Sosyal paylaşım sitelerinin egemenliği altındaki kişiler zaman ve mekân sınırlamasından giderek uzaklaşmakta, gerçekle sanalı birbirine karıştırmaya başlamaktadır. Çünkü bir sınıfta, kafede veya evde dört duvarla başkalarının bakışından korunurken, dijital ortamda böyle bir sınır yoktur. Ayrıca dijital çağın hiçbir çağda olmadığı kadar söylenilenleri, yapılan fiilleri kayıt altına alıp hiç ummadığın bir anda karşına çıkarabilmek gibi bir özelliği de var.
Kontrolümüz dışında adeta virüs yayılımında olduğu gibi zincirleme paylaşımla kısa zamanda paylaşılan bir içerik, video biranda yüz binlere, milyonlara ulaşıyor. Sosyal medya platformlarında herhangi bir paylaşımın viral olması bu platformların var olma sebebi adeta. Herhangi bir ortamda çekilen bir görüntü, bir fotoğraf insanın bütün yaşamını temsil etmese bile uzun vadede başını derde sokabiliyor.
Milli, manevi ve insani değerlere uygun, ölçülü ve bilinçli bir sosyal medya, arama motoru ilaç gibidir. Nasıl ki hekim önerisiyle alınan ilaç dozunu iyi ayarlarsanız derdinize derman olur, şifa verir; yok hekimi dinlemeyip doz aşımına giderseniz, zehir olur sağlığınıza zarar verir. Sosyal medyanın, sosyal ağların takipçilerini zehirlemesini önleyecek tedbirler alınmalıdır.
Unutulmamalı kontrolü ve denetimi göz ardı etmeden pek çok konuda her şeyin azı karar çoğu zarardır ilkesini hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Bu konularda uzmanlaşmış sosyologlar, psikologlar, pedagoglar, ilahiyatçılar, hekimler, kriminoloji, bilişim uzmanları ve hukukçulardan oluşan, bağımsız karar alabilen bir kurul marifetiyle konu masaya yatırılıp bu uzmanlarca değerlendirilmelidir.
Milletimizin, ülkemizin, devletimizin menfaatine olan bir yol haritası bir strateji geliştirilmeli, oluşturulmalıdır. Dünyada gücün kaynağının değiştiği bir dönemden geçiyoruz. Artık veri en önemli güç. Milletimizin ve devletimizin bu yeni dönemde dünyada saygınlığını koruyarak söz sahibi olması ancak ve ancak dijital verilerimizi kendi ülkemiz de tutmak ve bunları işleyerek yenilikçi servislere dönüştürmek gibi zorunluluğumuz var. Çünkü verileri işlemediğinizde o verilerin sizin elinizde olmasının çok fazla bir anlamı yok.
Şunu da belirtelim ki ülkemizde bu alanda atılan kıymetli adımlar var, yok değil. Arama motoru alanında bile bizleri millet olarak heyecanlandıran haberleri alıyoruz. Türkiye'nin arama motoru pazarına girmesi bizi millet olarak sevindiriyor, göğsümüzü kabartıyor. Ancak yaygınlaşması, dünyada diğer arama motorları liginde başa oynaması ve yüzde yüz milli olması bizi bu milletin evlatları olarak daha fazla gururlandıracaktır.
Yararlı olanı, faydalı olanı öne çıkarmalıyız, desteklemeliyiz. Dikenleri büyütmemeliyiz, gülleri sulayıp, besleyip, destekleyerek sağlıklı büyümelerini, gelişmelerini sağlamalıyız. Çünkü tercihlerimiz bizim geleceğimizi inşa eder.
Bu çağın insanlarında çok farklı bir psikoloji var. Göz önünde olma, görülme, fark edilme isteği. Neye mal olursa olsun fark edileyim, dikkatleri üzerimde toplayayım. Bunun için de fütursuzca paylaşım yapmaktan geri durmamaktadır. Hep görüneyim, göz önünde olayım, insanlar sürekli benden bahsetsin arzusu hastalık derecesinde temel gaye oluyor.
Eskiden toplum gözetlenme kaygısı taşıyorken, şimdi göz önünde olmama, olamama kaygısı taşınmaktadır. Görmek ve görünmek artık insan hayatının en önemli ritüeli haline gelmiştir.
Günümüzde bilinmeyen, ortada olmayan hiçbir şey ciddiye alınmamakta, insanlar göründüğü, bilindiği kadar önem arz etmektedir. Görünmenin en kolay yöntemi ise sosyal ağlar sayesinde olmaktadır. Modernleşme, kapitalizm ve teknolojik devrimlerle birlikte artık gizli kalan değil ifşa olan kıymetlidir. Eskiden kıymetli olan saklanırdı, gizlenirdi, mahremiyete çok önem verilirdi. Değerli olan üstün olan, mahrem olan setredilir gözlerden uzak tutulurdu. İtina edilir ve kıymeti bilinirdi.
Ya günümüzdeki durumu nasıl açıklayacağız? Kısaca, "Oğlan yer oyuna gider, kız yer koyuna gider" diye özetleyelim.
(Devam edecek…)
- Bayram, şeker ve ruhsuzluk / 29.03.2025
- Akıl mı aşk mı? İnsanı insan yapan nedir? / 25.03.2025
- Akıl ve inanç: Haritasız yolculuk olur mu? / 22.03.2025
- Ehlibeyt ve Ramazan: Oruç, sadece bir açlık mıdır? / 21.03.2025
- Boğaz kanla dolu, ama geçilmez! / 18.03.2025
- Unutulan hakikat, kaybolan insanlık / 16.03.2025
- İnsanın, insan-ı kâmil olduğu ay: Ramazan / 14.03.2025
- İstiklal’in sesi: Bir milletin ruhuna kazınan marş / 12.03.2025
- İmam-ı Şafi ve Ehl-i Beyt sevgisi: Bir inanç ve ahlak meselesi / 11.03.2025