Pazartesi sabahı malum pazartesi sendromunun da etkisiyle moralimiz bozuktu. İşe gitmek, çalışmak ne kadar da zor geliyordu. Ama sonra Türkiye gündemine bomba gibi bir haber düştü. Hepimiz dikkat kesildik. Acun Ilıcalı ile Şeyma Subaşı tek celsede anlaşmalı olarak boşanmışlar. 'Aman Ya Rabbi! Nasıl olur? İnanamıyorum. Daha üç gün üç gecelik dillere destan düğünün üzerinden sadece bir yıl geçmişti. Çok mutlu görünüyorlardı' demedim tabi. Alıştık çünkü artık böyle çabucak başlayıp çabucak biten aşklara(!)
Sadece magazin haberlerine değil, ana haber bültenlerine de konu oldu akşam saatlerine gelindiğinde. Şaşırmadım, çünkü bu gözler ne haberlere şahit oldu yıllar içinde. Daha birkaç hafta önce en önemli gündemimiz Ahmet Kural Sıla'yı gerçekten darp etti mi, etmedi mi, hangisi yalan söylüyor ya da acaba reklam mı yapıyorlar tartışmasıydı.
Yanlış anlaşılmasın kadına şiddet sorununu tabi ki önemsiyor ve kınıyoruz ancak kocasından, abisinden ya da babasından şiddet gören, hatta bu şiddet sonucu hayatını kaybeden yüzlerce Sıla var ve sadece bir kısmı ancak iki dakikalık bir haber olabiliyor ve birkaç dakika sonra unutulup gidiyor. Şiddete, cinsel istismara maruz kalan nice çocuklar haber bile olamadılar ya da o haberlerin üstü hemen örtülüverdi. Ne maden kazaları, ne tren kazaları, ne şehit haberleri sadece birkaç gün gündem olup unutulup gitti. Ateş sadece düştüğü yeri yaktı.
Biz yine Acun'la Şeyma'yı takip etmeye devam ettik. Ya da Demet'le Hande'nin, Gülben'le Seda'nın kavgalarını, Diva'nın hangi lokantada kaç kilo et yediğini merak ettik ama kendimiz kasaba gidip niye et alamıyoruz diye merak etmedik. Niye bu ülkede hayvancılık bu noktaya geldi, niye dışarıdan et ithal etmek zorundayız, niye soğan beş liranın altına düşmüyor demedik.
Şeyma'nın Acun'u, Acun'un Şeyma'yı aldatmış olabilme ihtimallerini sorguladık da tarım politikamızı sorgulamadık. Ya da 'soğanı ağlatmayın' diye twit atarak muhalefet yaptığını zanneden parti liderlerinin ne yapmaya çalıştığını, bu şekilde nasıl iktidara talip olacaklarını hiç sorgulamadık.
Ahmet Kural mı yoksa Sıla mı yalan söylüyor diye bütün magazin sitelerini araştırdık ama 'ekonomi çok iyi' diyen bakanlar hangi rakamlara dayanarak bunu söylüyor, acaba doğru mu söylüyorlar diye elimizin altındaki internetten faydalanmadık. Çünkü o esnada Murat Boz'la Aslı Enver'in instagramda tekrar birbirlerini takip edip etmediklerini kontrol ederek barışıp barışmadıklarını anlamaya çalışmak daha elzemdi. Sonra maazallah konu komşu bu konuda sohbet ederken yorum yapamazsak n'apardık? Allah korusun!
Pazara çıktığımızda çocuklarımızın istediklerini alamasak da olur. Elektrik, doğalgaz faturasını ödeyemesek de olur. Türk ekonomisinin krize de girdiğini, milliyetçi geçinip üç hilalin temsil ettiklerinden vazgeçenlerin üç büyükşehirden de vazgeçtiklerini, Suriyeli mültecilerin her geçen gün daha büyük bir problem haline geldiğini, atanamayan öğretmenlerin, darp edilen doktorların, iş bulamayan gençlerin isyanını bilmesek de olur da Cem Yılmaz ile Defne Samyeli'nin hangi AVM'de alışveriş yaptıklarını bilmezsek olmaz. Gece uykularımız kaçar.
Gözaltına alınan üniversite hocalarından bize ne? Bize lokantadan çıkarken sevgilisiyle objektiflere yakalanan ünlüler lazım. Üstelik bunları çoluk çocuk izleyip ilgi göstererek farkında olmadan çocuklarımızı da olumsuz etkiliyor olmamız, onlara magazin dünyasının kahramanlarını rol model olarak lanse etmemiz daha da kötü. Sonra da gençleri umursamaz olmakla, vurdumduymaz olmakla, sürekli telefonla internette takılmakla, olan bitenden haberdar olmamakla suçluyoruz. Buna hakkımız var mı ki? Bu haberleri izleyip, prim vererek sadece o ünlülerin daha çok reklam yapmalarına ve daha çok para kazanmalarına vesile oluyoruz. Üstelik çocuklarımıza kötü örnek olma pahasına. Hepsi bu. Bunun yerine çocuklarımıza daha güzel örnek olmayı denesek daha iyi olmaz mı? Ailece kitap okuma saatleri yapsak mesela, çocuklarımızı spora, müziğe, bilime yönlendirsek...
Günlük hayatta tercihlerimizi yaparken sorumlu olduğumuz çocuklarımızı nasıl etkilediğimizi de düşünelim lütfen. Ayrıca biz izlemezsek, bu haberler de ana haber bültenlerine kadar giremez. Sadece magazin programları ile sınırlı kalır. Onu da isteyen izler, istemeyen izlemez. Ne de olsa arz talep meselesi... Aynı gün dünya gündemi ise Mars'a uzay aracı indirilmesiydi. Acilen önlem almazsak ülke olarak mars olacağız. Bizden söylemesi!
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Asude Havuzlu / diğer yazıları
- Mutluluk… / 22.11.2020
- Üniversite sınavındaki sorunları değil sistemi tartışalım / 02.07.2020
- Kaynakların sınırsızlığı üzerine / 23.04.2020
- Artık kimse... / 18.04.2020
- Yetim kalmak / 03.04.2020
- #HayatMEMleevesığar / 30.03.2020
- Covid-19’a bir de buradan bakın-II / 26.03.2020
- Covid-19’a bir de buradan bakın / 25.03.2020
- Başkalarının acısına bakmak / 05.03.2020
- Coğrafya kader midir? / 03.03.2020
- Üniversite sınavındaki sorunları değil sistemi tartışalım / 02.07.2020
- Kaynakların sınırsızlığı üzerine / 23.04.2020
- Artık kimse... / 18.04.2020
- Yetim kalmak / 03.04.2020
- #HayatMEMleevesığar / 30.03.2020
- Covid-19’a bir de buradan bakın-II / 26.03.2020
- Covid-19’a bir de buradan bakın / 25.03.2020
- Başkalarının acısına bakmak / 05.03.2020
- Coğrafya kader midir? / 03.03.2020