Başbakanın hastaneye yatmasıyla hastaneye kalkan hükümet, icraatlarını bu şekilde sürdürebileceğini söyleyip duruyor her fırsatta. Liderlerin ve bürokratların hastane odasında toplanmasıyla erken seçim tartışmaları da gündeme geldi. Her ne kadar ortaklar arasındaki uyum ve istikrar devam etse de değişik kesimlerde, özellikle de muhalefette erken seçim sesleri yükselmeye başladı.
Hükümet ortaklarının ise seçim sözünü duymaya tahamülleri yok. Bu kelimeyi duyunca cin çarpmışa dönüyorlar ve koro halinde seçimlerin ancak zamanında yani 2004'den önce yapılamayacağını söylüyorlar.
Hay hay. Biraz hamaset olacak ama, seçimler zamanında yapılsın da memleketin hali pür melali ne olacak?
Sayın Bahçeli, bir yandan başbakanlığın üstüne kalacağı korkusuyla çekingen de olsa vekaleti alabileceğini söylerken; daha yüksek sesle 'işler böyle de yürüyor' diyor. Sayın Yılmaz ise daha çok partisinin iç işleriyle meşgul. Erkan Mumcu'yu kendisini ve hükümet politikalarını eleştirmesinden on beş dakika sonra görevinden alan Yılmaz, partisinde sıkıyönetim ilan etmiş durumda. Yılmaz'ın kimsenin doğal olarak da öncelikle kendi partisinin mensuplarının AB'nden başka söz etmesini istemiyor. Fikri ve zikri haline gelen AB, Yılmaz'ın elinde kah umut, kah sopa olarak milletin önüne konuyor.
Sadece Yılmaz'ın değil elbette. Hasta yatağından kaldırılarak takım elbiseler giydirilen başbakanın topladığı liderler zirvesinin gündemindeki tek konu yine Avrupa Birliğiydi. Toplantıya katılanları saymak yeterli bu durumu anlamak için.
Başbakan yardımcılarının dışında, Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal, AB Genel Sekreteri Volkan Vural, AB Genel Sekreter Yardımcısı Volkan Bozkır, AB Genel Müdürü Akın Alptuna ve Dışişleri Bakanı Cem'in özel danışmanı Engin Soysal.
Katılımcılardan liderler zirvesinin ana daha doğrusu tek konusu apaçık çıkıyor ortaya. Hükümet krizi de olsa seçim tartışmaları da olsa AB yolunda yapılacak icraatlar geciktirilemez bu hükümet için. Tüm varlıklarını bağladıkları bu amaç onlara seçimin 2004 de yapılacağı garantisini de hediye etmiş anlaşılan.
Bahçeli, "Amaç spekülasyonlara meydan vermemek. Uyum yasalarının gündeme gelmesi halinde, ' idam ve Kürtçe yayın konularında bir netlik yok. Sağlıklı bir ortamda konuşalım' teklifini yapacağım" demiş olsa da fazla önemli değil. Zira diğer ortaklar AB'ne uyum ve yol haritalarını takip konusunda Bahçeli'yi her zaman ikna etti. Gerçi Bahçelinin çok ta uğraştırmadığı ortada, kolay ikna oluyor. Her çıkan cıngarın ardından uyum, istikrar kelimeleri yine Bahçelinin ağzından dökülüyor.
Peki nedir üç ayrı cenahı bu kadar uyumlu ve uysal hale getiren temel neden? Bunu fazla irdelemeden küreselleşme, globalleşme ve İMF hamurunu mayalayan Derviş'e kulak vermek yeterli. Derviş, ulus-devletin ulusal düzeyde gördüğü işlevleri Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşların yerine getirmeye çalıştığını, ancak bunların da eleştirildiklerini söylerken, aslında kimin dervişi olduğunu da izhar ediyor.
Evet, küresel dünyaya yamamak için ulus devletin içinin boşaltılarak küresel taze kanla doldurulması gerekiyor. Ulusal devletin gördüğü işlevler küresel ensturmanlarla doldurulacağına göre ulusal devlette ulusal hükümetlere de pek iş kalmıyor böylece. O zaman sayın Bahçeli haklı. 'İşler böyle de yürüyor.' Bu nedenle sayın Ecevit'i hasta yatağından rahatsız etmeye de gerek yok.
Hükümet ortaklarının ise seçim sözünü duymaya tahamülleri yok. Bu kelimeyi duyunca cin çarpmışa dönüyorlar ve koro halinde seçimlerin ancak zamanında yani 2004'den önce yapılamayacağını söylüyorlar.
Hay hay. Biraz hamaset olacak ama, seçimler zamanında yapılsın da memleketin hali pür melali ne olacak?
Sayın Bahçeli, bir yandan başbakanlığın üstüne kalacağı korkusuyla çekingen de olsa vekaleti alabileceğini söylerken; daha yüksek sesle 'işler böyle de yürüyor' diyor. Sayın Yılmaz ise daha çok partisinin iç işleriyle meşgul. Erkan Mumcu'yu kendisini ve hükümet politikalarını eleştirmesinden on beş dakika sonra görevinden alan Yılmaz, partisinde sıkıyönetim ilan etmiş durumda. Yılmaz'ın kimsenin doğal olarak da öncelikle kendi partisinin mensuplarının AB'nden başka söz etmesini istemiyor. Fikri ve zikri haline gelen AB, Yılmaz'ın elinde kah umut, kah sopa olarak milletin önüne konuyor.
Sadece Yılmaz'ın değil elbette. Hasta yatağından kaldırılarak takım elbiseler giydirilen başbakanın topladığı liderler zirvesinin gündemindeki tek konu yine Avrupa Birliğiydi. Toplantıya katılanları saymak yeterli bu durumu anlamak için.
Başbakan yardımcılarının dışında, Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal, AB Genel Sekreteri Volkan Vural, AB Genel Sekreter Yardımcısı Volkan Bozkır, AB Genel Müdürü Akın Alptuna ve Dışişleri Bakanı Cem'in özel danışmanı Engin Soysal.
Katılımcılardan liderler zirvesinin ana daha doğrusu tek konusu apaçık çıkıyor ortaya. Hükümet krizi de olsa seçim tartışmaları da olsa AB yolunda yapılacak icraatlar geciktirilemez bu hükümet için. Tüm varlıklarını bağladıkları bu amaç onlara seçimin 2004 de yapılacağı garantisini de hediye etmiş anlaşılan.
Bahçeli, "Amaç spekülasyonlara meydan vermemek. Uyum yasalarının gündeme gelmesi halinde, ' idam ve Kürtçe yayın konularında bir netlik yok. Sağlıklı bir ortamda konuşalım' teklifini yapacağım" demiş olsa da fazla önemli değil. Zira diğer ortaklar AB'ne uyum ve yol haritalarını takip konusunda Bahçeli'yi her zaman ikna etti. Gerçi Bahçelinin çok ta uğraştırmadığı ortada, kolay ikna oluyor. Her çıkan cıngarın ardından uyum, istikrar kelimeleri yine Bahçelinin ağzından dökülüyor.
Peki nedir üç ayrı cenahı bu kadar uyumlu ve uysal hale getiren temel neden? Bunu fazla irdelemeden küreselleşme, globalleşme ve İMF hamurunu mayalayan Derviş'e kulak vermek yeterli. Derviş, ulus-devletin ulusal düzeyde gördüğü işlevleri Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşların yerine getirmeye çalıştığını, ancak bunların da eleştirildiklerini söylerken, aslında kimin dervişi olduğunu da izhar ediyor.
Evet, küresel dünyaya yamamak için ulus devletin içinin boşaltılarak küresel taze kanla doldurulması gerekiyor. Ulusal devletin gördüğü işlevler küresel ensturmanlarla doldurulacağına göre ulusal devlette ulusal hükümetlere de pek iş kalmıyor böylece. O zaman sayın Bahçeli haklı. 'İşler böyle de yürüyor.' Bu nedenle sayın Ecevit'i hasta yatağından rahatsız etmeye de gerek yok.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Çiçek / diğer yazıları
- Birlik çağrısı / 27.10.2014
- Yol ayrımı / 15.08.2014
- Ey cumhur, kimi seçmek istersin?.. / 26.07.2014
- Yazmadan önce okumayı öğrenmek / 24.07.2014
- Ya Büyük İsrail, Ya Büyük Türkiye!.. / 22.07.2014
- Özgürleşme ve İslam Dünyası / 18.07.2014
- Cumhurbaşkanı ne iş yapar? / 16.07.2014
- Ramazanın çağrıştırdıkları... / 08.07.2014
- Geleceğin inşası / 19.06.2014
- Soma faciası ve madenlerde yaşam odası zorunluluğu... / 23.05.2014
- Yol ayrımı / 15.08.2014
- Ey cumhur, kimi seçmek istersin?.. / 26.07.2014
- Yazmadan önce okumayı öğrenmek / 24.07.2014
- Ya Büyük İsrail, Ya Büyük Türkiye!.. / 22.07.2014
- Özgürleşme ve İslam Dünyası / 18.07.2014
- Cumhurbaşkanı ne iş yapar? / 16.07.2014
- Ramazanın çağrıştırdıkları... / 08.07.2014
- Geleceğin inşası / 19.06.2014
- Soma faciası ve madenlerde yaşam odası zorunluluğu... / 23.05.2014