Şöyle bir arşivi karıştırdım da "Fethiye Camii'ni bilen var mı" başlıklı yazımı 23 Ağustos 2006'da yazmışım. Ayasofya Camii ile ilgili tartışmaların yoğun olduğu bir döneme rast geliyor bu tarih. Ayasofya'yı müzeye çeviren kararnamenin altındaki imzanın şaibeli olup olmadığını tartışanların yanında, bu tartışma üzerinden sadırlarında gizli olanı açığa çıkaranlar da vardı o günlerde.
Ben o yazıda, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ve iki arkadaşının kaleme aldığı bir kitap ve o kitap çerçevesinde bir dergiye verilen bir röportajda serd edilen bazı ifadelerin arka planına eğilmeye çalışmıştım. Şimdi bakıyorum da, aradan 6 yıl geçmiş… Tartışma yine aynı çerçevede sürüyor ve aynı isimler yine arz-ı endam ediyor.
Bir tarih dergisi Ayasofya tartışmasını yeniden gündeme taşıdı bugünlerde. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz de, "Ayasofya neden tekrar cami yapılmalıdır?" başlıklı bir yazıyla yer alıyor dergide. İddialı, cesur ve bir o kadar da insanın yüreğine su serpen bir başlık değil mi? Ama yazıyı okuduğunuzda, "hiç mi değişmeyeceksiniz, olaylar ve yaşananlar siz de hiç mi etkili olmayacak?" sorusunu sorduran bir hüsran duygusuyla karşı karşıya kalıyorsunuz.
Gelelim yazıya… Öncelikle Ayasofya'yı müze yapan kararname konusuna değinen Akgündüz, imzanın şaibeli olmadığını, Atatürk'e ait olduğunu belirtiyor ve fırsat bu fırsat eleştirilerini sıralıyor. (Bu konu ayrıca değerlendirilmeli. Geçiyorum…) Ardından, Fatih'in Ayasofya ile ilgili vakfiyesine yer veriyor ve bu vakfiyenin sonunda Fatih'in vakfiyeyi iptal etmek isteyenleri şöyle uyardığını belirtiyor Ahmet Akgündüz: "Kim Allah'ın Kitabına ve Resûlullah'ın sünnetine muhalefet ederse, Allah ve Resulünün haram kıldığını helalleştirmeye çalışırsa, Müslüman kardeşinin vakıflarını bozmaya, hayırlarını tahrip etmeye ve hasenatını iptal eylemeye gayret gösterirse ve mü'minin hayır müesseselerini işlevsiz hale getirmeye taarruz ederse, artık Allah'ın gazabı ile dönmüş olur; son durağı ve oturağı Cehennem'dir; Cehennem ne kötü bir varılacak yerdir."
Şimdi, burası çok önemli. Yazısında ısrarla Fatih'in bu sert ikazına atıfta bulunuyor Akgündüz. Ama çok önemli bir şeyi atlayarak yapıyor bunu. İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed, burada, vakfiyesiyle ilgili ikazını yapmadan, Müslümana yakışır bir hareketle ve çok doğal olarak, "Kim Allah'ın Kitabına ve Resûlullah'ın Sünnetine muhalefet ederse, Allah ve Resulünün haram kıldığını helalleştirmeye çalışırsa" tespitini yapıyor.
Yani Fatih "son durağı ve oturağı Cehennem" olacak insanları tarif ederken, sadece vakfiyesine ihanet edenlerden bahsetmiyor, "Allah'ın Kitabına ve Resûlullah'ın Sünnetine muhalefet edenleri, Allah ve Resulünün haram kıldığını helalleştirmeye çalışanları" zikrediyor.
Şimdi bu hususu hatırdan çıkarmadan, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz'ün Ayasofya konusundaki çözümünü okuyalım: "Bana kalırsa en güzel çözüm, Avrupalı bir siyasetçinin dilinden gelen çözümdür: 'Bence ana mekân cami olarak ibadete açılmalı; galeriler ise Hıristiyan âlemine ve bütün dünyaya açık halde kalmalı. Böylece her iki din mensupları Ayasofya'yı sever.' Eğer bu mânâda hareket edilirse, bazı Hıristiyan hükümetler memnun kalacaklar, Türk Milleti de Fatih'in bedduasından kurtulmuş olacaktır. Ayasofya Müslümanların ibadetine açılmalı; tartışma ve hüzün konusu olmaktan kurtarılmalıdır."
Durun, daha bitmedi, Akgündüz'ün şu cümlesi adeta bir cila mahiyetinde: "Ayasofya'nın ana mekânının ibadete açılması, burayı asırlarca mabed olarak kullanan Hıristiyanların çoğunluğunu da memnun edecektir."
Şu garabete bakar mısınız Allah aşkına! Öyle bir çözüm ki, evlere şenlik! "Ayasofya'nın ana mekânı cami olacak, galeriler ise Hıristiyan âlemine ve bütün dünyaya açılacak." Bu teklif kimden geliyor? "Avrupalı bir siyasetçi"den. Daha… "Böyle olursa bazı Hıristiyan hükümetler memnun kalacak." Daha… "Ayasofya'nın ana mekânının ibadete açılması, burayı asırlarca mabed olarak kullanan Hıristiyanların çoğunluğunu da memnun edecek." Ve tabii ki; bu "muhteşem çözüm" sayesinde "Türk Milleti de Fatih'in bedduasından kurtulmuş olacak."
Bakar mısınız? Biz de merak ediyorduk; yüzyıllardan beri bu üzerimizdeki lanet rüzgarı nereden esiyor diye. Meğer suçlu Fatih'miş!
Allah aşkına biraz insaf. Adama sormazlar mı: "Hıristiyan âlemini memnun eden bir çözüm önerisi, Müslümanın ibadetiyle Hıristiyanın ibadetini, Müslümanın ibadethanesiyle Hıristiyanın ibadethanesini eşitleyen hatta cem eden bir teklif, nasıl olur da bizi Fatih'in lanetinden kurtarır?" diye. Halbuki o Fatih değil mi vakfiyesine, "Kim Allah'ın Kitabına ve Resûlullah'ın Sünnetine muhalefet ederse, Allah ve Resulünün haram kıldığını helalleştirmeye çalışırsa" ikazıyla başlayan…
Son kozunu da hükümet üzerinden oynuyor Akgündüz ve şöyle diyor: "Eğer bu hükümet İslam âleminin maddi ve manevi lideri olmak istiyorsa, Ayasofya ile alakalı bu hukuksuzluğu önlemeli ve hukuka dayanmayan kararnameleri yürürlükten kaldırmalıdır. Aksi takdirde bütün Türk Milleti Fatih'in lanetine maruz kalmaya devam edecektir."
Öyle ya, İslam âleminin liderliği, İslam'a ait ne varsa sulandırılmasından geçiyor.
Son söz şu "beddua" ile ilgili olsun. Her fırsatta bu milletin tamamını Fatih'in bedduasına muhatap tutan Akgündüz'e derim ki: Bedduanın muhatablar belli: "Allah'ın Kitabına ve Resûlullah'ın Sünnetine muhalefet edenler, Allah ve Resulünün haram kıldığını helalleştirmeye çalışanlar..."
Ben o yazıda, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ve iki arkadaşının kaleme aldığı bir kitap ve o kitap çerçevesinde bir dergiye verilen bir röportajda serd edilen bazı ifadelerin arka planına eğilmeye çalışmıştım. Şimdi bakıyorum da, aradan 6 yıl geçmiş… Tartışma yine aynı çerçevede sürüyor ve aynı isimler yine arz-ı endam ediyor.
Bir tarih dergisi Ayasofya tartışmasını yeniden gündeme taşıdı bugünlerde. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz de, "Ayasofya neden tekrar cami yapılmalıdır?" başlıklı bir yazıyla yer alıyor dergide. İddialı, cesur ve bir o kadar da insanın yüreğine su serpen bir başlık değil mi? Ama yazıyı okuduğunuzda, "hiç mi değişmeyeceksiniz, olaylar ve yaşananlar siz de hiç mi etkili olmayacak?" sorusunu sorduran bir hüsran duygusuyla karşı karşıya kalıyorsunuz.
Gelelim yazıya… Öncelikle Ayasofya'yı müze yapan kararname konusuna değinen Akgündüz, imzanın şaibeli olmadığını, Atatürk'e ait olduğunu belirtiyor ve fırsat bu fırsat eleştirilerini sıralıyor. (Bu konu ayrıca değerlendirilmeli. Geçiyorum…) Ardından, Fatih'in Ayasofya ile ilgili vakfiyesine yer veriyor ve bu vakfiyenin sonunda Fatih'in vakfiyeyi iptal etmek isteyenleri şöyle uyardığını belirtiyor Ahmet Akgündüz: "Kim Allah'ın Kitabına ve Resûlullah'ın sünnetine muhalefet ederse, Allah ve Resulünün haram kıldığını helalleştirmeye çalışırsa, Müslüman kardeşinin vakıflarını bozmaya, hayırlarını tahrip etmeye ve hasenatını iptal eylemeye gayret gösterirse ve mü'minin hayır müesseselerini işlevsiz hale getirmeye taarruz ederse, artık Allah'ın gazabı ile dönmüş olur; son durağı ve oturağı Cehennem'dir; Cehennem ne kötü bir varılacak yerdir."
Şimdi, burası çok önemli. Yazısında ısrarla Fatih'in bu sert ikazına atıfta bulunuyor Akgündüz. Ama çok önemli bir şeyi atlayarak yapıyor bunu. İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed, burada, vakfiyesiyle ilgili ikazını yapmadan, Müslümana yakışır bir hareketle ve çok doğal olarak, "Kim Allah'ın Kitabına ve Resûlullah'ın Sünnetine muhalefet ederse, Allah ve Resulünün haram kıldığını helalleştirmeye çalışırsa" tespitini yapıyor.
Yani Fatih "son durağı ve oturağı Cehennem" olacak insanları tarif ederken, sadece vakfiyesine ihanet edenlerden bahsetmiyor, "Allah'ın Kitabına ve Resûlullah'ın Sünnetine muhalefet edenleri, Allah ve Resulünün haram kıldığını helalleştirmeye çalışanları" zikrediyor.
Şimdi bu hususu hatırdan çıkarmadan, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz'ün Ayasofya konusundaki çözümünü okuyalım: "Bana kalırsa en güzel çözüm, Avrupalı bir siyasetçinin dilinden gelen çözümdür: 'Bence ana mekân cami olarak ibadete açılmalı; galeriler ise Hıristiyan âlemine ve bütün dünyaya açık halde kalmalı. Böylece her iki din mensupları Ayasofya'yı sever.' Eğer bu mânâda hareket edilirse, bazı Hıristiyan hükümetler memnun kalacaklar, Türk Milleti de Fatih'in bedduasından kurtulmuş olacaktır. Ayasofya Müslümanların ibadetine açılmalı; tartışma ve hüzün konusu olmaktan kurtarılmalıdır."
Durun, daha bitmedi, Akgündüz'ün şu cümlesi adeta bir cila mahiyetinde: "Ayasofya'nın ana mekânının ibadete açılması, burayı asırlarca mabed olarak kullanan Hıristiyanların çoğunluğunu da memnun edecektir."
Şu garabete bakar mısınız Allah aşkına! Öyle bir çözüm ki, evlere şenlik! "Ayasofya'nın ana mekânı cami olacak, galeriler ise Hıristiyan âlemine ve bütün dünyaya açılacak." Bu teklif kimden geliyor? "Avrupalı bir siyasetçi"den. Daha… "Böyle olursa bazı Hıristiyan hükümetler memnun kalacak." Daha… "Ayasofya'nın ana mekânının ibadete açılması, burayı asırlarca mabed olarak kullanan Hıristiyanların çoğunluğunu da memnun edecek." Ve tabii ki; bu "muhteşem çözüm" sayesinde "Türk Milleti de Fatih'in bedduasından kurtulmuş olacak."
Bakar mısınız? Biz de merak ediyorduk; yüzyıllardan beri bu üzerimizdeki lanet rüzgarı nereden esiyor diye. Meğer suçlu Fatih'miş!
Allah aşkına biraz insaf. Adama sormazlar mı: "Hıristiyan âlemini memnun eden bir çözüm önerisi, Müslümanın ibadetiyle Hıristiyanın ibadetini, Müslümanın ibadethanesiyle Hıristiyanın ibadethanesini eşitleyen hatta cem eden bir teklif, nasıl olur da bizi Fatih'in lanetinden kurtarır?" diye. Halbuki o Fatih değil mi vakfiyesine, "Kim Allah'ın Kitabına ve Resûlullah'ın Sünnetine muhalefet ederse, Allah ve Resulünün haram kıldığını helalleştirmeye çalışırsa" ikazıyla başlayan…
Son kozunu da hükümet üzerinden oynuyor Akgündüz ve şöyle diyor: "Eğer bu hükümet İslam âleminin maddi ve manevi lideri olmak istiyorsa, Ayasofya ile alakalı bu hukuksuzluğu önlemeli ve hukuka dayanmayan kararnameleri yürürlükten kaldırmalıdır. Aksi takdirde bütün Türk Milleti Fatih'in lanetine maruz kalmaya devam edecektir."
Öyle ya, İslam âleminin liderliği, İslam'a ait ne varsa sulandırılmasından geçiyor.
Son söz şu "beddua" ile ilgili olsun. Her fırsatta bu milletin tamamını Fatih'in bedduasına muhatap tutan Akgündüz'e derim ki: Bedduanın muhatablar belli: "Allah'ın Kitabına ve Resûlullah'ın Sünnetine muhalefet edenler, Allah ve Resulünün haram kıldığını helalleştirmeye çalışanlar..."
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Okan Egesel / diğer yazıları
- Hz. İnsan’a… / 20.04.2020
- Koronavirüsten önce, koronavirüsten sonra... / 28.03.2020
- ‘Ben Ali’yim’ / 25.06.2019
- Atatürk keramet sahibi bir veliydi / 10.04.2019
- Çok şükür psikolojimiz yetmiyor! / 13.03.2019
- O günler geliyor, görüyorum / 22.02.2019
- Evet, bu seçim beka seçimidir / 06.02.2019
- Kumpasın arkasındakileri açıklıyorum / 11.01.2019
- Mustafa Kemal’in uçaklarına ne oldu? / 05.01.2019
- Yunan’ın galip gelmesini isteyen hainler / 26.12.2018
- Koronavirüsten önce, koronavirüsten sonra... / 28.03.2020
- ‘Ben Ali’yim’ / 25.06.2019
- Atatürk keramet sahibi bir veliydi / 10.04.2019
- Çok şükür psikolojimiz yetmiyor! / 13.03.2019
- O günler geliyor, görüyorum / 22.02.2019
- Evet, bu seçim beka seçimidir / 06.02.2019
- Kumpasın arkasındakileri açıklıyorum / 11.01.2019
- Mustafa Kemal’in uçaklarına ne oldu? / 05.01.2019
- Yunan’ın galip gelmesini isteyen hainler / 26.12.2018