Enerji Bakanlığı’nın Bakanlar Kurulu’na sunduğu, “Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin işletilmesini, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Tasarı Taslağı’ gündeme gelince doğal olarak dikkatler bor madenine çevrildi.
Çünkü bor madeni hakkında çok haber yapıldığı için en fazla bilgi sahibi olduğumuz bu madendi ve ilgimiz ona yöneldi. Fakat konu hakkında biraz düşündüğümüzde “nükleer enerji hammaddeleri” konusu da en az bor madeni kadar önemliydi.
Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Celal Karapınar’ın taslakta geçen nükleer hammaddelerle ilgili olarak Uranyum ve Toryum madenlerinden bahsetmesi bunların da mülkiyeti devlette kalmak şartıyla aranması, işletilmesi ve pazarlanmasının özel sektöre devredileceğini ifade etmesi oldukça dikkatimizi çekti.
Hadi Uranyumu anladık da Toryum da nereden çıktı diye düşünebiliriz. Çünkü Toryumun nükleer yakıt olarak kullanılması ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir, ancak günümüzde toryumla çalışan ticarî ölçekli bir nükleer reaktör bulunmamaktadır.
Bu noktada düşünürken Isparta’da yaşanan ve değerli akademisyenlerimizden Prof. Dr. Engin Arık’ı kaybettiğimiz uçak kazası aklımıza geldi. Kaza tamamen muammaydı.
Engin Arık’ın, uçağa binerken yaptığı telefon konuşmalarında Toryum elementinin nükleer yakıta çevrilmesiyle ilgili bir çalışmadan ve prototipten bahsettiği ifade edilmişti.
Isparta’da yapılacak bilim kongresinde Sayın Arık bu prototipi meslektaşlarına tanıtacaktı. Ve elim kaza oldu, kaza sonrası bahsedilen prototip ve çalışma notları ortada yoktu, kaybolmuştu. Bu durum birçok şüpheleri de beraberinde getirmişti.
2007 yılının sonralarında gündeme gelen bu kazadan 4-5 yıl sonra dünyanın en zengin Toryum yataklarının bulunduğu Türkiye’de bu madenin de özel sektör eliyle işletilmesini öngören bir yasa taslağı sunuluyor.
Hani Toryum’un ticari değeri yoktu? Hani bu maden nükleer yakıt malzemesi olarak halihazırda kullanılamıyordu? Bu yasa taslağı talebinin elbette ki, fazla teknoloji gerektirmeyen bor madenini bile hakkıyla işleyemeyen Türkiye’den geldiği iddia edilemez, ki Türk özel sektörü bir de kalkıp Toryum madenini nasıl işleyecek?
Bunu talep edenlerin acaba kaybolan prototiple bir alakası var mı? Eğer öyleyse demek ki Engin Arık’ın çalışmaları birilerinin işine yaradı ve Toryum madenine çöreklenmek için zemin kolluyorlar.
Bunlara komplo teorisi diyebilirsiniz ama çok kısa bir zaman içinde bir takım yabancı şirketlerin Toryum madenini çıkartıp, toryum yakıtıyla çalışan nükleer santralleri devreye koyduğunu gördüğünüzde sakın şaşırmayın. Ve böyle olduğunda emin olun ki bu santralin fikir anası da Engin Arık’tır, yani bir Türk akademisyendir.
Engin Arık’ın değerli çalışmasının ne kadar önemli olduğunu anlamamız açısından şu bilgiler de önemlidir:
Toryumlu yakıt denemeleri 1960 yıllarının ortalarında başlamıştır. Toryum bugün için hala geleceğini bekleyen bir nükleer yakıt hammaddesi durumundadır. Bunun en büyük nedeni, nükleer yakıt çevrim sorunudur. Toryum-232, bazı süreçlerle uranyum-233’e dönüştürülebilmektedir. Uranyum 233’de Uranyum-235 gibi parçalanabilir bir maddedir. Bu parçalanma sonucunda da büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Yakıt çevrimi sorunu nedeniyle, bugün için toryumla çalışan ticari ölçekli santraller bulunmamakla birlikte, bu santrallerin prototipleri İngiltere, Almanya ve ABD’de uzun zamandır denenmektedir. Ticari ölçekte üretimin yapılamaması nedeniyle, halen toryumun enerji hammaddesi olarak tüketimi yok denilecek düzeydedir.
İşte Batılı bilim adamlarının bugüne kadar gerçekleştiremediği ve üzerinde çalıştıkları bu prototipi Sayın Arık gerçekleştirdi.
Fakat Türkiye olarak her zaman olduğu gibi ne bilim adamlarımıza hakkıyla sahip çıkabiliyoruz ne de onların yaptığı çalışmalara…
Çünkü bor madeni hakkında çok haber yapıldığı için en fazla bilgi sahibi olduğumuz bu madendi ve ilgimiz ona yöneldi. Fakat konu hakkında biraz düşündüğümüzde “nükleer enerji hammaddeleri” konusu da en az bor madeni kadar önemliydi.
Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Celal Karapınar’ın taslakta geçen nükleer hammaddelerle ilgili olarak Uranyum ve Toryum madenlerinden bahsetmesi bunların da mülkiyeti devlette kalmak şartıyla aranması, işletilmesi ve pazarlanmasının özel sektöre devredileceğini ifade etmesi oldukça dikkatimizi çekti.
Hadi Uranyumu anladık da Toryum da nereden çıktı diye düşünebiliriz. Çünkü Toryumun nükleer yakıt olarak kullanılması ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir, ancak günümüzde toryumla çalışan ticarî ölçekli bir nükleer reaktör bulunmamaktadır.
Bu noktada düşünürken Isparta’da yaşanan ve değerli akademisyenlerimizden Prof. Dr. Engin Arık’ı kaybettiğimiz uçak kazası aklımıza geldi. Kaza tamamen muammaydı.
Engin Arık’ın, uçağa binerken yaptığı telefon konuşmalarında Toryum elementinin nükleer yakıta çevrilmesiyle ilgili bir çalışmadan ve prototipten bahsettiği ifade edilmişti.
Isparta’da yapılacak bilim kongresinde Sayın Arık bu prototipi meslektaşlarına tanıtacaktı. Ve elim kaza oldu, kaza sonrası bahsedilen prototip ve çalışma notları ortada yoktu, kaybolmuştu. Bu durum birçok şüpheleri de beraberinde getirmişti.
2007 yılının sonralarında gündeme gelen bu kazadan 4-5 yıl sonra dünyanın en zengin Toryum yataklarının bulunduğu Türkiye’de bu madenin de özel sektör eliyle işletilmesini öngören bir yasa taslağı sunuluyor.
Hani Toryum’un ticari değeri yoktu? Hani bu maden nükleer yakıt malzemesi olarak halihazırda kullanılamıyordu? Bu yasa taslağı talebinin elbette ki, fazla teknoloji gerektirmeyen bor madenini bile hakkıyla işleyemeyen Türkiye’den geldiği iddia edilemez, ki Türk özel sektörü bir de kalkıp Toryum madenini nasıl işleyecek?
Bunu talep edenlerin acaba kaybolan prototiple bir alakası var mı? Eğer öyleyse demek ki Engin Arık’ın çalışmaları birilerinin işine yaradı ve Toryum madenine çöreklenmek için zemin kolluyorlar.
Bunlara komplo teorisi diyebilirsiniz ama çok kısa bir zaman içinde bir takım yabancı şirketlerin Toryum madenini çıkartıp, toryum yakıtıyla çalışan nükleer santralleri devreye koyduğunu gördüğünüzde sakın şaşırmayın. Ve böyle olduğunda emin olun ki bu santralin fikir anası da Engin Arık’tır, yani bir Türk akademisyendir.
Engin Arık’ın değerli çalışmasının ne kadar önemli olduğunu anlamamız açısından şu bilgiler de önemlidir:
Toryumlu yakıt denemeleri 1960 yıllarının ortalarında başlamıştır. Toryum bugün için hala geleceğini bekleyen bir nükleer yakıt hammaddesi durumundadır. Bunun en büyük nedeni, nükleer yakıt çevrim sorunudur. Toryum-232, bazı süreçlerle uranyum-233’e dönüştürülebilmektedir. Uranyum 233’de Uranyum-235 gibi parçalanabilir bir maddedir. Bu parçalanma sonucunda da büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Yakıt çevrimi sorunu nedeniyle, bugün için toryumla çalışan ticari ölçekli santraller bulunmamakla birlikte, bu santrallerin prototipleri İngiltere, Almanya ve ABD’de uzun zamandır denenmektedir. Ticari ölçekte üretimin yapılamaması nedeniyle, halen toryumun enerji hammaddesi olarak tüketimi yok denilecek düzeydedir.
İşte Batılı bilim adamlarının bugüne kadar gerçekleştiremediği ve üzerinde çalıştıkları bu prototipi Sayın Arık gerçekleştirdi.
Fakat Türkiye olarak her zaman olduğu gibi ne bilim adamlarımıza hakkıyla sahip çıkabiliyoruz ne de onların yaptığı çalışmalara…
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025