Öcalan'ın asılmasını, bu devletin egemenlik sorunu olarak gördüğümü defalarca yazdım. AB ile ilgili Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ise, tam da Ulusal Egemenlik Bayramı'nın 82'inci kutlanışında "Öcalan'ın asılmasını istemiyorum" dedi.
Öcalan kim? Bu devletin bölünüp parçalanması için ilk yıllardaki örneklere benzer şekilde yabancı parası ve desteği ile ayaklanan, beş bini devlet görevlisi otuz bin vatan evlâdını şehit eden, "şehit aileleri" gibi gerektiğinde ve işine geldiğinde devlet tarafından da "kullanılan" bir sosyal grubun oluşmasına katkıda bulunan bir eşkıya...
Devlet, egemenliğine ve bütünlüğüne kasteden bu caniyi, "AİHM kararlarını bekleyene kadar" kaydıyla asmamakla ne kazanacak?
"Türk milleti adına" karar veren Türk Yargısı bağımsız değil mi?
Demek ki değil... Tanzimat'ta da yabancıları ve ekalliyeti Türk mahkemeleri değil, konsolosluklarda kurulan özel mahkemeler yargılıyordu.
Öcalan da zaten "Türkiye Cumhuriyeti"ni değil, yeni bir "Demokratik Cumhuriyet açılımı" istiyormuş. Menfa'dan böyle buyuruyor. Ve "menfa"da iken PKK'nın yerine kurulan bilmem ne partisinin başına seçiliyor.
Sonra kalkıp "liderler zirvesi" ahkâm kesiyor; "Dirisini başkaları kullandı, biraz da biz kullanalım. Ölüsü zarar verir". Dirisinin gündemi nasıl kullandığını görmüyorlar.
Peki, "Bağımsız Türk Yargısı" gerçekten bağımsız mı?
Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, İzmir Çeşme'de düzenlenen, "Terör, örgütlü suçla mücadele ve insan hakları" konulu panelde, şunları söylüyor:
"Türkiye Cumhuriyeti de örgütlü suç gruplarının saldırısı altındadır. Siyasi iktidarlar, Adalet Bakanları ve İçişleri Bakanları, mevcut yasalardan aldıkları yetkilerle savcılar ve kolluk kuvvetlerine müdahale edebiliyor. Siyasi otoriteye bağlı olan, savcı ve polis, örgütlü suçla nasıl mücadele edecek? Çünkü bu gruplar siyasete de müdahale etmektedir. Örgütlü suçlarla mücadele için, kesinlikle savcı ve kolluk kuvvetlerine emir verebilen, siyasi iktidardan, bakanlardan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı kurulmalıdır. Gereken kadro ve bütçe verildiğinde biz de bu göreve talibiz ve iddialıyız. Çağdaş ülkelerde vakit geçirilmeden önleyici kanun çıkarılır. Bizde de çıkarılmalıdır." (Cemalettin Özdoğan.Star)
Şimdi çıkıp hiç kimse Öcalan Dosyası'nın Başbakanlıkta bekletilme kararının "siyasi" olmadığını, "siyasetin yargıya müdahale etmediğini" söyleyebilir mi?
Yılmaz açıkça "Öcalan'ın asılmasını istemiyorum" diyebiliyorsa başkalarının da aynı ses tonuyla "Asılmalıdır" demeye hakkı vardır ve açıkça onlar da düşündüklerini söyleyebilmelidirler. Aynı benim gibi.
Ama "İdamın kaldırılmasına karşıyız fakat konu Meclis'te çözülürse bunu koalisyon sorunu yapmayız" eğilimi, koalisyonun siyasi etiğini oldukça tartışmalı hale getirdiği bir yana, hayli yuvarlak ve her tarafa çekilebilecek bir lâftır.
Bahçeli de, Tayyip Erdoğan da şaşılacak derecede "soğuk savaş" söyleminin perde arkasına sığınıyorlar. Bakın Bahçeli Kızılcahamam'daki Parti Toplantısında ne demiş:
"Soğuk savaş dönemine saplanmış düşüncelerle MHP'yi değerlendirmeye kalkanlar var. İktidarda yaptıklarımız Ülkücülüğün ufkuyla mukayese edildiğinde az gibi görünebilir. Bu ufkun gerçekleşmesi için birkaç ömür yetmez. Sayın Türkeş'in ömrü bile yetmedi. Ülkücülerin ufku serap gibidir. Yaklaştıkça uzaklaşır." Ergün Sazak'ın kulakları çınlamıştır herhalde.
Ya iktidar olup da "yapamamak"ın ülkücülükle ilgisi? Ya Öcalan'ı asacağız diye 18 Nisan sabahı memleketin dört bir yanını kaplayan afişlerle oy isteyip sonra AİHM kararını beklemek için dosyayı sümen altına atmak ne tür bir ülkücülüktür? AİHM "asın" mı diyecek zannediyorsunuz? Asmayın derse asmayacak mısınız? Öcalan "serap" değildir ki!
Tayyip de 1992 Rize konuşması için "Soğuk savaş döneminde yaptığımız konuşmalar bu gün için ölçü olamaz" diyor.
"Öcalan'ı asacağız" deyip asmamanın da, "Öcalan'ın asılmasını dillendirirsek oy kaybederiz" düşüncesinin de siyasete faydası yoktur. Siyaset devletin bekası için vardır. Öcalan'ı yok farz ederek, Öcalan ipoteği ile milletten istenecek oyların diyeti büyük olur, "faizi" ile geri döner. Sandıktan sonraki meclis, devlet, millet bu diyetle yaşayamaz.
Konu, Devletin egemenlik meselesidir ve hiçbir şekilde tartışılmamalıdır.
Öcalan kim? Bu devletin bölünüp parçalanması için ilk yıllardaki örneklere benzer şekilde yabancı parası ve desteği ile ayaklanan, beş bini devlet görevlisi otuz bin vatan evlâdını şehit eden, "şehit aileleri" gibi gerektiğinde ve işine geldiğinde devlet tarafından da "kullanılan" bir sosyal grubun oluşmasına katkıda bulunan bir eşkıya...
Devlet, egemenliğine ve bütünlüğüne kasteden bu caniyi, "AİHM kararlarını bekleyene kadar" kaydıyla asmamakla ne kazanacak?
"Türk milleti adına" karar veren Türk Yargısı bağımsız değil mi?
Demek ki değil... Tanzimat'ta da yabancıları ve ekalliyeti Türk mahkemeleri değil, konsolosluklarda kurulan özel mahkemeler yargılıyordu.
Öcalan da zaten "Türkiye Cumhuriyeti"ni değil, yeni bir "Demokratik Cumhuriyet açılımı" istiyormuş. Menfa'dan böyle buyuruyor. Ve "menfa"da iken PKK'nın yerine kurulan bilmem ne partisinin başına seçiliyor.
Sonra kalkıp "liderler zirvesi" ahkâm kesiyor; "Dirisini başkaları kullandı, biraz da biz kullanalım. Ölüsü zarar verir". Dirisinin gündemi nasıl kullandığını görmüyorlar.
Peki, "Bağımsız Türk Yargısı" gerçekten bağımsız mı?
Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, İzmir Çeşme'de düzenlenen, "Terör, örgütlü suçla mücadele ve insan hakları" konulu panelde, şunları söylüyor:
"Türkiye Cumhuriyeti de örgütlü suç gruplarının saldırısı altındadır. Siyasi iktidarlar, Adalet Bakanları ve İçişleri Bakanları, mevcut yasalardan aldıkları yetkilerle savcılar ve kolluk kuvvetlerine müdahale edebiliyor. Siyasi otoriteye bağlı olan, savcı ve polis, örgütlü suçla nasıl mücadele edecek? Çünkü bu gruplar siyasete de müdahale etmektedir. Örgütlü suçlarla mücadele için, kesinlikle savcı ve kolluk kuvvetlerine emir verebilen, siyasi iktidardan, bakanlardan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı kurulmalıdır. Gereken kadro ve bütçe verildiğinde biz de bu göreve talibiz ve iddialıyız. Çağdaş ülkelerde vakit geçirilmeden önleyici kanun çıkarılır. Bizde de çıkarılmalıdır." (Cemalettin Özdoğan.Star)
Şimdi çıkıp hiç kimse Öcalan Dosyası'nın Başbakanlıkta bekletilme kararının "siyasi" olmadığını, "siyasetin yargıya müdahale etmediğini" söyleyebilir mi?
Yılmaz açıkça "Öcalan'ın asılmasını istemiyorum" diyebiliyorsa başkalarının da aynı ses tonuyla "Asılmalıdır" demeye hakkı vardır ve açıkça onlar da düşündüklerini söyleyebilmelidirler. Aynı benim gibi.
Ama "İdamın kaldırılmasına karşıyız fakat konu Meclis'te çözülürse bunu koalisyon sorunu yapmayız" eğilimi, koalisyonun siyasi etiğini oldukça tartışmalı hale getirdiği bir yana, hayli yuvarlak ve her tarafa çekilebilecek bir lâftır.
Bahçeli de, Tayyip Erdoğan da şaşılacak derecede "soğuk savaş" söyleminin perde arkasına sığınıyorlar. Bakın Bahçeli Kızılcahamam'daki Parti Toplantısında ne demiş:
"Soğuk savaş dönemine saplanmış düşüncelerle MHP'yi değerlendirmeye kalkanlar var. İktidarda yaptıklarımız Ülkücülüğün ufkuyla mukayese edildiğinde az gibi görünebilir. Bu ufkun gerçekleşmesi için birkaç ömür yetmez. Sayın Türkeş'in ömrü bile yetmedi. Ülkücülerin ufku serap gibidir. Yaklaştıkça uzaklaşır." Ergün Sazak'ın kulakları çınlamıştır herhalde.
Ya iktidar olup da "yapamamak"ın ülkücülükle ilgisi? Ya Öcalan'ı asacağız diye 18 Nisan sabahı memleketin dört bir yanını kaplayan afişlerle oy isteyip sonra AİHM kararını beklemek için dosyayı sümen altına atmak ne tür bir ülkücülüktür? AİHM "asın" mı diyecek zannediyorsunuz? Asmayın derse asmayacak mısınız? Öcalan "serap" değildir ki!
Tayyip de 1992 Rize konuşması için "Soğuk savaş döneminde yaptığımız konuşmalar bu gün için ölçü olamaz" diyor.
"Öcalan'ı asacağız" deyip asmamanın da, "Öcalan'ın asılmasını dillendirirsek oy kaybederiz" düşüncesinin de siyasete faydası yoktur. Siyaset devletin bekası için vardır. Öcalan'ı yok farz ederek, Öcalan ipoteği ile milletten istenecek oyların diyeti büyük olur, "faizi" ile geri döner. Sandıktan sonraki meclis, devlet, millet bu diyetle yaşayamaz.
Konu, Devletin egemenlik meselesidir ve hiçbir şekilde tartışılmamalıdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
- Ekonomi, İslam ve Rusya / 01.04.2006
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002