hayranı, kendi değerlerine ise yabancı olan siyasileri iş başına getirerek ekonomimizi, siyasetimizi, eğitimizi, yer altı ve yerüstü değerlerimizi, dinimizi, milli değerlerimizi, hukukumuzu, güvenliğimizi, kısaca bize emanet edilen bütün değerlerimizi AB, ABD, IMF' ye teslim ettik ve de ediyoruz.
2003 yılında anayasada yapılan değişiklikle uluslararası hukuk, kendi hukukumuzun üzerinde kabul edildi. Yani bu değişiklikle dün bizi işgal edenlerin verdiği kararlar, bizim mahkemelerimizin kararlarının üzerinde kabul ediliyor
Son olarak yaşadığımız Abdullah Öcalan mevzuu da hukukumuzun AB'ye teslim edildiğinin en büyük ispatıdır.
Dışişleri Bakanlığı "Aman AB sürecimiz sekteye uğramasın" anlayışında olduğundan AİHM'nin kararının kabul etme yolunda.
Bağımsız mahkemelerimizin adil bir şekilde yargıladığı ve 30 bin şehidimize mal olan, ülkemizin üniter yapısını bölme girişimi alenen bilinen ve de yaptıklarını mahkemede itiraf eden teröristbaşı Öcalan hakkında idam cezası verilmişti.
Siyasilerimiz, AB'nin talebi doğrultusunda idam cezasını kaldırmış ve Öcalan'ın cezası müebbet hapse çevrilmişti.
Şimdi yeniden yargılanması isteniyor, bizimkiler ise bu karara olumlu yanıt veriyorlar, ama Türk milletinin hesap sormasından çekiniyorlar, bu kafa devam ettikçe AB sürecinde maalesef APO'yu bir siyasi olarak bile aramızda görebiliriz.
Olayı sadece bununla da sınırlı görmek yanlış olur. APO sürecinden sonra peşinden daha ciddi yaptırımlar da gelecektir.
Sözde Ermeni meselesinden tutun, Güneydoğu'da teröristlerle yapılan mücadeleye kadar birçok mevzuda AİHM'ye açılan davalar var.
Geçen yıl AİHM Başkanı'nın Sayın Erdoğan'a yaptığı uyarıyı unutmamalıyız: "Hakkınızda o kadar açılan dava var ki, sadece Louzido davasının tazminat bedelini 1 milyon Avro olarak düşünürseniz, toplamda milyarlarca dolar olabilir, bu da Türkiye'yi ekonomik açıdan zorlayabilir".
Yapılmak istenen ortada. Önce yıllarca içimizdeki teröristleri beslediler, şimdi ise kendi elimizle dışarı saldırmanın hesabı içindeler. Haklı olduğumuz bütün davalarda bizi haksız duruma düşürerek tazminata zorluyorlar ve en önemlisi ise zaten 380 milyar dolarlık borçla dibe vurmuş Türkiye ekonomisi bu tazminat borçları ile beraber tamamen iflasın eşiğine gelecektir.
Sonuçta ise tazminat bedeli olarak topraklarımız istenecektir.
Dün yüzbinlerce şehit vererek, zorlu mücadelelerle koruduğumuz vatanımızı, maalesef masabaşındaki basiretsizlikler yüzünden bir hiç uğruna kaybedeceğiz.
Eğer bu gidişata vicdanımız el vermiyorsa, bir şeyler yapmak gerekir diyorsanız, tavsiyemiz şudur:
"Artık AB, ABD hayaliyle yanıp tutuşan, ekonomimizi IMF'ye teslim eden, bütün derdi günü kurtarmak olan, kokuşmuş Batı değerlerini bizlere medeniyet kriteri olarak yutturmaya çalışan zihniyetten kurtulmalı, aynen Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi, bağımsız ve milli politikaları devreye koyacak, çözümü dışarılarda değil, kendi değerlerimizden çıkaracak, bizi kainat devleti yapacak liderlerin etrafında kenetleşmeliyiz."
Sevr Anlaşmasını bir nebze anlarım, 1. Dünya Savaşı kaybedilmiş, Türk ordusu terhis olmuş, donanma dağıtılmış ve Osmanlı Hükümeti yenilgiyi kabullenmiş ve neticede ipin ucunu Batılı düşmanlarımıza teslim etmiş.
Yenilgiyi Osmanlı Hükümeti kabullenmiş ama, asla aziz Türk milleti bunu kabul etmemiştir ve verdiği şanlı mücadele ile Türk vatanını Mustafa Kemal önderliğinde Kuvayı Milliye ruhuyla korumuş ve "bu vatan bizimdir bizim kalacaktır" mesajını tüm dünyaya ilan etmiştir.
Millet olarak, o günden bugüne dedelerimizin bize miras bıraktığı, bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti şemsiyesi altında, huzur ve güvenle yaşamaktayız.
Onlar bize ekonomide bağımsızlık, hukukta bağımsızlık, eğitimde bağımsızlık, siyasette bağımsızlık ? emanet etmişler.
Peki bu emanete karşılık biz ne yapıyoruz? Üstelik herhangi bir savaş da kaybetmedik. İşte bunu anlamak oldukça zor.
Yıllarca işin ehli olmayan Batı hayranı, kendi değerlerine ise yabancı olan siyasileri iş başına getirerek ekonomimizi, siyasetimizi, eğitimizi, yer altı ve yerüstü değerlerimizi, dinimizi, milli değerlerimizi, hukukumuzu, güvenliğimizi, kısaca bize emanet edilen bütün değerlerimizi AB, ABD, IMF' ye teslim ettik ve de ediyoruz.
2003 yılında anayasada yapılan değişiklikle uluslararası hukuk, kendi hukukumuzun üzerinde kabul edildi. Yani bu değişiklikle dün bizi işgal edenlerin verdiği kararlar, bizim mahkemelerimizin kararlarının üzerinde kabul ediliyor
Son olarak yaşadığımız Abdullah Öcalan mevzuu da hukukumuzun AB'ye teslim edildiğinin en büyük ispatıdır.
Dışişleri Bakanlığı "Aman AB sürecimiz sekteye uğramasın" anlayışında olduğundan AİHM'nin kararının kabul etme yolunda.
Bağımsız mahkemelerimizin adil bir şekilde yargıladığı ve 30 bin şehidimize mal olan, ülkemizin üniter yapısını bölme girişimi alenen bilinen ve de yaptıklarını mahkemede itiraf eden teröristbaşı Öcalan hakkında idam cezası verilmişti.
Siyasilerimiz, AB'nin talebi doğrultusunda idam cezasını kaldırmış ve Öcalan'ın cezası müebbet hapse çevrilmişti.
Şimdi yeniden yargılanması isteniyor, bizimkiler ise bu karara olumlu yanıt veriyorlar, ama Türk milletinin hesap sormasından çekiniyorlar, bu kafa devam ettikçe AB sürecinde maalesef APO'yu bir siyasi olarak bile aramızda görebiliriz.
Olayı sadece bununla da sınırlı görmek yanlış olur. APO sürecinden sonra peşinden daha ciddi yaptırımlar da gelecektir.
Sözde Ermeni meselesinden tutun, Güneydoğu'da teröristlerle yapılan mücadeleye kadar birçok mevzuda AİHM'ye açılan davalar var.
Geçen yıl AİHM Başkanı'nın Sayın Erdoğan'a yaptığı uyarıyı unutmamalıyız: "Hakkınızda o kadar açılan dava var ki, sadece Louzido davasının tazminat bedelini 1 milyon Avro olarak düşünürseniz, toplamda milyarlarca dolar olabilir, bu da Türkiye'yi ekonomik açıdan zorlayabilir".
Yapılmak istenen ortada. Önce yıllarca içimizdeki teröristleri beslediler, şimdi ise kendi elimizle dışarı saldırmanın hesabı içindeler. Haklı olduğumuz bütün davalarda bizi haksız duruma düşürerek tazminata zorluyorlar ve en önemlisi ise zaten 380 milyar dolarlık borçla dibe vurmuş Türkiye ekonomisi bu tazminat borçları ile beraber tamamen iflasın eşiğine gelecektir.
Sonuçta ise tazminat bedeli olarak topraklarımız istenecektir.
Dün yüzbinlerce şehit vererek, zorlu mücadelelerle koruduğumuz vatanımızı, maalesef masabaşındaki basiretsizlikler yüzünden bir hiç uğruna kaybedeceğiz.
Eğer bu gidişata vicdanımız el vermiyorsa, bir şeyler yapmak gerekir diyorsanız, tavsiyemiz şudur:
"Artık AB, ABD hayaliyle yanıp tutuşan, ekonomimizi IMF'ye teslim eden, bütün derdi günü kurtarmak olan, kokuşmuş Batı değerlerini bizlere medeniyet kriteri olarak yutturmaya çalışan zihniyetten kurtulmalı, aynen Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi, bağımsız ve milli politikaları devreye koyacak, çözümü dışarılarda değil, kendi değerlerimizden çıkaracak, bizi kainat devleti yapacak liderlerin etrafında kenetleşmeliyiz."
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025