Bu dünyayı güzelleştirip cennet gibi yapmak da insanın elinde, çirkinleştirip cehenneme çevirmek de insanın elinde. Bu sebeple aslında dünyanın temel öznesi insandır. İnsan güzelleşirse dünya güzelleşiyor, insan çirkinleşirse dünya çirkinleşiyor.
İnsan bozulunca her şey bozuluyor. İnsan güzel yetiştirilip irfan sahibi kılınırsa güzel ahlak sahibi olursa dünya da güzelleşiyor, toplum da… dolayısıyla her şey de güzelleşiyor.
Hani anlatılır, işten yorgun argın gelen babasıyla vakit geçirmek isteyen çocuk, babasıyla oyun oynamak ister de baba da çocuğu başından savmak için, biraz dinlenmek için bir yapboz verir çocuğun eline.
-Bu yapbozu tamamla seninle oynarım, der. Çocuk da başını sallar,
-Tamam, babacığım der. Aradan çok kısa bir süre geçer ve çocuk gelir.
-Tamam, babacığım, yapbozu tamamladım der. Baba şaşırır! Çünkü bu kadar kısa zamanda o kadar parçayı bir araya getirmesi, yapbozu tamamlaması mümkün değildir. Baba, çocuğa sorar;
-Bu kadar kısa sürede bunu nasıl başardın? Doğrusu çok şaşırdım, der.
Çocuk, çok kolay oldu. Yapbozun arkasında bir insan resmi vardı onu tamamlayınca yapboz da tamamlandı, der. (Buraya gülücük emojisi koydum, varsayın.)
Aynen böyle, bu hayatta insanı kazanırsak, insanı düzeltirsek her şey güzel olur. Çünkü insanı kirleten, insanı insanlıktan çıkaran, hayatımızı zehir eden de insan, güzelleştiren de insan. İnsan sosyal bir varlık olduğu için, diğer insanlarla mecburi olarak bir şekilde etkileşim ve ilişki içindedir.
İnsan ilişkilerinden kaynaklanan bir problem bir roketin patlaması kadar yıkıcıdır.
Bu nedenle hangi zamanda, hangi çağda yaşarsan yaşa insan ilişkileri her zaman çok önemlidir. İnsan ilişkileri insan hayatının en önemli, en belirleyici temel unsuru olmakla beraber yaşam kalitesini, yaşamdaki doyumu ve başarılı olmamızda ki en etkili argümandır.
İnsanı tecrübe geliştirmez, insanı geliştiren geri bildirimdir.
-Biz bu işi biliyoruz, kaç senemizi verdik diyorsanız, gelişemezsiniz. Gelişmek büyümek isteyen gençlerin önünde de engelsiniz. Siz en iyisi emekli olun.
Ama,
-Şunu bir daha böyle yapmamalıyım, kendimi düzeltmeliyim diyorsan, hatalarını görebiliyorsan ve bunlardan dersler çıkarabiliyorsan, yeniliklere, eleştirilere açıksan sen gelişiyorsun demektir. Çünkü daha iyiyi, daha güzeli amaçlıyorsun, kendini değiştirebiliyorsun, yeniliklerle, gençlerle duygudaşlık içinde olabiliyorsun. Senin yaşın kaç olursa olsun sen her zaman gençsin.
Eğitim ve öğretim hayatlarında çocuklarımıza daha iyi bir okul kazansınlar diye sürekli bilgi yüklüyoruz. Çocuklarımıza her türlü doğrunun bilgisini yüklememize rağmen bu yüklenilen bilgilerin sosyal hayatta pratiğini çok fazla göremiyoruz.
Neden peki?
Çünkü bilgi davranışı değiştirmez. Bilgi davranışı değiştirmede bir temeldir ama çok küçük bir temeldir.
Mesela bilgi davranışı değiştirmiş olsa dünyada sigara içen bir kişi bulamazsınız. Sigaranın insan sağlığına zararlı olduğunu bilmeyen var mı?
Bir bilginin değer taşıması için duygu ile köprülenmesi gerekiyor.
Sigarayı bırakanların sözde temel argümanı sağlığım için bıraktığımdır. Ama sorarız kırk yıl içtiğinde bunun sağlığına zarar verdiğini bilmiyordun mu?
Sigarayı bırakanların çoğu çok ciddi sağlık sorunu yaşayanları hariç tutarak söylersek genellikle çok sevdiği birinin hatırına bıraktıklarını görüyoruz. Bu sevdiği eşi olabilir, babalar için kız çocukları veya torunları olabilir. Görüldüğü gibi bir bilginin değerli olması bir duygu ile köprülendiği zaman gerçekleşiyor.
Bir kişiye bir şeyi kırk defa söylersiniz ama kişinin bir kulağından girer diğerinden çıkar, anlamaz. Demek ki sorun bilgide değil, sorun o bilgiyi hangi duygu ambalajı ile karşıya sundun ve karşıdaki hangi duygularla anlamlandırıp onu aldı veya alamadı.
Duyguyla köprülenmeyen bilgi sonuç vermez.
Hangi işi yaparsak yapalım yaptığımız işteki niyetimiz ve o işe kattığımız değer ve duygu çok kıymetlidir. Mesela yaptığın işe hangi anlamları, duyguları yükleyerek yapıyorsun?
Eğer yaptığın işi sadece ekmek parası kazanmak duygusuyla yapıyorsan, bu duygu da kıymetlidir, önemlidir ancak eksik. Bu duyguya sahip olan bir kimse performansını işten kovulmayacak kadar ortaya koyar. Kovulmayacak kadar çalışır, yapabileceğinin en azını yapar.
Ekmek parasını kovulmayacak kadar düşük performansta çalışarak kazanmak insanın kendine olan saygısını da azaltır. İşverenlerin çalışanlarına karşı sorumlulukları çok fazla. İşveren çalışanını sadece sıradan bir elaman olarak görmemeli, bu işyerinin ayakta kalmasını sağlayan, bu ailenin bir parçası olduğunu onsuz eksik olacaklarının duygusunu maddi, manevi her alanda çalışanlarına yaşatabilmeli ve biz birlikte olursak varız, duygusunu hâkim kılabilmelidir. Böylece çalışan kendini çok daha değerli hisseder ve yaptığı işe de kendisine de saygı duyar. (devam edecek…)
- Mustafa Kemal Atatürk bir Osmanlı paşasıydı / 01.04.2025
- Bayram, şeker ve ruhsuzluk / 29.03.2025
- Akıl mı aşk mı? İnsanı insan yapan nedir? / 25.03.2025
- Akıl ve inanç: Haritasız yolculuk olur mu? / 22.03.2025
- Ehlibeyt ve Ramazan: Oruç, sadece bir açlık mıdır? / 21.03.2025
- Boğaz kanla dolu, ama geçilmez! / 18.03.2025
- Unutulan hakikat, kaybolan insanlık / 16.03.2025
- İnsanın, insan-ı kâmil olduğu ay: Ramazan / 14.03.2025
- İstiklal’in sesi: Bir milletin ruhuna kazınan marş / 12.03.2025































































































