Batı bir taraftan globalleşme-küreselleşme adına bütün dünyayı kendi ekseni etrafında toplamaya çalışırken, diğer yandan da önündeki tek ve en büyük engel gördüğü İslam'ı bertaraf etmenin yollarını çiziyor.
Bunun için İslam'ı direkt hedef almak yerine endirekt yollarla işi halletmeyi tercih ediyor. Bunlardan bazıları siyasi, idari, ekonomik ve kültürel yollardır. Bu yollar yapısı ve metodu itibariyle aceleci olmayan ve zamana yayılan yollardır.
Ancak dünyanın iki kutbundan biri olan Sovyetler'in dağılmasıyla globalleşme ve küreselleşmeyi hızlandıran batı dünyası İslam'ın da işini bitirmenin yollarını kısaltmayı düşünmekte gecikmedi. Bunun için de maalesef çok şeytanca bir mantıkla İslam'da radikalizmi, fundamantalizmi icad etti.
Böylece hem İslam'a karşı olmadığını ilan etmiş oldu ve hem de radikalizm, fundamantalizm adı altında yine İslam'ı hedef aldı.
Bu öylesine düşünülmüş ve seçilmiş bir yol ki, bu yola hem İslam aleminde bir takım piyonlar, militanlar yetiştirip, bölücü ve yıkıcı faaliyetleri başlatıyorsun ve hem de bunlarla mücadele bahanesi için oluşturulan şartlarda neticeye gidiyorsun.
Bütün bunlar için yaygın, etkin ve süratle uygulanan propaganda imkân ve metodlarıyla bir kamuoyu oluşturup herkesi de kendinize inandırıyorsunuz.
Ortada öyle bir tezgah, öyle bir kamuoyu var ki aksini iddia ve ispat etmek de son derece güç. Hatta aksini iddia etmek bir insanlık suçu gibi gösteriliyor.
Şimdi İslam ile terörizmi, Müslümanla teröristi yanyana getirmenin mümkün olmadığını söylediğiniz zaman siz İslam'ı ve Müslüman'ı müdafaa etmekten çok terörizmin ve teröristin yanında yer almış sayılıyorsunuz.
Bugün -dün olduğu gibi- İslam'a inanmayanlar, onu anlamayanlar olabilir. Ama hiçbir insani yaklaşım İslam dinini radikalizm, fundamantalizm kelimeleriyle bir araya getirip mahkûm edemez.
Dünyanın her an biraz daha yaşanmaz, çekilmez hale geldiği bir dönemde İslam'a her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuzdan daha gerçek ne vardır?
Çok açık bir mantıkla bugün dünyada kimin borusu ötüyorsa, bugün dünya ne tarafa gidiyorsa bu yaşanan ekonomik krizlerden, siyasi ve ahlâki çöküşlerden ve hiç de insani olmayan şiddet ve terörden sorumlu olması gerekenler onlar değil midir?
Yani dünyayı paylaşanlar, paylaşmak isteyenler ve onlara çanak tutanlar sadece paylaşmak uğruna yapmadıkları, yapamayacakları hiç bir yol ve metoddan çekinmedikleri ortada iken, her türlü hile, şiddeti, terörü, ahlaksızlığı, ilim ve ahlak haline getirenler işte onlardır asıl sorumlular.
Bunun için İslam'ı direkt hedef almak yerine endirekt yollarla işi halletmeyi tercih ediyor. Bunlardan bazıları siyasi, idari, ekonomik ve kültürel yollardır. Bu yollar yapısı ve metodu itibariyle aceleci olmayan ve zamana yayılan yollardır.
Ancak dünyanın iki kutbundan biri olan Sovyetler'in dağılmasıyla globalleşme ve küreselleşmeyi hızlandıran batı dünyası İslam'ın da işini bitirmenin yollarını kısaltmayı düşünmekte gecikmedi. Bunun için de maalesef çok şeytanca bir mantıkla İslam'da radikalizmi, fundamantalizmi icad etti.
Böylece hem İslam'a karşı olmadığını ilan etmiş oldu ve hem de radikalizm, fundamantalizm adı altında yine İslam'ı hedef aldı.
Bu öylesine düşünülmüş ve seçilmiş bir yol ki, bu yola hem İslam aleminde bir takım piyonlar, militanlar yetiştirip, bölücü ve yıkıcı faaliyetleri başlatıyorsun ve hem de bunlarla mücadele bahanesi için oluşturulan şartlarda neticeye gidiyorsun.
Bütün bunlar için yaygın, etkin ve süratle uygulanan propaganda imkân ve metodlarıyla bir kamuoyu oluşturup herkesi de kendinize inandırıyorsunuz.
Ortada öyle bir tezgah, öyle bir kamuoyu var ki aksini iddia ve ispat etmek de son derece güç. Hatta aksini iddia etmek bir insanlık suçu gibi gösteriliyor.
Şimdi İslam ile terörizmi, Müslümanla teröristi yanyana getirmenin mümkün olmadığını söylediğiniz zaman siz İslam'ı ve Müslüman'ı müdafaa etmekten çok terörizmin ve teröristin yanında yer almış sayılıyorsunuz.
Bugün -dün olduğu gibi- İslam'a inanmayanlar, onu anlamayanlar olabilir. Ama hiçbir insani yaklaşım İslam dinini radikalizm, fundamantalizm kelimeleriyle bir araya getirip mahkûm edemez.
Dünyanın her an biraz daha yaşanmaz, çekilmez hale geldiği bir dönemde İslam'a her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuzdan daha gerçek ne vardır?
Çok açık bir mantıkla bugün dünyada kimin borusu ötüyorsa, bugün dünya ne tarafa gidiyorsa bu yaşanan ekonomik krizlerden, siyasi ve ahlâki çöküşlerden ve hiç de insani olmayan şiddet ve terörden sorumlu olması gerekenler onlar değil midir?
Yani dünyayı paylaşanlar, paylaşmak isteyenler ve onlara çanak tutanlar sadece paylaşmak uğruna yapmadıkları, yapamayacakları hiç bir yol ve metoddan çekinmedikleri ortada iken, her türlü hile, şiddeti, terörü, ahlaksızlığı, ilim ve ahlak haline getirenler işte onlardır asıl sorumlular.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ali Gedik / diğer yazıları
- Milli Çözüm Milli Ekonomi Modeli / 03.07.2010
- Türkiye'nin çıkmazı / 02.07.2010
- Geleceğe yürüyebilmek adına / 14.05.2010
- Bir başka gerekçe ile Milli Ekonomi Modeli / 06.05.2010
- Son olaylar üzerine / 30.04.2010
- Kararı milletin kendisi verecek / 22.04.2010
- Problem temelde / 10.04.2010
- Anayasa değişikliği üzerine / 01.04.2010
- Siyaset nedir ve siyasetçi kimdir? / 30.03.2010
- Bu bir kör dövüşü müdür? / 26.03.2010
- Türkiye'nin çıkmazı / 02.07.2010
- Geleceğe yürüyebilmek adına / 14.05.2010
- Bir başka gerekçe ile Milli Ekonomi Modeli / 06.05.2010
- Son olaylar üzerine / 30.04.2010
- Kararı milletin kendisi verecek / 22.04.2010
- Problem temelde / 10.04.2010
- Anayasa değişikliği üzerine / 01.04.2010
- Siyaset nedir ve siyasetçi kimdir? / 30.03.2010
- Bu bir kör dövüşü müdür? / 26.03.2010