AKP hükümeti sağlığa el attı sağlıkta dönüşüm adı altında uyguladığı politikalarla “paran kadar sağlık hizmeti” anlayışını getirdi; eğitime el attı, “paran kadar eğitim” anlayışını getirdi. Bu ve benzeri hizmetler, vatandaşların devletinden beklediği en doğal haklar iken, hepsi paraya endekslenmiş oldu.
Devlet hastaneleri var ama içi boşalıyor, kabiliyetli olan bütün doktorlar “özel”lere doğru kayıyor. Hasta olan vatandaşlarımız gerek tedavi konusunda gerekse diğer hizmetler konusunda devlet hastanelerinden beklediklerini bulamıyor.
Eğitim sektöründe de durum aynı… Eğitim bir haktır. Öyle bir haktır ki, her vatandaşın eşit imkanlardan istifade etmesi gerekiyor. Fakir bir öğrenciyle, zengin bir öğrenci farklı farklı eğitime tabi tutulursa, eğitim kurumlarında zengin olan daha büyük imkanlara sahip olursa; farklı imkanlarla, farklı bir eğitim almış olan iki genci aynı sbs sınavına ya da aynı üniversite sınavına sokarsanız bu büyük bir adaletsizliktir ve bu maalesef yıllardır uygulanmaktadır.
Her öğrencinin farklı bir kabiliyeti vardır ama bunun tespiti babasının parasına göre yapılmamalıdır. Belki fakir olan öğrenci zengin olandan çok daha fazla kabiliyetlere sahip olabilir ama maddi imkansızlıklar sebebiyle aldığı yetersiz eğitim onun bu kabiliyetlerinin ortaya çıkmasına engel olmuş olabilir. Ve böyle mağdur olan milyonlarca genç var.
Geliyoruz üniversiteye, bütün öğrenciler hepsi aynı sınava giriyor, devletin sınırlı üniversitelerine girebilen giriyor geri kalan ise parası varsa özel üniversiteye gidiyor.
Yine para devreye giriyor.
Fakir öğrenci zaten üniversite kapısına kısıtlı ve zor imkanlarla gelmiş, ne kadar kabiliyetli olursa olsun kişi, atalarımızın dediği gibi, “bildiğinin alimi, bilmediğinin ise cahilidir”.
Dolayısıyla iyi bir kolej eğitimi almış, dershane üstüne dershaneye gitmiş, sorular konusunda pratiklik kazanmış bir öğrenciyle girdiği yarışı kazanması çok zor.
Çok özel gayreti olanlar bazı başarılar elde ediyorlar ama istisnalar kaideyi bozmaz.
Çoğu üniversite sınavında dökülüyorlar ve maddi durumları sebebiyle ikinci bir şansları olmuyor.
Zengin çocukları ise her türlü dershane ve okul avantajına rağmen hala kazanamıyorsa yine babalarının kesesi devreye giriyor ve özel üniversitelerin kapısı açılıyor.
Her noktası paralı olan bu eğitim sistemini AKP hükümeti oluşturdu.
Bu sistem sebebiyle kabiliyetli milyonlarca genç kabiliyetlerinden çok uzaklarda bir yaşam tarzını benimsemek zorunda kalmaktadır.
Öyle bir eğitim sistemi kurulmalıdır ki, parasal durum değil, kabiliyetler ön plana çıkmalıdır. Herkes hakkı olan eğitim fırsatlarından eşit bir şekilde yararlanabilmelidir.
Böyle bir eğitim sistemi ancak Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli ile oluşturulabilir.
Çünkü böyle bir hizmet için devletin güçlü olması gerekmektedir.
Bütçe açığı sebebiyle eğitime, sağlığa para ayırmaktan imtina eden, bunları açığın sebebi olarak gösteren bir siyasi anlayışla asla doğru bir hizmet ortaya konulmaz.
Milli Ekonomi Modeli ile devlet gerek senyoraj gelirini gerekse maden gelirlerini devreye koyarak kasasını dolduracak ve vatandaşının bütün taleplerini ve de talep edemediği haklarını vatandaşa sunacak.
Devlet gerek sağlık gerekse eğitim sektöründe “özel”lerin bile ortaya koyamadığı bütün imkanları adil bir şekilde sunacak, kimseyi kapıdan geri çevirmeyecek, eğitimi, sağlığı ücretsiz hale getirecek, buna rağmen hala “özel”e gitmek isteyen varsa onun da önünü kesmeyecek.
Çözüm varken, çözümsüzlükte debelenmenin hiçbir mantığı yoktur.
Devlet hastaneleri var ama içi boşalıyor, kabiliyetli olan bütün doktorlar “özel”lere doğru kayıyor. Hasta olan vatandaşlarımız gerek tedavi konusunda gerekse diğer hizmetler konusunda devlet hastanelerinden beklediklerini bulamıyor.
Eğitim sektöründe de durum aynı… Eğitim bir haktır. Öyle bir haktır ki, her vatandaşın eşit imkanlardan istifade etmesi gerekiyor. Fakir bir öğrenciyle, zengin bir öğrenci farklı farklı eğitime tabi tutulursa, eğitim kurumlarında zengin olan daha büyük imkanlara sahip olursa; farklı imkanlarla, farklı bir eğitim almış olan iki genci aynı sbs sınavına ya da aynı üniversite sınavına sokarsanız bu büyük bir adaletsizliktir ve bu maalesef yıllardır uygulanmaktadır.
Her öğrencinin farklı bir kabiliyeti vardır ama bunun tespiti babasının parasına göre yapılmamalıdır. Belki fakir olan öğrenci zengin olandan çok daha fazla kabiliyetlere sahip olabilir ama maddi imkansızlıklar sebebiyle aldığı yetersiz eğitim onun bu kabiliyetlerinin ortaya çıkmasına engel olmuş olabilir. Ve böyle mağdur olan milyonlarca genç var.
Geliyoruz üniversiteye, bütün öğrenciler hepsi aynı sınava giriyor, devletin sınırlı üniversitelerine girebilen giriyor geri kalan ise parası varsa özel üniversiteye gidiyor.
Yine para devreye giriyor.
Fakir öğrenci zaten üniversite kapısına kısıtlı ve zor imkanlarla gelmiş, ne kadar kabiliyetli olursa olsun kişi, atalarımızın dediği gibi, “bildiğinin alimi, bilmediğinin ise cahilidir”.
Dolayısıyla iyi bir kolej eğitimi almış, dershane üstüne dershaneye gitmiş, sorular konusunda pratiklik kazanmış bir öğrenciyle girdiği yarışı kazanması çok zor.
Çok özel gayreti olanlar bazı başarılar elde ediyorlar ama istisnalar kaideyi bozmaz.
Çoğu üniversite sınavında dökülüyorlar ve maddi durumları sebebiyle ikinci bir şansları olmuyor.
Zengin çocukları ise her türlü dershane ve okul avantajına rağmen hala kazanamıyorsa yine babalarının kesesi devreye giriyor ve özel üniversitelerin kapısı açılıyor.
Her noktası paralı olan bu eğitim sistemini AKP hükümeti oluşturdu.
Bu sistem sebebiyle kabiliyetli milyonlarca genç kabiliyetlerinden çok uzaklarda bir yaşam tarzını benimsemek zorunda kalmaktadır.
Öyle bir eğitim sistemi kurulmalıdır ki, parasal durum değil, kabiliyetler ön plana çıkmalıdır. Herkes hakkı olan eğitim fırsatlarından eşit bir şekilde yararlanabilmelidir.
Böyle bir eğitim sistemi ancak Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli ile oluşturulabilir.
Çünkü böyle bir hizmet için devletin güçlü olması gerekmektedir.
Bütçe açığı sebebiyle eğitime, sağlığa para ayırmaktan imtina eden, bunları açığın sebebi olarak gösteren bir siyasi anlayışla asla doğru bir hizmet ortaya konulmaz.
Milli Ekonomi Modeli ile devlet gerek senyoraj gelirini gerekse maden gelirlerini devreye koyarak kasasını dolduracak ve vatandaşının bütün taleplerini ve de talep edemediği haklarını vatandaşa sunacak.
Devlet gerek sağlık gerekse eğitim sektöründe “özel”lerin bile ortaya koyamadığı bütün imkanları adil bir şekilde sunacak, kimseyi kapıdan geri çevirmeyecek, eğitimi, sağlığı ücretsiz hale getirecek, buna rağmen hala “özel”e gitmek isteyen varsa onun da önünü kesmeyecek.
Çözüm varken, çözümsüzlükte debelenmenin hiçbir mantığı yoktur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025