2021-2022 Eğitim öğretim yılına da Pandemi koşullarında giriyoruz. Yeni bir Eğitim öğretim yılına başladık. Hayırlı uğurlu olsun. Pandemi koşullarındaki eğitim ve öğretim normal zamanlarda yapılan eğitimden bazı farklılıklar gösteriyor. Dolayısıyla paydaşlar açısından da yani öğretmen, öğrenci, veli, okul idaresi içinde yeni bir durum.
Bu Pandemi sürecinde, ilk, orta, yükseköğrenimden, konferanslara, kurslara, çalıştaylara, sempozyumlara varıncaya kadar eğitim ile ilgili her birim yeniden formatlandı. Farklı farklı usuller, metotlar, denendi ve denenmeye de devam ediyor. Eğitim farklı bir boyuta evrildi.
Bir defa uzaktan Eğitim olarak adlandırılan bu yöntemle Milli Eğitim kendi platformlarıyla 1 milyon gibi bir öğretmen kadrosuyla, 14 milyon öğrenciye online ortamında eğitimler verdi. Uzaktan eğitimle her bir öğretmen uhdesindeki dersleri ile internet aracılığıyla öğrencilerine ulaşmaya çalıştı.
Pandemi sürecin de şunu gördük. Pandemiye kadar uzaktan eğitim genellikle kendini geliştirmek isteyenlerin daha çok kursiyer olarak katıldıkları ya da bazı üniversitelerin bazı dersleri online olarak verdikleri, yüz yüze eğitime alternatif olan bir eğitim metoduydu. Ancak ilköğretim, orta ve lise öğrencileri için, velileri için bu uygulama çok yeniydi ve ansızın yakalandılar. Bilerek isteyerek online Eğitim almak isteyenlerin motivasyonlarıyla, yüz yüze eğitim almak isteyip ancak sonradan pandemi nedeniyle online uzaktan eğitim almak zorunda kalanların ilgi, alaka, yoğunlaşma konusunda çok ciddi ve çeşitli sorunlarla karşılaştıklarını müşahede ettik, tecrübe ettik. Bunlardan ileriki zamanlara yönelik uygulamalar için dersler çıkarmamız gerekiyor.
Mesela öğrenci yüz yüze eğitim alacağını bilerek yeni bir okula kayıt oluyor, ancak sonra salgın nedeniyle daha önce yaşamadığı, bilmediği, tecrübe etmediği bir yöntemle ekran önünde oturarak dersleri görmeye başlıyor. Okulunu, arkadaşlarını, öğretmenlerini tanımadan yepyeni bir metotla karşılaşıyor. Tabi hem öğrencinin, hem de öğretmenin hem de velilerin bu yeni şartlara alışması zor oldu. Ama şunu da söyleyelim ki Uzaktan Eğitim artık bütün dünya da eğitimin bir parçası olacak gibi gözüküyor. Belki zorunluluktan uzaktan eğitime geçildi. Ancak bazen zorluklar ve zorunluklar da bize yeni kapılar açıyor. Gelecek günlerde uzaktan eğitim kazanılan bu tecrübe ile birlikte eğitimin içinde bir şekilde yer alacaktır.
Çok sorulan sorulardan biri, uzaktan eğitimle, yüz yüze eğitimin avantaj ve dezavantajları nelerdir?
Uzaktan eğitimin avantajları var mı? Var.
Eğitime çeşitli sebeplerle erişemeyen dezavantajlı kesimlere çok büyük bir avantaj sağlıyor. Mesela, eğitim almak isteyen bir hastayı, bir engelliyi, çalışanı bulunduğu yerde, kendi şartlarında yakalayarak eğitmek gibi bir avantajı var.
Dezavantajları da var tabi. Nedir o dezavantajlar onlara bakalım.
Yüz yüze eğitim de, öğrenmenin olmazsa olmazı olan üç temel aşaması var.
1- Bilişsel öğrenme; (Bilgi kişiye ulaşır, ancak birey ulaşan bilgiyi olduğu gibi, verildiği gibi almaz. Kendi zihninden, süzgeçten geçirerek, yorumlayarak, kendi dünyasına göre bir anlam yükler).
2- Duyuşsal öğrenme; (Bilgi bireye ulaşır, bireyin, duygularını, hislerini, sezgilerini, eğilimlerini, tercihlerini etkileyen, kuşatan soyut öğrenme. Eğitimin yapmak istediği temel hedef).
3- Motor öğrenme; (Bilgi bireye ulaşır, artık birey o bilginin istediği gibi davranır, bilgi ne istiyorsa onu uygular, onu yaşar. Motor beceri, belirli bir işi gerçekleştirmek için uyumlu motor hareketi sağlayan davranışları öğrenme sıklığıdır. Değiştirilmesi zor olan öğrenme, bireyde kalıcı hale gelmiş beceriler, değişiklikler).
Yüz yüze eğitimin öğrenciye bu üçünü birlikte kazandırma gibi bir hedefi ve imkânı var.
Ancak uzaktan eğitim sadece öğrenciye bunun bilişsel öğrenme yönünü sunar, tek yönünü vermeye çalışır.
Eğitimin asıl amacı olan duyuşsal ve motor öğrenme konularında yetersiz kalır.
Yüz yüze eğitimde öğretmen ile öğrenci; öğrenci ile öğretmen arasında karşılıklı bir etkileşim olmaktadır. Öğretmen bakışlarıyla, ses tonuyla, esprileriyle, gülmesiyle, jestleriyle, mimikleriyle çeşitli hareketleri ile öğrenci öğretmeninden değer transferi yapar. Yani öğretmenin hali öğrencisine sirayet eder, bu da bir eğitimdir. Mesela, sınıf ortamında öğrenci dersten bir şekilde kopunca öğretmenin bir bakışı öğrencinin toparlanmasına, derse dönmesine yeter.
Bunu uzaktan eğitimde göremezsiniz.
Bilşsel, duyuşsal, motor öğrenmeyi bir örnekle açıklamak gerekirse, mesela bilişsel öğrenme de; yalan söylemenin kötü bir şey olduğu bilgisini öğretebilirsiniz, verebilirsiniz. Birey dışarıya karşı yalan konuşmanın kötü bir şey olduğunu söyler. Ama bu bilgiyi kendi şartlarına uydurarak yeri geldiğinde bu bilginin tam tersi davranışlarda buluna bilir. Doğruyu bilir ama uygulamayı kendi anlayışına ve keyfine göre yapar. Bilginin kendinden istediğini yapmaz.
Ama duyuşsal öğrenme de; yalan konuşmanın yanlışlığı bireyin dünyasında, bireyin duygularını, hislerini, sezgilerini, eğilimlerini, tercihlerini etkiler kuşatır ve artık yalanın ne kadar kötü olduğunu bütün hücrelerine kadar hisseder, bilir bildiği için de yalan konuşamaz. Yalan konuşmamanın güzelliğine, erdemine bağlı olarak, bir bilinç oluşur. Bu bilinç ve bilginin doğruluğuna uygun olarak yalan konuşmamanın güzelliğinin, duygulara, hislere, sezgilere bürünmesi duyuşsal öğrenmenin hedefidir. Bu hedefe ulaşamazsanız eğitimini vermek istediğiniz ne varsa hepsi lafta kalır. Bu gün eğitimin en önemli sorunu da bu. Doğru olanın bilgisini biliyoruz ancak pratik olarak bu bilgileri duygularımıza, davranışlarımıza hayatımıza yansıtamıyoruz. Atalarımız bu durumu "Ellere verir talkını, kendisi götürür salkımı" diye özetlemiş. Yani doğrusunu bilir ama kendisi uygulamaz, ancak herkese yapmadığını uygulamadığını yapıyormuş gibi anlatır durur. Maalesef günümüz de birçok milli, dini, ahlaki davranışlar bilindiği halde doğrusu yapılmaz, gereği uygulanmaz.
Yazılı ve görsel medyada ana haberlerin ilk haber içeriği olan cinayetler, arsızlıklar, hırsızlıklar vs. önceleri gazetelerin üçüncü sayfalarında tek tük yer bulurken şimdi ana haberlerin ilk sıralarında maalesef çok sayıda, neredeyse her gün yer alıyor. Bu haberler bir bakıma toplumun aynası gibi. Bu olumsuz sonuçlar tamamen eğitimin temel amaçlarının bir bütün olarak verilememesinden, eksik bırakılmasından kaynaklanıyor. Özellikle değerler eğitimi gerçek anlamda verilemediğinden toplumda maalesef çok ciddi çözülmeler, bozulmalar, oluyor. Gerçek manada bir eğitim şart.
(Devam edecek...)
- Bayram, şeker ve ruhsuzluk / 29.03.2025
- Akıl mı aşk mı? İnsanı insan yapan nedir? / 25.03.2025
- Akıl ve inanç: Haritasız yolculuk olur mu? / 22.03.2025
- Ehlibeyt ve Ramazan: Oruç, sadece bir açlık mıdır? / 21.03.2025
- Boğaz kanla dolu, ama geçilmez! / 18.03.2025
- Unutulan hakikat, kaybolan insanlık / 16.03.2025
- İnsanın, insan-ı kâmil olduğu ay: Ramazan / 14.03.2025
- İstiklal’in sesi: Bir milletin ruhuna kazınan marş / 12.03.2025
- İmam-ı Şafi ve Ehl-i Beyt sevgisi: Bir inanç ve ahlak meselesi / 11.03.2025