Cumhuriyetin ilk yıllarında yüksek dereceli bir bürokrat Atatürk'ü yaptırdığı binanın açılışına davet eder. Atatürk binanın açılış kurdelesini keser. Bina sahibi bunun üzerine Atatürk'ten binanın ismini koymasını rica eder. Atatürk, çok sakin bir şekilde "Binanın ismi Rüşvet Apartmanı olsun." şeklinde karşılık verir. Bürokrat şaşkınlığını üstünden atamadan Atatürk'ün sorularına muhatap olur. Atatürk, bürokratın maaşından yola çıkarak mevcut maaşını hiç harcamasa bile bu binayı yapamayacağını anında ispat eder. Sonuçta bina, Atatürk'ün emriyle müsadere edilir. Yani hazineye devredilir.
İmam Ali'ye (a.s) göre, "Devletin dini adalettir." Yani devlet adil olursa yani bugünkü ifadesiyle hukuk devleti olursa çizgisini muhafaza edebilir, varlığını güvenlik içerisinde devam ettirir. Hukuksuz devletler uzun ömürlü olamazlar. Bu itibarla İmam Ali'ye hilafet teklif edildiğinde başlangıçta isteksiz davrandı. Hakkı olan bu makama oturmada acele etmedi. Amacı halife olurken dahi hakkın tahakkuk etmesini sağlamaktı. Bu meseleyi Şıkşıkıye hutbesinde detaylı bir şekilde anlatmıştır. En dikkat çekici husus İmam Ali'nin hilafet şartlarının ikisinin de ekonomi ile ilgili olmasıdır. Birinci şart mikro iktisat, ikinci şartı da makro iktisatla ilgilidir. Hem devletin hem de halkın ekonomisini aynı anda dengelemiştir.
1. Şart: Herkes -kendisi de dahil olmak üzere- eşit şekilde vatandaşlık maaşı alacaktır.
2. Şart: Hırsız Emevi ailesinin özellikle üçüncü Halife döneminde çaldıkları milyonlarca altın, arsa, tarla, ziynet eşyaları ve silahlarla beraber menkul ve gayrimenkul bütün ekonomik varlıkların derhal hazineye iadesini istedi.
Birinci şart, İmam Ali'ye karşı bizzat kendi çevresinde büyük bir tepkinin oluşmasına neden oldu. Kendisine biat eden Talha ve Zübeyr öfke içerisinde biatlerini bozdular. İmamdan dünyevi beklentilerinin karşılanmayacağını anlayınca Hz. Aişe ile bir olup Cemel Savaşı'nı başlattılar. İmam Ali'ye itirazlar şiddetini artırınca tartışmalar alevlendi. Bedir Savaşı'na katılan bir sahabeyle olan diyaloğu meşhurdur. Eşit maaş anlayışına karşı çıkan sahabe geçmişte yapılan hizmetleri öne sürerek pozitif ayırımcılık istedi. Bunun üzerine İmam Ali, "Yaptığın hizmetlerin karşılığı Allah katındadır. Ecrini o verecektir. Yaptığın iyiliklerin karşılığını ödeyebilecek bir meblağ hazinede bulunmamaktadır. Ben ancak sana düşen payı ödeyebilirim. Ben de aynı miktarı alıyorum." şeklinde mukabele etmek zorunda kalmıştır.
İkinci şart malum olduğu üzere başta Ebu Süfyan olmak üzere Muaviye, Yezid ve taraftarlarını oldukça rahatsız etti. Çaldıkları milyonların hesabını soran Molla Kasım nihayet gelmişti. Uykularını kaçıran İmam Ali'yi etkisiz hale sokma çabalarının bir sebebi de yaptıkları yolsuzluklardı. Maalesef üçüncü Halife'nin kanlı gömleğini kendi pisliklerini örten bir paçavraya dönüştürdüler. Hz. Osman'ın dirisini kullandıkları gibi ölüsünü de tepe tepe kullandılar.
Görüldüğü üzere Atatürk, bütün konulara ceddi İmam Ali gibi bakmıştır. Devlet ve millet malına olan hassasiyeti üst düzeydedir. Devleti, Osmanlı döneminde "Selam verdim rüşvet değil diye almadılar." çukurundan çıkarıp itibarlı yerine oturtmuştur. Dinsiz yani hukuksuz devlet anlayışını reddederek adaleti olan hukuk devletini tesis etmiştir.
Bu çizginin günümüzdeki devamı olan Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli'nde vatandaşlık maaşı vereceğini kaynaklarını göstererek açıklamıştır. Adalet, sadece adliyede ve mahkemelerle sınırlı bir kavram değildir. Adalet, Prof Dr. Haydar Baş'ın tarifiyle haklıya hakkını, haksıza haddini bildirmektir. O halde vatandaşlık maaşı vermek, ekonomide dengeyi sağlamak ve insanları el avuç açmadan yaşamasına yetecek bir gelire kavuşturmak adaletin ta kendisidir. Açıkça görüldüğü gibi gerçek adaleti, ancak Ehl-i Beyt mensupları hayata geçirebilir.
İmam Ali'ye (a.s) göre, "Devletin dini adalettir." Yani devlet adil olursa yani bugünkü ifadesiyle hukuk devleti olursa çizgisini muhafaza edebilir, varlığını güvenlik içerisinde devam ettirir. Hukuksuz devletler uzun ömürlü olamazlar. Bu itibarla İmam Ali'ye hilafet teklif edildiğinde başlangıçta isteksiz davrandı. Hakkı olan bu makama oturmada acele etmedi. Amacı halife olurken dahi hakkın tahakkuk etmesini sağlamaktı. Bu meseleyi Şıkşıkıye hutbesinde detaylı bir şekilde anlatmıştır. En dikkat çekici husus İmam Ali'nin hilafet şartlarının ikisinin de ekonomi ile ilgili olmasıdır. Birinci şart mikro iktisat, ikinci şartı da makro iktisatla ilgilidir. Hem devletin hem de halkın ekonomisini aynı anda dengelemiştir.
1. Şart: Herkes -kendisi de dahil olmak üzere- eşit şekilde vatandaşlık maaşı alacaktır.
2. Şart: Hırsız Emevi ailesinin özellikle üçüncü Halife döneminde çaldıkları milyonlarca altın, arsa, tarla, ziynet eşyaları ve silahlarla beraber menkul ve gayrimenkul bütün ekonomik varlıkların derhal hazineye iadesini istedi.
Birinci şart, İmam Ali'ye karşı bizzat kendi çevresinde büyük bir tepkinin oluşmasına neden oldu. Kendisine biat eden Talha ve Zübeyr öfke içerisinde biatlerini bozdular. İmamdan dünyevi beklentilerinin karşılanmayacağını anlayınca Hz. Aişe ile bir olup Cemel Savaşı'nı başlattılar. İmam Ali'ye itirazlar şiddetini artırınca tartışmalar alevlendi. Bedir Savaşı'na katılan bir sahabeyle olan diyaloğu meşhurdur. Eşit maaş anlayışına karşı çıkan sahabe geçmişte yapılan hizmetleri öne sürerek pozitif ayırımcılık istedi. Bunun üzerine İmam Ali, "Yaptığın hizmetlerin karşılığı Allah katındadır. Ecrini o verecektir. Yaptığın iyiliklerin karşılığını ödeyebilecek bir meblağ hazinede bulunmamaktadır. Ben ancak sana düşen payı ödeyebilirim. Ben de aynı miktarı alıyorum." şeklinde mukabele etmek zorunda kalmıştır.
İkinci şart malum olduğu üzere başta Ebu Süfyan olmak üzere Muaviye, Yezid ve taraftarlarını oldukça rahatsız etti. Çaldıkları milyonların hesabını soran Molla Kasım nihayet gelmişti. Uykularını kaçıran İmam Ali'yi etkisiz hale sokma çabalarının bir sebebi de yaptıkları yolsuzluklardı. Maalesef üçüncü Halife'nin kanlı gömleğini kendi pisliklerini örten bir paçavraya dönüştürdüler. Hz. Osman'ın dirisini kullandıkları gibi ölüsünü de tepe tepe kullandılar.
Görüldüğü üzere Atatürk, bütün konulara ceddi İmam Ali gibi bakmıştır. Devlet ve millet malına olan hassasiyeti üst düzeydedir. Devleti, Osmanlı döneminde "Selam verdim rüşvet değil diye almadılar." çukurundan çıkarıp itibarlı yerine oturtmuştur. Dinsiz yani hukuksuz devlet anlayışını reddederek adaleti olan hukuk devletini tesis etmiştir.
Bu çizginin günümüzdeki devamı olan Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli'nde vatandaşlık maaşı vereceğini kaynaklarını göstererek açıklamıştır. Adalet, sadece adliyede ve mahkemelerle sınırlı bir kavram değildir. Adalet, Prof Dr. Haydar Baş'ın tarifiyle haklıya hakkını, haksıza haddini bildirmektir. O halde vatandaşlık maaşı vermek, ekonomide dengeyi sağlamak ve insanları el avuç açmadan yaşamasına yetecek bir gelire kavuşturmak adaletin ta kendisidir. Açıkça görüldüğü gibi gerçek adaleti, ancak Ehl-i Beyt mensupları hayata geçirebilir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cihat Tekin / diğer yazıları
- İkinci Trump dönemi nelere gebe? / 11.11.2024
- İç cephe nasıl tahkim edilir? / 04.11.2024
- Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu / 03.11.2024
- Çözüm değil çözülme süreci / 25.10.2024
- Hazine üzerinde oturan dilenci olmayalım / 20.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor -2- / 13.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor / 06.10.2024
- Siper savaşları out Siber savaşları in / 23.09.2024
- Açlık sınırı = asgari ücret + 10.268 TL / 19.09.2024
- Lütfen herkes işini yapsın / 14.09.2024
- İç cephe nasıl tahkim edilir? / 04.11.2024
- Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu / 03.11.2024
- Çözüm değil çözülme süreci / 25.10.2024
- Hazine üzerinde oturan dilenci olmayalım / 20.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor -2- / 13.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor / 06.10.2024
- Siper savaşları out Siber savaşları in / 23.09.2024
- Açlık sınırı = asgari ücret + 10.268 TL / 19.09.2024
- Lütfen herkes işini yapsın / 14.09.2024