Döviz açığı anlamına gelen cari işlemler açığımız yeni rekorlar kırmaya devam ediyor.Merkez Bankası 2005 verilerine göre, cari işlemler açığı, 2004 yılındaki 15.6 milyar dolarlık açığa göre yüzde 46.4 büyüyerek 22.8 milyar dolarla rekor kırdı. Bu yılki gidişata bakılırsa durum daha vahim olacak.Ne hikmetse, "ihracatta rekor kırdık", "dış ticaret hacmimiz büyüdü" gibi tek yönlü ve taraflı haberleri ön planda tutarak kamuoyunun gazını almaya çalışan basınımız, ekonominin asıl göstergeleri olan cari işlemler açığı ve dış ticaret açığını satır aralarında arka planda ifade etmekteler. Siyasilerimiz de bu yönlendirmeli rakamları kullanınca, vatandaşımızın ekonominin gidişatı hakkında gerçek bilgilere sahip olması mümkün olmuyor.Esasen vatandaş, sıkıntının farkında ve bilfiil yaşıyor ama, bir medya ve siyaset bombardımanına tutulunca, "Herhalde bu sıkıntıları sadece ben yaşıyorum, bak ekonomi iyiymiş" diyerek sineye çekmeye çalışıyor. Ama bu oyun ne zamana kadar sürecek, birlikte göreceğiz.Peki, bu açıktaki rekor artışlar niçin ekonomimizde 2001 yılında olduğu gibi krizlere neden olmuyor? Dolar kuru niçin bir anda fırlamıyor? Makro ekonomi neden iyiymiş gibi gözüküyor? Bunların sebebini bir bir ortaya koyalım:1) Özelleştirme. IMF ve AB'nin baskısıyla siyasilerimiz en kıymetli, stratejik ve kar getiren kurumlarımızı, ağırlıklı olarak yabancılara 3-5 yıllık karına satmaktadır. Geçtiğimiz yıl bu özelleştirmelerden 9.6 milyar dolar gelir sağlandı. Burada sıkıntı şu: Bu kurumlar altın yumurtlayan tavuk misali sürekli gelir getiren kurumlardı. Özelleştirme tahsilatları alındıktan sonra devlet bu gelirden mahrum olacak. Bu kamu şirketleri piyasada fiyatı kamu yararına belirleme özelliğine sahipti, tahkime de imza atan bir ülke olmamız hasebiyle, bu şirketlerin tekel olduğunu ve satın alanların da kar amaçlı aldığını hesaba katarsak bundan sonraki fiyatların kamu yararına olmayacağı aşikardır.2) Yabancıların portföy yatırımları. Diğer bir ifadeyle spekülatif, yani para ile para kazanan piyasaya giren yabancı sermaye, bilinen ifadesiyle "sıcak para". Türkiye'deki, yabancılara ait sıcak para 2005 yılında 26.4 milyar dolar artarak 58.1 milyar dolara kadar yükselip rekor kırdı. Bu para 1 yılda yüzde 66.9'lara varan karlar elde etti. Yabancıların yeni portföy alımı 14.7 milyar dolar olduğu hesap edilirse, geri kalan portföy büyümesi yabancıların yanına kar kaldı. Ülkemize sıcak para olarak giren para ülkemize önemli siyasi ve ekonomik darbeler vurmaktadır. Yabancı sermaye oturduğu yerden hiçbir istihdam ve yatırım sağlamadan, yüksek karlar elde ederek, emeğimizi, alın terimizi alıp hissettirmeden götürmektedir. Dövizin sabit durmasına neden olarak sanki ekonomi iyiymiş gibi bir izlenim uyandırmakta ve ülkenin gerçekleri fark edip bir atılım yapmasına mani olmaktadır. Bu sermayeyi ülkemize sokan yabancıların, iç ve dış politikadaki siyasi taleplerini yerine getirmemiz konusunda aba altında sopa vazifesi görmekte. 2001 krizinin sıcak paranın aniden çekilmesi sonucu oluştuğunu hatırlayın. Bu durum, Türkiye'nin İran, Irak, Kıbrıs, İncirlik, Azerbaycan gibi bir çok konuda baskı altında olmasına neden olmakta, bağımsızlığını tehdit etmektedir.3) Bunlar dışında kredi ve kaynağı belirsiz döviz girişleri var. 2005 yılında 21 milyar 267 milyon dolar kredi almışız, 1 milyar 983 milyon dolar da kaynağı belirsiz döviz girişi var. Tabii, krediyi bedavaya almıyoruz, borçlanıyoruz üstelik faizle.Merkez Bankası'nın rakamlarına göre, yukarıda bahsedildiği şekliyle toplam 46 milyar 52 milyon dolarlık bir döviz girişi olmuş.Döviz açığımız 22.8 milyar olduğuna göre bu kadar parayı ne yapmışız?22 milyar 852 milyon dolarıyla açığımızı kapatmışız, kalanıyla yani 23 milyar 200 milyon dolarını da rezerve atmışız.Yani özelleştirmeler hariç faizle borçlanıp, bir kısmıyla yine borcumuzu kapatmışız, kalanını da kasaya atmışız.Her yıl cari açık rekoru kırmak ayrı bir muamma, 400 milyar doları aşkın faizli borcumuz varken merkez bankasında para biriktirmek ayrı bir muamma.Cari açığı kapatabileceğimiz, borçlarımızı ödeyebileceğimiz reel sektörü perişan hale getirmek ise oldukça düşündürücü.Nasıl olsa yabancılar bizi finanse ediyor diye, tarımı, tekstili, inşaatı, madenciliği bitiriyoruz, ama unutmayalım ki yabancılar bu parayı zaten bunun için veriyor. O halde bu "çıkmaz sokak" olan yanlış IMF politikalarını bir kenara koyalım ve kendi ayaklarımız üzerinde duralım.Sayın Başbakan IMF politikalarıyla bir taraftan devam kararı verirken, bir taraftan ekonomik bağımsızlıktan bahsediyor. IMF politikaları ile ekonomik bağımsızlık yan yana bulunmaz.Tek çözüm milli bir ekonomik modeldir. Bunu da enine boyuna ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş'tır.Bağımsızlıktan bahsedenler eğer gerçekten samimilerse, dünyanın önemli üniversitelerinden gelmiş bilim adamlarının takdir ettiği Sayın Baş'ın Milli Ekonomi Modeli kitabını lütfen ellerine alıp bir okusunlar.Çözüm açık ve net. Başımızı kuma gömmenin bir anlamı yok.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025