Günümüzde işletmelerle çıkar ilişkisi olan gruplar
1- Yatırımcılar (girişimci/işletmenin sahibi)
2- Çalışanlar
3- Müşteriler/tedarikçiler
4- Kreditörler
5- Devlet/ kamu
şeklinde sayılmaktadır. Bir işletmenin tüm bu gruplarla ilişkisi ve onlara karşı sorumlulukları vardır. Ancak nihayette işletmenin kurucusu yani varlık sebebi o işletmenin sahipleri ve yatırımcılarıdır. Onları işletmeyi kurmaya götüren neden ise kar etmek yani ortaya koydukları sermaye, emek ve zamanın karşılığında daha fazlasını almaktır.
Ticari işletmelerin varlık sebebi kâr etmek olduğuna göre yapmaları gereken sürekli olarak varlık sebeplerini hatırlayıp muhasebe yapmaktır. (İnsanların da varlık sebeplerini hatırlayıp hayatlarını bu doğrultuda geçirip geçirmediklerine bakmaları gibi...). Bu muhasebeyi normalde vergi ya da borsaya kote ise SPK mevzuatı gereği belirli sürelerle ve belirli formatlarda zaten yapmaları gerekir. Ancak yapılan muhasebe hangi kârı hesaplar bu değişir, zira kârın da değişik tanımları vardır.
Örneklemek gerekirse bundan bir yıl önce 100 milyon liraya aldığı bir malı bugün 130 milyona satan bir işletme ya da bir esnaf kârda mıdır? Vergi mevzuatı açısından bakılınca kârdadır zira ülkemizde yıllardır süren enflasyona rağmen maliye bakanlığı enflasyonun etkisini ısrarla gözardı etmekte ve firmalardan olmayan karlarını istemektedir. Geçen yıl 100 milyona alınan bir mal piyasa şartları aynı bile kalsa bu yıl en az enflasyon oranı kadar değerlenip 150 milyon değerindedir ve 130 milyona satıldığında kâr değil zarar oluşur.
Oysa maliyemiz bu satışta 130-100=30 milyon TL'lik bir kâr oluştuğunu ve bu işletmenin 30 milyon üzerinden 10 milyon TL de vergi vermesi gerektiğini söylemektedir. Vergi sonrası işletmenin elinde 120 milyon kalmakta ve piyasada aynı mal 150 milyona satıldığı için reel olarak 120-150=30 milyon zarardadır. Üstelik bir de bu malı bir yıl elde tuttuğu için bu mala bağlanan paranın bir maliyeti vardır. Eğer kredi aldı ise ödediği faizi vergiden düşebilmekte, ancak özsermayesi ile çalışıyorsa bu paranın fırsat maliyeti kadar ek zarara girmektedir.
İkinci bir örnek: sene başında 1.300.000 TL'den bir miktar dolar alıp kasasına koyan bir işletme, bu paraya hiç dokunmasa bile sene sonunda doların değeri mesela 1.900.000 olursa aradi fark kâr sayılarak vergilendirilmektedir.
İşin kısası Türkiye'de vergi oranları (şu an %30 + %3 Fon = %33) yüksek diyenler aslında az demekte, çünkü enflasyonun görünmeyen vergisi yüzünden aslında olmayan kârdan bile vergi alındığı için tam bir deli dumrul vaziyeti ortaya çıkmaktadır. Ayakta kalmaya çalışan işletmeler ise bir yandan enerjiden hammaddeye hergün artan maliyetlerle baş etmeye çalışırken, maliyeyle de köşe kapmaca oynamaktadır.
Yapılması gereken acilen enflasyonun bilançolara etkisini hesaba katan "enflasyon muhasebesi" sistemine geçmektir. Zaten Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASC) bizimki gibi ülkelerde bu tip bir muhasebe mantığını şart koşmakta ve yurt dışıyla iş yapan Türk şirketlerinden finansal tablolarını bu standartta hazırlamayanları kimse kaale almamaktadır. Aksi halde olmayan kârlar sonucu bir kaç yıl içinde ortaya konan sermaye çoktan eriyip gitmektedir. Bundan bir adım ilerisi ise cari değer muhasebesi sistemini uygulamaya koymaktır. İşletmenin sadece satışlarından masraflarını çıkarıp kârını bulmak değil işletmeyi şu an aynı şekilde (makinasıyla, binasıyla, haklarıyla, patent vs.. değerleriyle) kurmak istesek yapılacak masraflar bulunarak sermayenin kârlılığı yeniden hesaplanır. Ancak bu yolla işletmenin faaliyetine devam etmesi için gereken sermaye yapısı korunabilir. Bütün bu hesapları yapmak için mevzuatın yürürlüğünü beklemek
yerine firmaların fiili durumlarını görebilmek için kendi içlerinde uygulamaları da oldukça doğru bir yaklaşımdır.
1- Yatırımcılar (girişimci/işletmenin sahibi)
2- Çalışanlar
3- Müşteriler/tedarikçiler
4- Kreditörler
5- Devlet/ kamu
şeklinde sayılmaktadır. Bir işletmenin tüm bu gruplarla ilişkisi ve onlara karşı sorumlulukları vardır. Ancak nihayette işletmenin kurucusu yani varlık sebebi o işletmenin sahipleri ve yatırımcılarıdır. Onları işletmeyi kurmaya götüren neden ise kar etmek yani ortaya koydukları sermaye, emek ve zamanın karşılığında daha fazlasını almaktır.
Ticari işletmelerin varlık sebebi kâr etmek olduğuna göre yapmaları gereken sürekli olarak varlık sebeplerini hatırlayıp muhasebe yapmaktır. (İnsanların da varlık sebeplerini hatırlayıp hayatlarını bu doğrultuda geçirip geçirmediklerine bakmaları gibi...). Bu muhasebeyi normalde vergi ya da borsaya kote ise SPK mevzuatı gereği belirli sürelerle ve belirli formatlarda zaten yapmaları gerekir. Ancak yapılan muhasebe hangi kârı hesaplar bu değişir, zira kârın da değişik tanımları vardır.
Örneklemek gerekirse bundan bir yıl önce 100 milyon liraya aldığı bir malı bugün 130 milyona satan bir işletme ya da bir esnaf kârda mıdır? Vergi mevzuatı açısından bakılınca kârdadır zira ülkemizde yıllardır süren enflasyona rağmen maliye bakanlığı enflasyonun etkisini ısrarla gözardı etmekte ve firmalardan olmayan karlarını istemektedir. Geçen yıl 100 milyona alınan bir mal piyasa şartları aynı bile kalsa bu yıl en az enflasyon oranı kadar değerlenip 150 milyon değerindedir ve 130 milyona satıldığında kâr değil zarar oluşur.
Oysa maliyemiz bu satışta 130-100=30 milyon TL'lik bir kâr oluştuğunu ve bu işletmenin 30 milyon üzerinden 10 milyon TL de vergi vermesi gerektiğini söylemektedir. Vergi sonrası işletmenin elinde 120 milyon kalmakta ve piyasada aynı mal 150 milyona satıldığı için reel olarak 120-150=30 milyon zarardadır. Üstelik bir de bu malı bir yıl elde tuttuğu için bu mala bağlanan paranın bir maliyeti vardır. Eğer kredi aldı ise ödediği faizi vergiden düşebilmekte, ancak özsermayesi ile çalışıyorsa bu paranın fırsat maliyeti kadar ek zarara girmektedir.
İkinci bir örnek: sene başında 1.300.000 TL'den bir miktar dolar alıp kasasına koyan bir işletme, bu paraya hiç dokunmasa bile sene sonunda doların değeri mesela 1.900.000 olursa aradi fark kâr sayılarak vergilendirilmektedir.
İşin kısası Türkiye'de vergi oranları (şu an %30 + %3 Fon = %33) yüksek diyenler aslında az demekte, çünkü enflasyonun görünmeyen vergisi yüzünden aslında olmayan kârdan bile vergi alındığı için tam bir deli dumrul vaziyeti ortaya çıkmaktadır. Ayakta kalmaya çalışan işletmeler ise bir yandan enerjiden hammaddeye hergün artan maliyetlerle baş etmeye çalışırken, maliyeyle de köşe kapmaca oynamaktadır.
Yapılması gereken acilen enflasyonun bilançolara etkisini hesaba katan "enflasyon muhasebesi" sistemine geçmektir. Zaten Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASC) bizimki gibi ülkelerde bu tip bir muhasebe mantığını şart koşmakta ve yurt dışıyla iş yapan Türk şirketlerinden finansal tablolarını bu standartta hazırlamayanları kimse kaale almamaktadır. Aksi halde olmayan kârlar sonucu bir kaç yıl içinde ortaya konan sermaye çoktan eriyip gitmektedir. Bundan bir adım ilerisi ise cari değer muhasebesi sistemini uygulamaya koymaktır. İşletmenin sadece satışlarından masraflarını çıkarıp kârını bulmak değil işletmeyi şu an aynı şekilde (makinasıyla, binasıyla, haklarıyla, patent vs.. değerleriyle) kurmak istesek yapılacak masraflar bulunarak sermayenin kârlılığı yeniden hesaplanır. Ancak bu yolla işletmenin faaliyetine devam etmesi için gereken sermaye yapısı korunabilir. Bütün bu hesapları yapmak için mevzuatın yürürlüğünü beklemek
yerine firmaların fiili durumlarını görebilmek için kendi içlerinde uygulamaları da oldukça doğru bir yaklaşımdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Talhaoğlu / diğer yazıları
- KOBİ'lerle kalkınma / 21.06.2002
- Kâr/zarar / 24.05.2002
- Amerika AŞ.'nin Sonu mu Geliyor ? / 21.05.2002
- Enron ve Türkiye / 11.05.2002
- Merkez ve Büyüme / 07.05.2002
- Vergiler / 29.04.2002
- Devlet desteklemiş, Japon yapmış... / 25.04.2002
- Krizden harcamayla mı çıkılır yoksa tasarrufla mı? / 23.04.2002
- Dolar düşüyor. Sevinelim mi ? / 09.04.2002
- Yeni ekonomik program / 28.03.2002
- Kâr/zarar / 24.05.2002
- Amerika AŞ.'nin Sonu mu Geliyor ? / 21.05.2002
- Enron ve Türkiye / 11.05.2002
- Merkez ve Büyüme / 07.05.2002
- Vergiler / 29.04.2002
- Devlet desteklemiş, Japon yapmış... / 25.04.2002
- Krizden harcamayla mı çıkılır yoksa tasarrufla mı? / 23.04.2002
- Dolar düşüyor. Sevinelim mi ? / 09.04.2002
- Yeni ekonomik program / 28.03.2002