Hükümetimizin yeni ekonomik politikasının ne olduğu artık kesin olarak belli oldu. Tabi bu politikanın net olarak anlaşılmasıyla da aklı başında herkes tarafından başarısızlığa mahkûm olacağı da ifade edilmeye başlandı.
2000 yılında başlayıp Şubat 2001'deki krizle sonu hüsran olan daha önceki programda temel hedef enflasyonu indirmek, bunun için seçilen yol da kur çıpası idi. Merkez Bankası döviz kurlarını önceden ilân etmiş ve gerektiğinde piyasaya yapacağı müdahalelerle belirlenen oranları korumaya and içmişti. Burada amaçlanan kurların değerini Türk lirası olarak sabitleyerek enflasyona bir kaç ay içinde (özellikle ithalat maliyetlerinin de sabit kurlar sonucu düşmesiyle) acı bir fren yaptırmaktı. Enflasyon düşüşe geçince belirsizlik de azalacağı için piyasadaki faiz oranları düşecek, bütçeden faize giden kalem azalacağı için bütçe denkleştirilecek ve para basma azalacağı için enflasyon düşük seviyelerde tutulabilecekti.
IMF'nin birçok ülkede uyguladığı bu standart program, detaylı verilere bakmadan, Türkiye'yi doğru analiz etmeden uygulanmaya başlandı. Hükümet ortakları programın sorumluluğunu birbirlirene atarken, top eski Merkez Bankası başkanı Gazi Erçel'in kucağında kaldı. Program Merkez Bankası'nın kararlı adamlarıyla Kasım ayına kadar yürüdü, ancak bütçe açıklarını azaltmada ya da hükümetin payına düşen konularda hiçbir ilerleme olmadı. Üstelik kurların sabitlenmesiyle geçici olarak düşen ithalat maliyetleri bir tüketim patlamasına yol açtı ve tüketim arttığı için de enflasyonda beklenen düşüş olmadı, önceden açıklanan döviz kurların nedeniyle reel kurlar enflasyon sonucu olması gerekene göre düşük kaldı. Merkez Bankası'nın sabit kurları korumak için piyasaya müdahale edecek fazla döviz rezervi kalmadığını gören piyasa kurtları (yabancı sermaye) Kasım'da birinci kroşeyi attı, Şubat'ta da nakavt etti.
Krizden kurtarıcı olarak yine IMF tarafından gönderilen Kemal Derviş aylarca şunu yapacağız, bunu yapacağız oyalamalarından sonra ne olduğu belli olmayan bir program açıkladı. Bu programın net olan tek tarafı batan bankaların borçlarını devletin üstlenmesi ve bunları ödemek için her şeye yeni vergiler koyulması olarak kaldı. (IMF alacaklarını tasfiye etmeye çalışıyor...) Kurlar dalgalanmaya bırakılmış, makro anlamda ülkenin dengelerinin yerine oturması için ne yapılacağı tam bir program olarak; en azından önceki gib bir teori olarak açıklanmamıştı.
Şimdi ise geçen aylar boyunca ortaya konulan icraat sonucu, açıklanmayan bu teori ortaya çıktı: Merkez Bankası sıkı para politikası uygulayacak, emisyonu artırmayacak, piyasada dolaşan TL azalacak, TL'nin yerine dışarıdan döviz gelecek ve döviz fazla değer kazanmayacak, böylece enflasyon (bir-iki sene içinde) düşecek. Enflasyon düştükçe reel faizler de düşecek, devlet zaten vergilere tam gaz yüklendiği ve kamu harcamalarını sıfıra doğru indirdiği için borçlarını daha rahat çevirecek, işler yavaş yavaş düzelecek...
Bu program da tutmaz! Tutmaz, çünkü piyasaya para sürmeyip TL'nin değerini sabitleyerek enflasoynu durdurmak mümkündür. Bu mekanizma piyasadaki talebi de frenleyeceği için Şubat ayında olduğu gibi enflasyon beklenenden de aşağı çıkabilir. Ancak piyasada para olmayınca faizler düşmeyecek (şu an olduğu gibi % 60-65'lere çakılacak) ve bizim ülkedeki enflasyonun temel karakteri olan maliyetler yani faizler düşmediği, vergi ve sigortalar ise zaten uçuk olduğu için enflasyon belli bir seviyenin altına asla inmeyecektir. Bu arada olan ise talep ve üretim olmadığı için kan ağlayan esnafa, üreticiye, işçiye (doğrusu: işsize), dar gelirliye topyekün millete olacaktır. Sağduyulu işalemi ve iktisatçılar bu tabloyu görüp uyarıyor ama Derviş (IMF) bildiğini okuyor. Bakalım bu işin sonu ne olacak.
2000 yılında başlayıp Şubat 2001'deki krizle sonu hüsran olan daha önceki programda temel hedef enflasyonu indirmek, bunun için seçilen yol da kur çıpası idi. Merkez Bankası döviz kurlarını önceden ilân etmiş ve gerektiğinde piyasaya yapacağı müdahalelerle belirlenen oranları korumaya and içmişti. Burada amaçlanan kurların değerini Türk lirası olarak sabitleyerek enflasyona bir kaç ay içinde (özellikle ithalat maliyetlerinin de sabit kurlar sonucu düşmesiyle) acı bir fren yaptırmaktı. Enflasyon düşüşe geçince belirsizlik de azalacağı için piyasadaki faiz oranları düşecek, bütçeden faize giden kalem azalacağı için bütçe denkleştirilecek ve para basma azalacağı için enflasyon düşük seviyelerde tutulabilecekti.
IMF'nin birçok ülkede uyguladığı bu standart program, detaylı verilere bakmadan, Türkiye'yi doğru analiz etmeden uygulanmaya başlandı. Hükümet ortakları programın sorumluluğunu birbirlirene atarken, top eski Merkez Bankası başkanı Gazi Erçel'in kucağında kaldı. Program Merkez Bankası'nın kararlı adamlarıyla Kasım ayına kadar yürüdü, ancak bütçe açıklarını azaltmada ya da hükümetin payına düşen konularda hiçbir ilerleme olmadı. Üstelik kurların sabitlenmesiyle geçici olarak düşen ithalat maliyetleri bir tüketim patlamasına yol açtı ve tüketim arttığı için de enflasyonda beklenen düşüş olmadı, önceden açıklanan döviz kurların nedeniyle reel kurlar enflasyon sonucu olması gerekene göre düşük kaldı. Merkez Bankası'nın sabit kurları korumak için piyasaya müdahale edecek fazla döviz rezervi kalmadığını gören piyasa kurtları (yabancı sermaye) Kasım'da birinci kroşeyi attı, Şubat'ta da nakavt etti.
Krizden kurtarıcı olarak yine IMF tarafından gönderilen Kemal Derviş aylarca şunu yapacağız, bunu yapacağız oyalamalarından sonra ne olduğu belli olmayan bir program açıkladı. Bu programın net olan tek tarafı batan bankaların borçlarını devletin üstlenmesi ve bunları ödemek için her şeye yeni vergiler koyulması olarak kaldı. (IMF alacaklarını tasfiye etmeye çalışıyor...) Kurlar dalgalanmaya bırakılmış, makro anlamda ülkenin dengelerinin yerine oturması için ne yapılacağı tam bir program olarak; en azından önceki gib bir teori olarak açıklanmamıştı.
Şimdi ise geçen aylar boyunca ortaya konulan icraat sonucu, açıklanmayan bu teori ortaya çıktı: Merkez Bankası sıkı para politikası uygulayacak, emisyonu artırmayacak, piyasada dolaşan TL azalacak, TL'nin yerine dışarıdan döviz gelecek ve döviz fazla değer kazanmayacak, böylece enflasyon (bir-iki sene içinde) düşecek. Enflasyon düştükçe reel faizler de düşecek, devlet zaten vergilere tam gaz yüklendiği ve kamu harcamalarını sıfıra doğru indirdiği için borçlarını daha rahat çevirecek, işler yavaş yavaş düzelecek...
Bu program da tutmaz! Tutmaz, çünkü piyasaya para sürmeyip TL'nin değerini sabitleyerek enflasoynu durdurmak mümkündür. Bu mekanizma piyasadaki talebi de frenleyeceği için Şubat ayında olduğu gibi enflasyon beklenenden de aşağı çıkabilir. Ancak piyasada para olmayınca faizler düşmeyecek (şu an olduğu gibi % 60-65'lere çakılacak) ve bizim ülkedeki enflasyonun temel karakteri olan maliyetler yani faizler düşmediği, vergi ve sigortalar ise zaten uçuk olduğu için enflasyon belli bir seviyenin altına asla inmeyecektir. Bu arada olan ise talep ve üretim olmadığı için kan ağlayan esnafa, üreticiye, işçiye (doğrusu: işsize), dar gelirliye topyekün millete olacaktır. Sağduyulu işalemi ve iktisatçılar bu tabloyu görüp uyarıyor ama Derviş (IMF) bildiğini okuyor. Bakalım bu işin sonu ne olacak.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Talhaoğlu / diğer yazıları
- KOBİ'lerle kalkınma / 21.06.2002
- Kâr/zarar / 24.05.2002
- Amerika AŞ.'nin Sonu mu Geliyor ? / 21.05.2002
- Enron ve Türkiye / 11.05.2002
- Merkez ve Büyüme / 07.05.2002
- Vergiler / 29.04.2002
- Devlet desteklemiş, Japon yapmış... / 25.04.2002
- Krizden harcamayla mı çıkılır yoksa tasarrufla mı? / 23.04.2002
- Dolar düşüyor. Sevinelim mi ? / 09.04.2002
- Yeni ekonomik program / 28.03.2002
- Kâr/zarar / 24.05.2002
- Amerika AŞ.'nin Sonu mu Geliyor ? / 21.05.2002
- Enron ve Türkiye / 11.05.2002
- Merkez ve Büyüme / 07.05.2002
- Vergiler / 29.04.2002
- Devlet desteklemiş, Japon yapmış... / 25.04.2002
- Krizden harcamayla mı çıkılır yoksa tasarrufla mı? / 23.04.2002
- Dolar düşüyor. Sevinelim mi ? / 09.04.2002
- Yeni ekonomik program / 28.03.2002