Ülkemizde çok garip şeyler yaşanıyor. Bir taraftan yayılmaya devam eden ve mutasyon geçiren korona virüs ile mücadele devam ederken, bu kapsamda kısıtlamalar ortaya konulup, uymayanlara cezalar kesilirken, diğer taraftan en üst düzeyde kapalı salonlarda tıklım tıklım kongreler, sosyal mesafeye dikkat edilmeyen cenaze merasimleri gerçekleştiriliyor.
Malum, geçtiğimiz günlerde Rize'de AKP'nin il kongresi gerçeleştirilmiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan salonun doluluğunu överek şu ifadeleri söylemişti:
"İşte şu salonun hali… Bakın bir kongre yapıyoruz, salgının olduğu bir dönemde kongre yapıyoruz ve Rize'de salon lebaleb dolu."
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, pandemi döneminde böyle virüse davetiye çıkartan bir kongreye tepkisini, "Biz de o salonu lebaleb doldururuz ama salgın var memlekette, o yüzden doldurmuyoruz" sözleriyle ortaya koymuştu.
Bununla da sınırlı kalınmadı ve bu sefer iktidar partisinin yetkilileri sosyal mesafenin uygulanmadığı, omuz omuza kılınan, hınca hınç dolu cenaze merasimlerinde görüldüler.
Herkesin ölüsü kıymetlidir, Allah rahmet eylesin, ama pandemi ile ilgili konulan kurallara ilk önce bu kuralları koyanların uyması beklenir.
Lebaleb kongrelerden sonra, hınca hınç cenaze merasimleri de devreye konulunca, kısıtlamalardan bunalan, iş kayıplarına uğrayan, büyük zararlar eden vatandaşlarımız da değişik platformlarda uygulanan çifte standartlara tepkilerini dile getirmeye başladılar.
Öyle ya, pandemi varsa herkese var, kısıtlama, kural varsa yine herkese olmalı.
Bu tür konularda ayrımcılık ortaya koymak, toplumda infiallere neden olur.
Bugüne kadar aylarca dükkanları kapalı olmasına rağmen, virüs yayılmasın diye buna katlananlar, seslerini çıkarmayanlar, bu tablo karşısında, pandeminin yükünü sadece biz mi çekmek zorundayız demeye başladılar.
Vatandaşların tepkilerini dile getirmeden önce, BTP Sözcüsü Emre Polat'ın konuyla ilgili açıklamasını da birakaç cümleyle aktarmak istiyorum.
Tıka basa kongre düzenleyip cenazelerde kısıtlamaları delen hükümeti samimiyetsizlik ve çifte standart uygulamakla suçlayan Polat şunları söyledi:
"Lebaleb ağzına kadar dolu demek. Büyük bir şok içinde dinledik Cumhurbaşkanı'nı. Neden? Çünkü bir taraftan salgınla mücadele ediliyor. İki masada iki müşteri yanyana oturmasın diye on binlerce esnafımızı batma noktasına getiren yasaklar var iken, bu yasakların koyucusu Cumhurbaşkanı çıkıyor ve kendi il kongresinde insanların tıka basa dolu olduğu, sosyal mesafenin hiçe sayıldığı kongre ile övünüyor.
Bu konu, sağlığımız için konulan yasaklarla inim inim inleyen insanımızda bardağı taşıran son damla oldu. İşin esnaf boyutunun yanısıra, sağlık olarak da, salgın olarak da çok ama çok kötü durumdayız. Cumhurbaşkanı'nın övündüğü Karadeniz kongrelerinin ardından açıklanan rakamlar, Karadeniz bölgesinin salgında bir numarada olduğunu gösteriyor."
Bildiğiniz gibi, Sağlık Bakanlığı artık illere göre 7 günlük her 100 bin kişide görülen Covid-19 vaka sayılarını açıklamaya başladı. Buna göre en riskli iller sırasıyla şöyle:
Ordu 228,40; Giresun 217,51; Trabzon 207,54; Samsun 202,94; Rize 200,08.
Dikkat ederseniz, lebaleb kongrenin yapıldığı en tehlikeli ilk 5 ilin içinde.
Ankara 35,39 iken, İstanbul 68,23 iken, İzmir 42,67 iken, Bursa 39,14 iken, lebaleb kongrelerin yapıldığı illerin rakamlarındaki fazlalığı görüyor musunuz?
Kongre salonu lebaleb doldurulan Rize'de şimdi yeni kısıtlama kararları alındı. Bundan böyle Rizeliler 2 ya da daha fazla kişi bir arada çay içemeyecek, cenaze namazlarını 30'dan fazla kişi kılamayacak. Kongrenin övgüsü siyasilere, faturası Rizelilere.
Bugüne kadar kısıtlamalara riayet ederek aylardır dükkanını kapatan esnaf ve çalışanları gördükleri bu çifte standart sebebiyle İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Samsun'da sokaklara çıktılar, tepkilerini ortaya koydular. Mesajlarının bazıları şöyle:
"Salgın sebebiyle çalıştığımız iş yerleri 170 gündür kapalı."
"2020'nin yarısını işsiz ve gelirsiz geçirdik."
"Kısa çalışma ödeneği alanlar bin 500 TL, ücretsiz izne çıkarılanlar ise bin 170 TL ile geçinmek zorunda bırakıldı. Şimdi mekanların ne zaman açılacağı belli olmamasına rağmen hükümet kısa çalışma ödeneğinin 31 Mart'ta, ücretsiz izin nakdi yardımının ise 17 Mart'ta kesileceğini belirtti. İnsanların aylarca net asgari ücretin bile yarısından az olan bir rakamla geçinmesi beklendi. Şimdi o da kesiliyor."
"İşçiler açlıkla karşı karşıya. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre 180 bin iş yeri kapalı. Bu işletmelerin her birinde 10 kişi çalışsa 2 milyon insan ediyor, aileleriyle birlikte 10 milyon insan açlığa, yoksulluğa mahkum edilmiş durumda."
"Cumhurbaşkanı, 'Kapanan dükkan yok' dedi, ama Ticaret Bakanlığı 2020 yılında 99 bin 588 esnafın iş yerini kapattığını açıkladı. Esnaf da çalışan da oldukça zorda. Daha fazla iş yeri kapanmadan dükkanları açın."
"Cumhurbaşkanı bile salonlar için, 'Salon lebaleb dolu' diyor, o derece dolu salonlar. Dün Sağlık Bakanının da katıldığı bir cenaze törenini hep beraber izledik, cami avlusu hınca hınç doluydu. Soruyoruz: Bu korona virüsü hiçbir yerde bulaşmıyor da sadece bizim iş yerlerimiz de mi yayılıyor? İş yerlerimiz acilen açılmalıdır."
"HES kodu ile; toplu taşıma araçlarına biniliyor, kapalı yerlere giriliyorsa, siyasi partiler kongre yapabiliyorsa kafeye, lokantaya da gidilebilir. İşletmelerin bir an önce açılmasını istiyoruz, bir an önce işimize dönmek istiyoruz."
Evet, ağırlıklı olarak pandemiden en fazla darbe yiyen hizmet sektörünün feryadı bu şekilde. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, daha pandeminin başlarında "tam kapanma" dedi ama mevcut ekonomik koşullar ve siyasilerin işbilmezliği bunu mümkün kılmadı.
Ülke 30 gün tam kapansaydı, Çin'de olduğu gibi virüs sıfır noktasına gelecekti.
30 gün kapanmadık, bugün itibarıyla bazı işyerleri 170 gündür kapalı ve hala işin başındayız, hiçbir ilerleme yok. Artık BRICS devletleri gibi, radikal bir kararla Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ni, Modelin şifrelerini bilen Lider ve kadroyla acilen uygulamaya başlamalıyız ve vatandaşların tüm ihtiyaçlarının karşılanacağı bir "tam kapanma" ile bu işi tamamen bitirmeliyiz.
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025