Ülkemizde en çok istismar edilen konulardan birisi şüphesiz laiklik konusudur.
Birileri, siyasetleri adına muhafazakar kesimi kendi kontrollerinde tutabilmek için laikliği dinsizlik olarak lanse etmiş, birileri de onları doğrularcasına laikliği dinsizlik olarak benimseyerek bu çerçevede bir siyaset belirlemiş.
Perde arkasında birileri de bilinçli olarak laiklik üzerinden Atatürk düşmanlığı geliştirerek devletle milletin arasına duvarlar örmeye çalışmış.
Velhasıl hiç kimse, hiçbir siyasi lider, hiçbir yetkili, hiçbir sivil toplum önderi ?BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş hariç- Atatürk'ün laiklik ilkesiyle neyi amaçladığını bir türlü ifade edememiş, etmemiş; laikliği herkes kendi siyasi görüşüne, kendi menfaatine göre bir tarafa çekmeye çalışmış.
Neticede laiklik, ülkemizde birlik ve beraberliğimizi bozma adına çıkartılan sağ-sol çatışması ya da çıkartılmak istenen Alevi-Sünni, Türk-Kürt çatışmaları gibi laik-antilaik şeklinde bir çatışmanın bahanesi olarak sürekli pişirilip pişirilip önümüze konulmuştur.
Prof. Dr. Baş hariç dedik, çünkü o yıllardan bu yana laikliğin gerçek manasını, bu ilkeyle neyin amaçlandığını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Son olarak, AKP'li yetkililerin yeni anayasada laikliğin kaldırılmasına yönelik yaptıkları açıklamalarla yeniden alevlenen laiklik tartışmalarına Sayın Baş, Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) 6. Olağan Kongresi'nde son noktayı koydu, yanlış taraflara çekilmek istenen laiklik konusuna örneklerle beraber açıklık getirdi.
"Laiklik bir zamanlar Türkiye'de dinsizlik olarak algılandı ve Müslümanlara ciddi zulümler yapıldı ama laiklik bu değil" diyen Prof. Dr. Baş, "Laiklik din ve devlet işlerinin birbirine karışmamasıdır. Mesela bir öğretmen sınıfa girdiğinde 'devlet siz başınızı örtün diye emrediyor' derse laikliğe aykırıdır. Yok, eğer 'Allah, Kuran'da başınızı örtün diye emrediyor' derse bu laikliğe aykırı değildir. Bu, bu kadar basittir. Din emrettiği için yerine getiririz, bir sorun yok ama dini bir meseleyi devlet emrederse bu laikliğe aykırıdır. Onun için her vatandaşımız laikliği uygulayabilir. Ben 'laik'im ama Müslüman'ım. Durum bu iken bunu temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp milletin önüne getirmenin bir manası yoktur. Şimdi bir adam, hâkim, savcı, avukat namazı mı terk edecek. Çekilir odasının bir tarafına 'Allahu Ekber der', namazını kılar, laiklik ihlal edildi mi, edilmedi" şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Baş, Ekim 2010 yılında yaptığı bir konuşmada da laiklikle alakalı şu tespitlerde bulunmuştu:
"Laiklik zannedildiği gibi bir insanın dini yaşayışına mani olma hareketi değildir. Ya nedir laiklik? Laiklik, din işleriyle beraber devlet işlerinin idaresinin, devlet işleriyle beraber din işlerinin idaresinin tamamen birbirinden ayrılması demektir. Yani ne devlet işleri din işine ne de din işi devlet işine kesinlikle karışamaz. Bir eylemin laikliğe aykırı olabilmesi için devletin din kaynaklı bu işi emretmesi lazım. Bu işi uygulayan kişi de kamuda görevli olması lazım ve bunu kendi adına değil, devlet adına yapması lazım.
Bana göre laiklik budur. O dindar insanın yaşayış şartlarına hürmet etmesi, onu koruma altına alması ve bir başkasının onun yaşantısına müdahale etmesine mani olmasıdır."
Yani Sayın Baş'ın ifadesiyle, laiklik asla dinsizlik değil, bireylerin dini hayatlarını koruma altına alan bir ilkedir.
Bakın Sayın Baş konuşmasının devamında ne diyor:
"Devlet, bireylerin özgürlüklerini, inançlarını korumaya mecburdur. Devletin vazifesi budur. Yani şimdi ben kamusal alana girerken inancımı kapıda bırakıp öyle mi gireceğim? Kamunun varlığının sebebi nedir? Benim inancımı korumak, özgürlüğümü muhafaza etmek için var. Devletin manası budur."
Peki, Atatürk laikliği neden getirdi, niçin böyle bir ilkeye ihtiyaç duyuldu:
Prof. Dr. Baş, bu konuda şunları söylüyor:
"Atatürk laikliği niye getirdi biliyor musunuz? Bektaşileri 'Müslüman değildir' iftiralarıyla birlikte idam sehpalarına çektiler, Marmara denizi kana bulandı. Birçok olaylar oldu. Ve ta Cumhuriyet dönemine kadar da bu olaylar devam etti. Yani devlet dine baskı yaptı. Onun önüne geçebilmek için Mustafa Kemal Paşa 'devlet din işlerine karışamaz', 'laiklik var' dedi. Yani dini korumak için, dindarı korumak için Atatürk laikliği getirdi."
Osmanlı Devleti, İngilizlerin, oluşturdukları sahte mezhep ve meşreplerle, kuruluşundaki, Horasan erenlerinin, Hacı Bektaş-ı Veli'nin ve dervişanının Anadolu'da oluşturduğu o Ehl-i Beyt ruhunu ortadan kaldırmasıyla yıkılmıştı, İstiklal mücadelesinde de, sonrasında da en büyük engel yine bu bidat akımları oldu. "Yunan'a kurşun sıkmak küfürdür" fetvalarını yayanlar işte bu bidat akımlarının temsilcileriydi.
Atatürk'ün laiklik ilkesini koymasının en önemli nedeni işte bu sahte din bezirganlarının devlete müdahalesini, devlete çöreklenerek Ehl-i Beyt sevdalılarına zulüm yapmalarını engellemekti. Din kullanılarak zulüm yapılmasını engelleme, gerçek dindarların ise inançlarını ve ibadetlerini koruma altına alma, iste gerçek amaç buydu.
Prof. Dr. Haydar Baş, her konuda olduğu gibi bu konuda da gerçekleri açığa çıkardı, kirli senaryoları bozdu. Birlik ve beraberlik adına bundan daha güzel bir hizmet olabilir mi?
Birileri, siyasetleri adına muhafazakar kesimi kendi kontrollerinde tutabilmek için laikliği dinsizlik olarak lanse etmiş, birileri de onları doğrularcasına laikliği dinsizlik olarak benimseyerek bu çerçevede bir siyaset belirlemiş.
Perde arkasında birileri de bilinçli olarak laiklik üzerinden Atatürk düşmanlığı geliştirerek devletle milletin arasına duvarlar örmeye çalışmış.
Velhasıl hiç kimse, hiçbir siyasi lider, hiçbir yetkili, hiçbir sivil toplum önderi ?BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş hariç- Atatürk'ün laiklik ilkesiyle neyi amaçladığını bir türlü ifade edememiş, etmemiş; laikliği herkes kendi siyasi görüşüne, kendi menfaatine göre bir tarafa çekmeye çalışmış.
Neticede laiklik, ülkemizde birlik ve beraberliğimizi bozma adına çıkartılan sağ-sol çatışması ya da çıkartılmak istenen Alevi-Sünni, Türk-Kürt çatışmaları gibi laik-antilaik şeklinde bir çatışmanın bahanesi olarak sürekli pişirilip pişirilip önümüze konulmuştur.
Prof. Dr. Baş hariç dedik, çünkü o yıllardan bu yana laikliğin gerçek manasını, bu ilkeyle neyin amaçlandığını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Son olarak, AKP'li yetkililerin yeni anayasada laikliğin kaldırılmasına yönelik yaptıkları açıklamalarla yeniden alevlenen laiklik tartışmalarına Sayın Baş, Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) 6. Olağan Kongresi'nde son noktayı koydu, yanlış taraflara çekilmek istenen laiklik konusuna örneklerle beraber açıklık getirdi.
"Laiklik bir zamanlar Türkiye'de dinsizlik olarak algılandı ve Müslümanlara ciddi zulümler yapıldı ama laiklik bu değil" diyen Prof. Dr. Baş, "Laiklik din ve devlet işlerinin birbirine karışmamasıdır. Mesela bir öğretmen sınıfa girdiğinde 'devlet siz başınızı örtün diye emrediyor' derse laikliğe aykırıdır. Yok, eğer 'Allah, Kuran'da başınızı örtün diye emrediyor' derse bu laikliğe aykırı değildir. Bu, bu kadar basittir. Din emrettiği için yerine getiririz, bir sorun yok ama dini bir meseleyi devlet emrederse bu laikliğe aykırıdır. Onun için her vatandaşımız laikliği uygulayabilir. Ben 'laik'im ama Müslüman'ım. Durum bu iken bunu temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp milletin önüne getirmenin bir manası yoktur. Şimdi bir adam, hâkim, savcı, avukat namazı mı terk edecek. Çekilir odasının bir tarafına 'Allahu Ekber der', namazını kılar, laiklik ihlal edildi mi, edilmedi" şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Baş, Ekim 2010 yılında yaptığı bir konuşmada da laiklikle alakalı şu tespitlerde bulunmuştu:
"Laiklik zannedildiği gibi bir insanın dini yaşayışına mani olma hareketi değildir. Ya nedir laiklik? Laiklik, din işleriyle beraber devlet işlerinin idaresinin, devlet işleriyle beraber din işlerinin idaresinin tamamen birbirinden ayrılması demektir. Yani ne devlet işleri din işine ne de din işi devlet işine kesinlikle karışamaz. Bir eylemin laikliğe aykırı olabilmesi için devletin din kaynaklı bu işi emretmesi lazım. Bu işi uygulayan kişi de kamuda görevli olması lazım ve bunu kendi adına değil, devlet adına yapması lazım.
Bana göre laiklik budur. O dindar insanın yaşayış şartlarına hürmet etmesi, onu koruma altına alması ve bir başkasının onun yaşantısına müdahale etmesine mani olmasıdır."
Yani Sayın Baş'ın ifadesiyle, laiklik asla dinsizlik değil, bireylerin dini hayatlarını koruma altına alan bir ilkedir.
Bakın Sayın Baş konuşmasının devamında ne diyor:
"Devlet, bireylerin özgürlüklerini, inançlarını korumaya mecburdur. Devletin vazifesi budur. Yani şimdi ben kamusal alana girerken inancımı kapıda bırakıp öyle mi gireceğim? Kamunun varlığının sebebi nedir? Benim inancımı korumak, özgürlüğümü muhafaza etmek için var. Devletin manası budur."
Peki, Atatürk laikliği neden getirdi, niçin böyle bir ilkeye ihtiyaç duyuldu:
Prof. Dr. Baş, bu konuda şunları söylüyor:
"Atatürk laikliği niye getirdi biliyor musunuz? Bektaşileri 'Müslüman değildir' iftiralarıyla birlikte idam sehpalarına çektiler, Marmara denizi kana bulandı. Birçok olaylar oldu. Ve ta Cumhuriyet dönemine kadar da bu olaylar devam etti. Yani devlet dine baskı yaptı. Onun önüne geçebilmek için Mustafa Kemal Paşa 'devlet din işlerine karışamaz', 'laiklik var' dedi. Yani dini korumak için, dindarı korumak için Atatürk laikliği getirdi."
Osmanlı Devleti, İngilizlerin, oluşturdukları sahte mezhep ve meşreplerle, kuruluşundaki, Horasan erenlerinin, Hacı Bektaş-ı Veli'nin ve dervişanının Anadolu'da oluşturduğu o Ehl-i Beyt ruhunu ortadan kaldırmasıyla yıkılmıştı, İstiklal mücadelesinde de, sonrasında da en büyük engel yine bu bidat akımları oldu. "Yunan'a kurşun sıkmak küfürdür" fetvalarını yayanlar işte bu bidat akımlarının temsilcileriydi.
Atatürk'ün laiklik ilkesini koymasının en önemli nedeni işte bu sahte din bezirganlarının devlete müdahalesini, devlete çöreklenerek Ehl-i Beyt sevdalılarına zulüm yapmalarını engellemekti. Din kullanılarak zulüm yapılmasını engelleme, gerçek dindarların ise inançlarını ve ibadetlerini koruma altına alma, iste gerçek amaç buydu.
Prof. Dr. Haydar Baş, her konuda olduğu gibi bu konuda da gerçekleri açığa çıkardı, kirli senaryoları bozdu. Birlik ve beraberlik adına bundan daha güzel bir hizmet olabilir mi?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Trump yeni gümrük tarifeleriyle neyi amaçlıyor? / 05.04.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025