Malumunuz birileri can derdine, menfaat derdine, koltuk koruma derdine düştüğü şu günlerde bizler (Prof. Dr. Haydar Baş ve kadrosu) vatan derdine, millet derdine, iman derdine, birlik ve beraberliğimizi muhafaza derdine düştük. Düştük ki, bu derde düşmek iman gereğidir.
Şifreli ve binlerce sorulu bir isyana tanık olduk ve Sayın Başbakan, 'henüz tehlikenin' geçmediğini ifade ediyor. (ki, doğrudur da) Günlerdir ekranlarda bu isyan için neden, niçin ve kim sorularına cevaplar tartışılıyor.
FETÖ konusunda herkes hem fikir. Ama FETÖ tetikçi mi yoksa azmettirici mi, sorusunda maalesef insanımız yine yanlış yönlendiriliyor. Ekranlara çıkan akademisyen, yazar-çizer, emekli asker, polis, istihbaratçıların çoğu ABD lafzını ağızlarına alamıyorlar. Neden? İktidar ise büyük bir cesaret örneği göstererek, 'bu işin arkasında ABD var' dedi. Dedi ama bunun gerisini getirmek zorundadır. İşin garibi muhalefet, ABD adını hiç anmıyor. Neden?
Oysa isyan sabahı, Prof. Dr. Haydar Baş, 'FETÖ'nün böyle bir gücü olmadığını, Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakandan asıl faile odaklanmaları gerektiğini' vurgulamıştı.
Günler geçti ve çok ilginç bilgiler, detaylar ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan biri de Henri Barkey. Kim bu zevat? CIA'in, Türkiye ve Ortadoğu uzmanlarından, Lehigh Üniversitesi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünde öğretim üyesi.
Daha önemlisi ise 'ılımlı İslam' veya 'dinlerarası diyalog' projesinin istihbarat ve siyasi kanadından. Bu proje dahilinde Gülen ve Türkiye'deki cemaatlerle devamlı diyalogu olan bir isim.
İşte bu kişi kanlı isyan gecesi İstanbul'daydı.
"Henri Barkey darbe gecesi İstanbul Büyükada Splendid Palace'da konuktu. Niye acaba?" diye, soruyor ODATV'den Soner Yalçın.
Türkiye gazetesinden Fuat Uğur ise 23 Temmuz tarihli yazısında Henri Barkey'in geldiği doğru. 15 Temmuz saat 10.24'te Atatürk Havalimanı polis kontrol noktasından geçti. Splendid Palace Oteli'nde kalıp kalmadığı meçhul. Çünkü otel görevlileriyle konuştuğumda bana, "Bu isimde otelimizde kimse kalmadı" diye cevap verdiler? Ve Henri Barkey 19 Temmuz sabahı saat 04.05'de Atatürk Havalimanından çıkış yapıyor.
Bu konu üzerinde medyayı biraz daha karıştırınca ortaya müthiş iddia ve bilgiler çıkıyor. En dikkat çekici olanı ise İstanbul'a asıl gelenin Henri Barkey değil Graham Fuller olduğu. Olabilir mi? Neden olmasın.
Graham Fuller kim? Barkey gibi CIA şefi, ajanı, Ortadoğu ve Türkiye'deki yaprakları tek tek bilen bir isim. "İslam'sız Dünya", "Siyasal İslam'ın Geleceği", "Türkiye'nin Kürt Sorunu", "Türkiye ve Arap Baharı" gibi kitapların yazarı. Diğer taraftan FETÖ'nün hamisi.
İşte bu isim (Fuller) Huffington Post gazetesinden yayınlanan yazısında, Türkiye'de yaşanan darbe girişiminin Gülen ile ilgisi olmadığını iddia ediyor. Ve "Erdoğan zaman içinde elde ettiği güce doymaz hale geldi. Son birkaç senedir partisinin biriktirdiği her şeyi yok ediyor.
Peki, bunun sonu ne olacak? Erdoğan, hizmet'i yenilgiye uğrattı. Diğer taraftan ise kendi yok oluşunun tohumlarını ekiyor. Türkiye ise uluslararası arenada bir 'parya' (hor görülen) haline geliyor." Diyerek yazısını bitiriyor. (Melahat Kemal TİMETÜRK (23.07.2016)
Bu ajan geçen yıl Los Angeles Times gazetesinde yayınlanan makalesinde ise Türkiye-ABD ilişkilerinin her geçen gün daha kötüye gittiğini iddia ederek şöyle diyordu:
"Washington'un politikaları genel ve temel olarak birçok alanda Türkiye'nin dış politika çıkarlarına ters düşüyor." Diyen Fuller bu çıkar tersliğinin hangi alanlarda olduğunu da söylüyor; "Kürtler, terör, İran, Suriye, Ermenistan, Rusya ve Filistin" parçaları yan yana getirirsek Fuller'in belirttiği bu 7 başlıkta Türkiye ilk olarak ABD'nin istediği şekilde bir duruş gösterdi ve hep kaybetti, kaybediyor. Terör, iç savaş, sıfır komşu, ekonomik iflas yanı başımızda.
Gördüğümüz kadarıyla Ermenistan ile ilişkiler durduruldu. Rusya ve İran'a yeni güven mektupları takdim edildi. Suriye'ye zeytin dalı uzatılıyor. Bundan kim rahatsız olabilir?
Ve Türkiye'de bir isyan başlıyor. Milletimiz isyanı bastırıyor. Milletimiz böyle bir isyanın tekrar olmaması için aynı kararlılıkta meydanlardan ABD, AB ve NATO'ya da 'ÜLKEMİZDEN DEFOL' demesi lazımdır.
Şifreli ve binlerce sorulu bir isyana tanık olduk ve Sayın Başbakan, 'henüz tehlikenin' geçmediğini ifade ediyor. (ki, doğrudur da) Günlerdir ekranlarda bu isyan için neden, niçin ve kim sorularına cevaplar tartışılıyor.
FETÖ konusunda herkes hem fikir. Ama FETÖ tetikçi mi yoksa azmettirici mi, sorusunda maalesef insanımız yine yanlış yönlendiriliyor. Ekranlara çıkan akademisyen, yazar-çizer, emekli asker, polis, istihbaratçıların çoğu ABD lafzını ağızlarına alamıyorlar. Neden? İktidar ise büyük bir cesaret örneği göstererek, 'bu işin arkasında ABD var' dedi. Dedi ama bunun gerisini getirmek zorundadır. İşin garibi muhalefet, ABD adını hiç anmıyor. Neden?
Oysa isyan sabahı, Prof. Dr. Haydar Baş, 'FETÖ'nün böyle bir gücü olmadığını, Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakandan asıl faile odaklanmaları gerektiğini' vurgulamıştı.
Günler geçti ve çok ilginç bilgiler, detaylar ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan biri de Henri Barkey. Kim bu zevat? CIA'in, Türkiye ve Ortadoğu uzmanlarından, Lehigh Üniversitesi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünde öğretim üyesi.
Daha önemlisi ise 'ılımlı İslam' veya 'dinlerarası diyalog' projesinin istihbarat ve siyasi kanadından. Bu proje dahilinde Gülen ve Türkiye'deki cemaatlerle devamlı diyalogu olan bir isim.
İşte bu kişi kanlı isyan gecesi İstanbul'daydı.
"Henri Barkey darbe gecesi İstanbul Büyükada Splendid Palace'da konuktu. Niye acaba?" diye, soruyor ODATV'den Soner Yalçın.
Türkiye gazetesinden Fuat Uğur ise 23 Temmuz tarihli yazısında Henri Barkey'in geldiği doğru. 15 Temmuz saat 10.24'te Atatürk Havalimanı polis kontrol noktasından geçti. Splendid Palace Oteli'nde kalıp kalmadığı meçhul. Çünkü otel görevlileriyle konuştuğumda bana, "Bu isimde otelimizde kimse kalmadı" diye cevap verdiler? Ve Henri Barkey 19 Temmuz sabahı saat 04.05'de Atatürk Havalimanından çıkış yapıyor.
Bu konu üzerinde medyayı biraz daha karıştırınca ortaya müthiş iddia ve bilgiler çıkıyor. En dikkat çekici olanı ise İstanbul'a asıl gelenin Henri Barkey değil Graham Fuller olduğu. Olabilir mi? Neden olmasın.
Graham Fuller kim? Barkey gibi CIA şefi, ajanı, Ortadoğu ve Türkiye'deki yaprakları tek tek bilen bir isim. "İslam'sız Dünya", "Siyasal İslam'ın Geleceği", "Türkiye'nin Kürt Sorunu", "Türkiye ve Arap Baharı" gibi kitapların yazarı. Diğer taraftan FETÖ'nün hamisi.
İşte bu isim (Fuller) Huffington Post gazetesinden yayınlanan yazısında, Türkiye'de yaşanan darbe girişiminin Gülen ile ilgisi olmadığını iddia ediyor. Ve "Erdoğan zaman içinde elde ettiği güce doymaz hale geldi. Son birkaç senedir partisinin biriktirdiği her şeyi yok ediyor.
Peki, bunun sonu ne olacak? Erdoğan, hizmet'i yenilgiye uğrattı. Diğer taraftan ise kendi yok oluşunun tohumlarını ekiyor. Türkiye ise uluslararası arenada bir 'parya' (hor görülen) haline geliyor." Diyerek yazısını bitiriyor. (Melahat Kemal TİMETÜRK (23.07.2016)
Bu ajan geçen yıl Los Angeles Times gazetesinde yayınlanan makalesinde ise Türkiye-ABD ilişkilerinin her geçen gün daha kötüye gittiğini iddia ederek şöyle diyordu:
"Washington'un politikaları genel ve temel olarak birçok alanda Türkiye'nin dış politika çıkarlarına ters düşüyor." Diyen Fuller bu çıkar tersliğinin hangi alanlarda olduğunu da söylüyor; "Kürtler, terör, İran, Suriye, Ermenistan, Rusya ve Filistin" parçaları yan yana getirirsek Fuller'in belirttiği bu 7 başlıkta Türkiye ilk olarak ABD'nin istediği şekilde bir duruş gösterdi ve hep kaybetti, kaybediyor. Terör, iç savaş, sıfır komşu, ekonomik iflas yanı başımızda.
Gördüğümüz kadarıyla Ermenistan ile ilişkiler durduruldu. Rusya ve İran'a yeni güven mektupları takdim edildi. Suriye'ye zeytin dalı uzatılıyor. Bundan kim rahatsız olabilir?
Ve Türkiye'de bir isyan başlıyor. Milletimiz isyanı bastırıyor. Milletimiz böyle bir isyanın tekrar olmaması için aynı kararlılıkta meydanlardan ABD, AB ve NATO'ya da 'ÜLKEMİZDEN DEFOL' demesi lazımdır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- O zaman nedir bu Milli Ekonomi Modeli? / 15.04.2025
- O, benim bitmeyen rüyamdı -2- / 14.04.2025
- O, benim bitmeyen rüyamdı -1- / 13.04.2025
- İktidarın kutsal (!) haç ve Konstantinapol sessizliği / 11.04.2025
- İktidara karşı değilse istediğiniz kadar yürüyebilirsiniz / 10.04.2025
- Papazı nasıl aldık hatırlıyor musun? / 09.04.2025
- Siyasette üçüncü yol şart mı? / 08.04.2025
- Alparslan Türkeş’in vefat yıl dönümünden önce / 07.04.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -2- / 06.04.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025
- O, benim bitmeyen rüyamdı -2- / 14.04.2025
- O, benim bitmeyen rüyamdı -1- / 13.04.2025
- İktidarın kutsal (!) haç ve Konstantinapol sessizliği / 11.04.2025
- İktidara karşı değilse istediğiniz kadar yürüyebilirsiniz / 10.04.2025
- Papazı nasıl aldık hatırlıyor musun? / 09.04.2025
- Siyasette üçüncü yol şart mı? / 08.04.2025
- Alparslan Türkeş’in vefat yıl dönümünden önce / 07.04.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -2- / 06.04.2025
- Sayın Erdoğan’ın nefretten doğan AB aşkı -1- / 05.04.2025