Eğitim sistemimizdeki yanlışlıkları Türkiye olarak kendimiz bulup çözmemiz gerekirken, maalesef hep başkalarından öğreniyoruz ve tüm dünyaya rezil rüsva oluyoruz.
Bunun sebepleri olarak işi bilmeme, yapılan yanlışları kabullenememe ve üstünü örtme, sunulan çözümleri görmezden gelme, bir takım milli olmayan menfaatler uğruna, milli menfaatleri devre dışı bırakma gayretleri sayılabilir.
Malum, geçtiğimiz gün OECD tarafından “Bir Bakışta Eğitim 2012” raporu yayınlandı.
Bu rapor Türkiye’nin eğitim sistemindeki yanlışları gören bizler için çok fazla bir şey ifade etmese de siyasilerimizin akıl aldığı yerlerin hazırladığı bir rapor olduğu için önem arz ediyor. Biz dediğimizde dikkate almayan siyasilerimiz belki az çok gerçeği yansıtan bu raporlardan ders alırlar diye düşünüyoruz.
Bu rapora göre, Türkiye OECD üyeleri içinde gençleri en az eğitim gören ülkeler arasında… OECD ülkelerinde en az 13 yıl eğitim verilirken, Türkiye’de 8-10 yıl eğitim veriliyor.
Türkiye’de 15-19 yaş arası gençlerin yarısı eğitimden tamamen dışlanmış durumda…
Peki, bu gençler çalışıyorlar da o yüzden mi eğitim göremiyorlar derseniz, elbette ki hayır. Bu yaştaki bayanların yüzde 52’si, erkeklerin yüzde 20’si ne okulda okuyor ne de herhangi bir işte çalışıyor.
Ne kadar garip durum değil mi? Okuyanların ne kadar kabiliyetli eğitim aldığından ya da çalışanların ne kadar verimli çalıştığından bahsetmiyoruz. Bunu da açarsak vahamet tamamen ortaya çıkacak.
OECD ülkelerinde gençlerin ortalama yüzde 39’unun gelecekte dört yıllık üniversite eğitimini tamamlaması bekleniyor. Türkiye’de ise bu rakam, gençlerin üniversite okuma talebi üniversite sınavlarına giren öğrencilerin sayısının çokluğundan belli olmasına rağmen, sırf hükümet tarafından yeterli imkan sunulamadığından dolayı yüzde 25’lerde sürünüyor.
Okumayanlar işsiz güçsüz sürünüyor, okumak isteyenlerse üniversite kapısında dökülüyor, onlar da işsizler ordusuna katılıyor.
Ve bizler böyle başıboş bırakılan gençlik tablosundan bir gelecek bekliyoruz.
Bu tablo karşısında siyasilerimiz eğitim konusunda ciddi adımlar atması ve eğitim sisteminin içini doldurması gerekirken bakın ne tür adımlar atıyorlar?
Milli Eğitim Bakanlığı ders kitaplarında bir dizi değişikliğe gitti ve Bakanlık yönetmeliğinden şu madde kaldırıldı:
“Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş olan yurttaşlar olarak yetiştirmek.”
Eğitim sistemindeki fiyaskonun suçlusu bu madde seçilmiş oldu. Siyasilerimizin düşüncesine göre herhalde bu madde kalkınca OECD raporundaki negatif tablo bir anda pozitife çevrilecek.
Bu durum şuna benziyor: Bir ağaç meyve vermiyor ya da verimli meyve vermiyor. Daha iyi meyve vermesi için bahçıvanın bulduğu çözüm, “ağacı kökünden kesmek”.
İşte siyasi iradenin eğitim sisteminde yaptığı yenilikler de aynen bunun gibi…
Siyasilerimiz bu maddedeki bazı ifadelerden rahatsız olmuşlar ki ilk icraat olarak bu maddeyi kaldırdılar. Merak ediyorum rahatsız oldukları husus nedir?
Atatürk mü, Türk milleti ifadesi mi, milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerler mi, aile, vatan, millet sevgisi mi, Anayasa’daki temel ilkeler mi, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olması mı… hangisi? Yoksa hepsi mi?
Tamam da bunların hepsi bizim temelimiz, bizi biz yapan değerler değil mi?
O halde bu rahatsızlık niye?
Bunun sebepleri olarak işi bilmeme, yapılan yanlışları kabullenememe ve üstünü örtme, sunulan çözümleri görmezden gelme, bir takım milli olmayan menfaatler uğruna, milli menfaatleri devre dışı bırakma gayretleri sayılabilir.
Malum, geçtiğimiz gün OECD tarafından “Bir Bakışta Eğitim 2012” raporu yayınlandı.
Bu rapor Türkiye’nin eğitim sistemindeki yanlışları gören bizler için çok fazla bir şey ifade etmese de siyasilerimizin akıl aldığı yerlerin hazırladığı bir rapor olduğu için önem arz ediyor. Biz dediğimizde dikkate almayan siyasilerimiz belki az çok gerçeği yansıtan bu raporlardan ders alırlar diye düşünüyoruz.
Bu rapora göre, Türkiye OECD üyeleri içinde gençleri en az eğitim gören ülkeler arasında… OECD ülkelerinde en az 13 yıl eğitim verilirken, Türkiye’de 8-10 yıl eğitim veriliyor.
Türkiye’de 15-19 yaş arası gençlerin yarısı eğitimden tamamen dışlanmış durumda…
Peki, bu gençler çalışıyorlar da o yüzden mi eğitim göremiyorlar derseniz, elbette ki hayır. Bu yaştaki bayanların yüzde 52’si, erkeklerin yüzde 20’si ne okulda okuyor ne de herhangi bir işte çalışıyor.
Ne kadar garip durum değil mi? Okuyanların ne kadar kabiliyetli eğitim aldığından ya da çalışanların ne kadar verimli çalıştığından bahsetmiyoruz. Bunu da açarsak vahamet tamamen ortaya çıkacak.
OECD ülkelerinde gençlerin ortalama yüzde 39’unun gelecekte dört yıllık üniversite eğitimini tamamlaması bekleniyor. Türkiye’de ise bu rakam, gençlerin üniversite okuma talebi üniversite sınavlarına giren öğrencilerin sayısının çokluğundan belli olmasına rağmen, sırf hükümet tarafından yeterli imkan sunulamadığından dolayı yüzde 25’lerde sürünüyor.
Okumayanlar işsiz güçsüz sürünüyor, okumak isteyenlerse üniversite kapısında dökülüyor, onlar da işsizler ordusuna katılıyor.
Ve bizler böyle başıboş bırakılan gençlik tablosundan bir gelecek bekliyoruz.
Bu tablo karşısında siyasilerimiz eğitim konusunda ciddi adımlar atması ve eğitim sisteminin içini doldurması gerekirken bakın ne tür adımlar atıyorlar?
Milli Eğitim Bakanlığı ders kitaplarında bir dizi değişikliğe gitti ve Bakanlık yönetmeliğinden şu madde kaldırıldı:
“Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş olan yurttaşlar olarak yetiştirmek.”
Eğitim sistemindeki fiyaskonun suçlusu bu madde seçilmiş oldu. Siyasilerimizin düşüncesine göre herhalde bu madde kalkınca OECD raporundaki negatif tablo bir anda pozitife çevrilecek.
Bu durum şuna benziyor: Bir ağaç meyve vermiyor ya da verimli meyve vermiyor. Daha iyi meyve vermesi için bahçıvanın bulduğu çözüm, “ağacı kökünden kesmek”.
İşte siyasi iradenin eğitim sisteminde yaptığı yenilikler de aynen bunun gibi…
Siyasilerimiz bu maddedeki bazı ifadelerden rahatsız olmuşlar ki ilk icraat olarak bu maddeyi kaldırdılar. Merak ediyorum rahatsız oldukları husus nedir?
Atatürk mü, Türk milleti ifadesi mi, milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerler mi, aile, vatan, millet sevgisi mi, Anayasa’daki temel ilkeler mi, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olması mı… hangisi? Yoksa hepsi mi?
Tamam da bunların hepsi bizim temelimiz, bizi biz yapan değerler değil mi?
O halde bu rahatsızlık niye?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025