Osmanlı orduları Viyana kapılarına kadar dayanınca, Avrupa devletleri içerisinde büyük bir panik havası esti. "Hıristiyanlık yok olacak" diye şaşkına döndüler.
Osmanlı akınlarını durdurmak için asırlarca çareler aradılar. Uzun zamandır Türklerle savaştıkları için savaş arenasında Türkleri alt etmelerinin ne kadar zor belki de imkânsız olduğunu Avrupalılar artık çok iyi biliyorlardı.
Hıristiyanlığı tehdit eden bu Türkleri yenmenin ve yok etmenin bir yolunu bulmak için Avrupa'da herkes seferber olmuştu.
Hatta İngiltere'nin İstanbul'daki sefirinin gizli görevi Osmanlıları yenmenin yollarını bulmaktı. Türkleri yenebilmenin nasıl mümkün olacağı bulmak için İstanbul'a sefir olarak görevlendirilen İngiliz casus, uzun süre boyunca Türklerin davranışlarını incelemiş ve sonunda Türklerin nasıl yenilgiye uğratılabileceğini bulmuştu.
Bir gece yarısı; "buldum, buldum" diye bağırdı. "Osmanlıların zaferden zafere ulaşmalarının sebebini ve bunları durdurma çaresini buldum" diyerek kendi kendine söylendi. Avrupa'ya bu müjdeyi vermek için sabahı bekleyemeyecekti. Hemen şifreli mesajını İngiltere'ye yolladı. İngiliz sefir bu mesajında;
"Osmanlı akınlarını durdurmak için, ilk başta Enderun mekteplerini ve bunların kolları olan medreseleri bozmak, sonra yıkmak lazım. Bu da ancak, kaba kuvveti bırakıp İslam'ın kalesi olan, mezhepleri yıkarak, âlimlere olan halkın güvenini kırarak kaleyi içeriden fethetmekle olur. İlk çare budur!" diyordu.
İngiliz sefirinin bu teklifi, başta İngiltere olmak üzere bütün Avrupa devletleri tarafından çok önemli görüldü. Avrupa devletleri harıl harıl bu mesaj üzerinde çalışmaya başladı. Çünkü İslâm dinini ve İslam'ın uzun yıllardır bayraktarlığını yapan Türk milletini yok etme çalışmalarında, kaba kuvvetle bir yere varamayacaklarını çok iyi anlamışlardı. Kuran, Hz. Muhammed'in sünneti, İslâm âlimleri, mezhepler ve meşrepler Müslümanlar arasında doğru anlaşıldığı müddetçe, İslam'a ve Türklere kısmen zarar verebilseler de ciddi bir zarar veremediklerini gördüler.
Bu yeni karardan sonra Osmanlı imparatorluğunun iç dinamikleri bozacak ve fitne tohumları ekecek Lawrance ve Humper gibi Müslüman görünümlü ajanların yetiştirilmesine hız verildi. Bu çalışma uzun yıllar boyunca devam etti. Osmanlı İmparatorluğunun parçalandığı son dönemde Müslüman coğrafyasındaki bu ajanların sayısı on binlerle ifade ediliyordu.
Netice olarak bu proje maalesef, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasıyla başarıya ulaştı. Osmanlı parçalandıktan sonra bu proje askıya alınmadı. Anadolu topraklarını elinde tutan Türkiye Cumhuriyetine karşı aynı proje sürdürüldü. Batılı bir devlet adamının; "Anadolu toprakları bizim için o kadar önemlidir ki, Türklere bırakılmayacak kadar" şeklindeki sözleri bu mantığın tezahürüydü.
Günümüz konjonktüründe başta Türkiye olmak üzere bütün İslam coğrafyasında ortaya atılan ve bazı camiaların ve "Hoca efendilerin" sahiplendiği "dinler arası diyalog" çalışması da geçmişte Osmanlı İmparatorluğunu yıkan yukarıda bahsedilen projenin devamıdır.
Osmanlı'nın başına gelen parçalanmanın Türkiye'nin başına gelmemesi için "dinler arası diyalog" yani Türk milletini Hıristiyanlaştırma çalışmasına millet olarak engel olmalıyız.
Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur...
Osmanlı akınlarını durdurmak için asırlarca çareler aradılar. Uzun zamandır Türklerle savaştıkları için savaş arenasında Türkleri alt etmelerinin ne kadar zor belki de imkânsız olduğunu Avrupalılar artık çok iyi biliyorlardı.
Hıristiyanlığı tehdit eden bu Türkleri yenmenin ve yok etmenin bir yolunu bulmak için Avrupa'da herkes seferber olmuştu.
Hatta İngiltere'nin İstanbul'daki sefirinin gizli görevi Osmanlıları yenmenin yollarını bulmaktı. Türkleri yenebilmenin nasıl mümkün olacağı bulmak için İstanbul'a sefir olarak görevlendirilen İngiliz casus, uzun süre boyunca Türklerin davranışlarını incelemiş ve sonunda Türklerin nasıl yenilgiye uğratılabileceğini bulmuştu.
Bir gece yarısı; "buldum, buldum" diye bağırdı. "Osmanlıların zaferden zafere ulaşmalarının sebebini ve bunları durdurma çaresini buldum" diyerek kendi kendine söylendi. Avrupa'ya bu müjdeyi vermek için sabahı bekleyemeyecekti. Hemen şifreli mesajını İngiltere'ye yolladı. İngiliz sefir bu mesajında;
"Osmanlı akınlarını durdurmak için, ilk başta Enderun mekteplerini ve bunların kolları olan medreseleri bozmak, sonra yıkmak lazım. Bu da ancak, kaba kuvveti bırakıp İslam'ın kalesi olan, mezhepleri yıkarak, âlimlere olan halkın güvenini kırarak kaleyi içeriden fethetmekle olur. İlk çare budur!" diyordu.
İngiliz sefirinin bu teklifi, başta İngiltere olmak üzere bütün Avrupa devletleri tarafından çok önemli görüldü. Avrupa devletleri harıl harıl bu mesaj üzerinde çalışmaya başladı. Çünkü İslâm dinini ve İslam'ın uzun yıllardır bayraktarlığını yapan Türk milletini yok etme çalışmalarında, kaba kuvvetle bir yere varamayacaklarını çok iyi anlamışlardı. Kuran, Hz. Muhammed'in sünneti, İslâm âlimleri, mezhepler ve meşrepler Müslümanlar arasında doğru anlaşıldığı müddetçe, İslam'a ve Türklere kısmen zarar verebilseler de ciddi bir zarar veremediklerini gördüler.
Bu yeni karardan sonra Osmanlı imparatorluğunun iç dinamikleri bozacak ve fitne tohumları ekecek Lawrance ve Humper gibi Müslüman görünümlü ajanların yetiştirilmesine hız verildi. Bu çalışma uzun yıllar boyunca devam etti. Osmanlı İmparatorluğunun parçalandığı son dönemde Müslüman coğrafyasındaki bu ajanların sayısı on binlerle ifade ediliyordu.
Netice olarak bu proje maalesef, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasıyla başarıya ulaştı. Osmanlı parçalandıktan sonra bu proje askıya alınmadı. Anadolu topraklarını elinde tutan Türkiye Cumhuriyetine karşı aynı proje sürdürüldü. Batılı bir devlet adamının; "Anadolu toprakları bizim için o kadar önemlidir ki, Türklere bırakılmayacak kadar" şeklindeki sözleri bu mantığın tezahürüydü.
Günümüz konjonktüründe başta Türkiye olmak üzere bütün İslam coğrafyasında ortaya atılan ve bazı camiaların ve "Hoca efendilerin" sahiplendiği "dinler arası diyalog" çalışması da geçmişte Osmanlı İmparatorluğunu yıkan yukarıda bahsedilen projenin devamıdır.
Osmanlı'nın başına gelen parçalanmanın Türkiye'nin başına gelmemesi için "dinler arası diyalog" yani Türk milletini Hıristiyanlaştırma çalışmasına millet olarak engel olmalıyız.
Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Orhan Dede / diğer yazıları
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Bu Numan helak olur! / 14.10.2024
- Lübnan iç savaşa doğru itiliyor / 12.10.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024
- Kürecik’teki üs İsrail’in hizmetinde / 18.10.2024
- Neçirvan Barzani neden geldi? / 17.10.2024
- Bu Numan helak olur! / 14.10.2024
- Lübnan iç savaşa doğru itiliyor / 12.10.2024