Okuyucu modern çağın sömürgecisinin, küreselleşme adı altında ülkeye girdiğini artık iyi biliyor. Siyaseten Kopenhag-Helsinki süreci, iktisaden IMF, Dünya Bankası ve kültürel açıdan da misyonerlik oyunları kılığı taşıyan küreselleşmecilerin içerde işbirlikçi yalaka müttefikleri var.
Mütareke basını iki yönlü çalışıyor. Hem yabancı küreselleşmecilerin ülke için zararlı, kendileri için faydalı faaliyetlerini maskeleyerek içerde bizim doğruyu görmemizi engelliyor hem işbirlikçilerin çalışmalarını ballandıra ballandıra aksettirerek kamuoyu oluşturuyor, toplumu uyutuyor, izole ediyor.
İşbirlikçilerin çeşitli ad ve kılık altında karşımıza çıktığını da okuyucu çok iyi öğrendi... Onları artık "gözlerinden" tanıyor, gazetelerdeki köşelerinden, üniversitelerdeki kürsülerinden, ekrandaki içinin karası dışına vurmuş suratlarından biliyor.
Onlar karşımıza çeşitli vakıf, dernek, meslek odası kılığında çıkıyorlar.
Son zamanlarda kanunun bir takım boşluklarından faydalanmak için de dernek olarak kaydolmuyorlar, çünkü ne de olsa dernekler kanununa göre zaman zaman denetlenmeleri zorunluluğu var.
Şimdilerde tercih ettikleri isim STÖ, yâni Sivil Toplum Örgütleri....
Ben "S" harfinin altına bir kuyruk taktım, "Ş" oldu, yâni "Şaibeli Toplum Örgütleri".
Yanlış anlaşılmasın burada şaibeli olan toplum değil, bu "örgütler".
Bu ŞTÖ'ler batının içimizdeki Truva atları.
Dernekler yasasına bağlı olmadıkları için 1. Yabancılarla rahatlıkla ilişki kurabiliyorlar, 2. Onlardan para alabiliyorlar. 3. Kayda almadan da harcayabiliyorlar.
Biz ŞTÖ'lerle yoğun bir şekilde, birkaç yıl önce İstanbul'da düzenlenen Habitat toplantıları dolayısı ile tanıştık.
Ondan sonra da yakamızı kurtaramadık.
Küreselleşmecilerin iki bakımdan ŞTÖ'lerle irtibat kurmak işlerine geliyor. Hem kontrol dışına çıkana kadar güçlenip palazlanmaları ihtimali yok, hem manipüle edilmeleri, uzaktan komuta âleti ile kullanılmaları çok kolay.
Bir ülkede ne kadar çok Şaibeli Toplum Örgütü olursa o kadar iyi. Yine uzaktan komutalı mütareke basını aracılığı ile bunların etkinlikleri ne kadar çok kamuoyunda yayılır, gündeme oturursa, hedef devletin sitemini, kurgusunu, işleyen çarklarını bozmak da o kadar kolaylaşıyor.
Parlâmento, hükümet, devletin dinamik güçleri hep arka plâna atılıyor, miilletin kendini yönetme hakkı elinden alınıyor.
Toplumu bu ŞTÖ'ler yönlendiriyor.
Ülkeye gelen her yabancı devlet adamı önce kontrollarındaki bu maşalarla görüşüyor. Bilgi alıp, talimat veriyorlar. Onların yönlendirmelerine göre tavır koyuyor, ertesi gün bizim devlet adamlarımızla resmî görüşmelerinde STÖ'lerin kaynağı ve amacı şaibeli isteklerini masanın üzerine koyuyorlar.
Bu maşalar yurt dışına davet ediliyor, okutulup eğitiliyor, ceplerine de para konulup tekrar ülkeye gönderiliyorlar. Ülkede ne kadar çok ŞTÖ olursa o kadar iyi... Ne kadar çok ŞTÖ, o kadar çok para. Yabancı sermaye denilen, bu olsa gerek.
ŞTÖ'lerin görev sahaları, her birine biçilen rol de farklı farklı. Kiminin görevi etnik farklılıklar, kiminin dinsel sorunlar, kiminin de kültür ve çevre problemleri... Ve hep de masûm bir takım isimlerle karşımıza çıkıyorlar.
Yok uğraşmayın, isim vermeyeceğim bu sefer. Ama yarından itibaren etrafınıza dikkatle bakın, kim bana saldırmaya başlarsa olayı üstlenmiş demektir.
Yabancıların, ülkeyi sömürgeleştirme amaçlarına uygun olarak bunlarla görüşmelerini, fikir, malzeme ve nakit alış verişinde bulunmalarını anlıyorum.
Anlıyorum da bizim bazı devlet adamlarımızın bunları muhatap almalarını, uzun uzun görüş alış verişinde bulunmalarını anlamıyorum.
Kim yabancı, kim yerli devlet adamı, kim kiminle ne görüşüyor, neden görüşüyor karıştırdım.
Mütareke basını iki yönlü çalışıyor. Hem yabancı küreselleşmecilerin ülke için zararlı, kendileri için faydalı faaliyetlerini maskeleyerek içerde bizim doğruyu görmemizi engelliyor hem işbirlikçilerin çalışmalarını ballandıra ballandıra aksettirerek kamuoyu oluşturuyor, toplumu uyutuyor, izole ediyor.
İşbirlikçilerin çeşitli ad ve kılık altında karşımıza çıktığını da okuyucu çok iyi öğrendi... Onları artık "gözlerinden" tanıyor, gazetelerdeki köşelerinden, üniversitelerdeki kürsülerinden, ekrandaki içinin karası dışına vurmuş suratlarından biliyor.
Onlar karşımıza çeşitli vakıf, dernek, meslek odası kılığında çıkıyorlar.
Son zamanlarda kanunun bir takım boşluklarından faydalanmak için de dernek olarak kaydolmuyorlar, çünkü ne de olsa dernekler kanununa göre zaman zaman denetlenmeleri zorunluluğu var.
Şimdilerde tercih ettikleri isim STÖ, yâni Sivil Toplum Örgütleri....
Ben "S" harfinin altına bir kuyruk taktım, "Ş" oldu, yâni "Şaibeli Toplum Örgütleri".
Yanlış anlaşılmasın burada şaibeli olan toplum değil, bu "örgütler".
Bu ŞTÖ'ler batının içimizdeki Truva atları.
Dernekler yasasına bağlı olmadıkları için 1. Yabancılarla rahatlıkla ilişki kurabiliyorlar, 2. Onlardan para alabiliyorlar. 3. Kayda almadan da harcayabiliyorlar.
Biz ŞTÖ'lerle yoğun bir şekilde, birkaç yıl önce İstanbul'da düzenlenen Habitat toplantıları dolayısı ile tanıştık.
Ondan sonra da yakamızı kurtaramadık.
Küreselleşmecilerin iki bakımdan ŞTÖ'lerle irtibat kurmak işlerine geliyor. Hem kontrol dışına çıkana kadar güçlenip palazlanmaları ihtimali yok, hem manipüle edilmeleri, uzaktan komuta âleti ile kullanılmaları çok kolay.
Bir ülkede ne kadar çok Şaibeli Toplum Örgütü olursa o kadar iyi. Yine uzaktan komutalı mütareke basını aracılığı ile bunların etkinlikleri ne kadar çok kamuoyunda yayılır, gündeme oturursa, hedef devletin sitemini, kurgusunu, işleyen çarklarını bozmak da o kadar kolaylaşıyor.
Parlâmento, hükümet, devletin dinamik güçleri hep arka plâna atılıyor, miilletin kendini yönetme hakkı elinden alınıyor.
Toplumu bu ŞTÖ'ler yönlendiriyor.
Ülkeye gelen her yabancı devlet adamı önce kontrollarındaki bu maşalarla görüşüyor. Bilgi alıp, talimat veriyorlar. Onların yönlendirmelerine göre tavır koyuyor, ertesi gün bizim devlet adamlarımızla resmî görüşmelerinde STÖ'lerin kaynağı ve amacı şaibeli isteklerini masanın üzerine koyuyorlar.
Bu maşalar yurt dışına davet ediliyor, okutulup eğitiliyor, ceplerine de para konulup tekrar ülkeye gönderiliyorlar. Ülkede ne kadar çok ŞTÖ olursa o kadar iyi... Ne kadar çok ŞTÖ, o kadar çok para. Yabancı sermaye denilen, bu olsa gerek.
ŞTÖ'lerin görev sahaları, her birine biçilen rol de farklı farklı. Kiminin görevi etnik farklılıklar, kiminin dinsel sorunlar, kiminin de kültür ve çevre problemleri... Ve hep de masûm bir takım isimlerle karşımıza çıkıyorlar.
Yok uğraşmayın, isim vermeyeceğim bu sefer. Ama yarından itibaren etrafınıza dikkatle bakın, kim bana saldırmaya başlarsa olayı üstlenmiş demektir.
Yabancıların, ülkeyi sömürgeleştirme amaçlarına uygun olarak bunlarla görüşmelerini, fikir, malzeme ve nakit alış verişinde bulunmalarını anlıyorum.
Anlıyorum da bizim bazı devlet adamlarımızın bunları muhatap almalarını, uzun uzun görüş alış verişinde bulunmalarını anlamıyorum.
Kim yabancı, kim yerli devlet adamı, kim kiminle ne görüşüyor, neden görüşüyor karıştırdım.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
- Ekonomi, İslam ve Rusya / 01.04.2006
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002