Alımı yapılmış, depolanmış binlerce ton tütünün gömülmek suretiyle imha edilmesi haberlerini basından içimiz burkularak takip ettik. Gerekçe bundan beter: "İşlenmesi, alınmasından pahalı" imiş. Binlerce çiftçimizin emeğiyle yetiştirilen yerli tütünün yerinin yabancı tütünle doldurulması ve yabancı tütünün ülkemizdeki pazar payını artırmaya devam etmesi yine İMF dayatmalarının sonuçlarından biri. Devleti geniş bir organizasyon olarak tanımlarsak, bu organizasyonun, temsil ettiği halkın ihtiyaçlarını önem sırasına göre belirleyip bu ihtiyaçları en iyi, en ucuz, olabildiğince yerli prensipleriyle karşılamaya çalışması, aklın bir olan yolunu bulmuş bütün devletler tarafından halen geçerliliğini sürdüren uygulama tarzıdır. Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi gelişmiş ülkeler yaptıkları uygulamaların, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler tarafından benimsenmesini ve hayata geçirilmesini istemezler. Tavsiyeleri, kendi çiftçisine ürettirdiği ürünlerin bahsi geçen ülkelerde pazarlamalarına kolaylık sağlayacak ilkeleri ihraç bağlamındadır.Sübvansiyon, teorik olarak düşündüğümüzde bütün alanlarda kullanılabilir fakat yaygın olarak tarımda kullanıldığını görürüz. Sübvansiyon, üreticinin ürettiği mamulün maliyetine, o devletin bütün gelirlerinin oluşturduğu bütçesinden yapılan karşılıksız katkıdır. Sübvansiyonun bir adım daha ötesi, devletin, uluslar arasında kıyasıya bir rekabetin yaşandığı araştırma-geliştirme çalışmalarının maddi külfetini üstlenmesidir. Bu külfet üstlenilmediğinde, geri kalmışlığın ağır bedellerinin ödenileceğinin bilinciyle katlanılır bu külfetlere.Sübvansiyonun genellikle tarımla birlikte anılması, tarımın stratejik bir alan olma özelliğinden kaynaklanır. Diğer sektörlerde en acımasız rekabet koşullarında binlerce firmanın batıp güçlü olanların ayakta kalışını sessizce izleyen devletler, söz konusu tarım olunca bir çiftçinin bile batmasına tahammül etmek istemezler. Hiçbir devlet asgari gıda ihtiyacının kaderini, ne kadar dost olursa olsun başka bir devletin keyfine ihale etmek istemek. Buna bir örnek vermek gerekirse, Japonya'nın tarım için son derece elverişsiz topraklarında teknolojinin her türlü nimetini kullanarak bir çok ürünü kendi başına üretmeye çalışmasını zikredebiliriz. Üstün ihracat potansiyeline sahip bir ülke olan Japonya'nın bile, belki dışarıdan çok daha ucuza satın alabileceği bir çok ürünü maliyet farkına katlanarak üretmeyi tercih etmesi, düşünebilme yetisini kaybetmemiş ülke idarecileri için yeterli bir misaldir.Yukarıda belirttiğimiz gibi sübvansiyon, belki ilk etapta karşılıksız bir kaynak transferi gibi görünse de, bu ürünler ithal edildiğinde, ülkeden çıkan dövizin telafisi için katlanılan faizi dikkate almak şarttır. Mesele, yetkililerimizin dediği gibi, "işlemek almaktan daha pahalı" yaklaşımıyla açıklanamaz. Be mübarek tamam da niye daha pahalı? Asıl sorunu bulup onu çözsene. O zaman maliyet kalemlerine yapılan zamlar mı gündem olur diye korkuluyor. Bu üreticinin kabahati değil, daha ucuza ürettiremeyen, işletemeyen idarecilerin kabahatidir. Keza, sübvanse edilerek üretilen ürünlerin ihraç edilmesiyle dış ticarete yaptığı olumlu katkı daha önceki fedakarlığı telafi eder. İşte bu sebepledir ki ABD, AB yüz milyarlarca dolar sübvansiyon harcaması yapmaktadırlar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Serdar Peker / diğer yazıları
- Domuz jeltini / 09.07.2012
- Dış ticaret ve futbol endüstrisi / 20.06.2012
- Tüketim kabiliyeti / 03.06.2012
- 21. yüzyıl ve paranın hürriyeti / 25.04.2012
- 21. yüzyıl ve paranın işlevi / 12.04.2012
- Belirleyici olan kabullerdir / 06.03.2012
- MEM presi altında kapitalizm / 18.02.2012
- Ekonomide belirlilik / 23.04.2010
- Reel faiz gerçekten reel mi? / 19.10.2007
- Dolardan Kaçışın Akıbeti / 04.10.2007
- Dış ticaret ve futbol endüstrisi / 20.06.2012
- Tüketim kabiliyeti / 03.06.2012
- 21. yüzyıl ve paranın hürriyeti / 25.04.2012
- 21. yüzyıl ve paranın işlevi / 12.04.2012
- Belirleyici olan kabullerdir / 06.03.2012
- MEM presi altında kapitalizm / 18.02.2012
- Ekonomide belirlilik / 23.04.2010
- Reel faiz gerçekten reel mi? / 19.10.2007
- Dolardan Kaçışın Akıbeti / 04.10.2007