Dünyada meydana gelen ekonomik gelişmeleri, daha doğrusu oynanan oyunları görmeyen ve bilmeyen hükümetler, "küresel ekonomiye uyum" adı altında, köleleşme yolunda hızla yol aldılar. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu, bu tuzağa düşmüş durumda. Öyle bir propaganda yapılmış ki, sormayın gitsin. "Milli ekonomi, milli çıkar" diyenlere, başka bir gezegenden gelmiş insanlar gibi bakılıyor. Çağımızda yeni bir düşman icat edildi. O düşman, milliliktir. Başka bir deyimle, küreselleşmenin ilk şartı konuldu: Milli olan herşeye karşı çıkmak. Hedeflenen bu yeni dünya düzenini Wera Stanley Alder şu sözlerle özetler: "Amacımız, bir dünya organizasyonu, bir dünya dini, bir dünya ekonomisi kurmaktır".
Bir dünya ekonomisi kurmanın öncü kuruluşları IMF ve Dünya Bankası'dır. Bu kuruluşların dayattığı ekonomi politikalarını uygulayan hükümetler, milli ekonomiyi tahrip etmektedirler. Prof. Dr. Michel'in bu konuda ki tesbiti şu: "Modern tarihin en ciddi krizi ile karşı karşıyayız. IMF ve Dünya Bankası'nın sorumlu olduğu bu kriz, öyle bir kriz ki, Milli ekonomileri hızla çökertiyor". Maalesef Türkiye de, bu akıntıya kapılan ülkelerden biridir. Küresel ekonomiye uyum için yapmadık iş bırakmadık. Anayasayı değiştirdik, Tahkim Yasası'nı çıkarttık, ama yine olmadı. Bir türlü Türkiye'yi küresel güçlere beğendiremedik. Yabancı sermayenin gelmesi için bunları şart koşan IMF ve Dünya Bankası yetkilileri, yapılanları az buldu. Bahane uydurdu, bahanelerin sonu gelmedi.
Küresel güçler neden böyle davranıyor? Şunun için, onların batırdıkları ve teslim aldıkları başka ülkeler de var. O ülkeler, küresel güçlere Türkiye'nin sunduğu imkanların daha alasını sunuyor. Onun için küresel güçler, o ülkeleri tercih ediyor. Sonra Türkiye'ye dönüp şöyle diyor: "Bak siz de aynı imkanları sunarsanız, yabancı sermaye size de gelir. Aksi halde yabancı sermayeyi rüyanızda görürsünüz". Yabancı sermaye olmadan kalkınamayacağımıza inananlar da, habire tepiniyor. Sözün özü, bu güçler, köleleştirme yolunda milletleri yarıştırıyorlar. Ne büyük zillet, ne büyük gaflet!
Yatırım ve istihdamı arttırması için gelmesini istediğimiz yabancı sermaye, iflas eden şirketlerimizi haraç mezat satın almak için koşuyor. Gıda sektörü gibi birçok stratejik sektör, bu yolla yabancıların eline geçmiş. Yabancı sermayenin kapıdan değil, bacadan gelişini, Milliyet Gazetesi köşe yazarı Güngör Uras, şu çarpıcı sözlerle anlatıyor: "Yabancı sermaya geliyor (batan geminin malları bunlar) diyerek ne bulursa alıyor. Yıllardır kullandığımız helanın kapısına, hela yerine WC yazıyor. Helayı bize ucuz temizlettirip, pahalıya kullandırıyor. Kârını da dövize çevirip gidiyor". Küreselleşmecilerin, "tek kurtuluş yolu" diyerek, peşinden koştukları, yabancı sermayenin yaptıkarı, işte bunlar.
Sanayileşme döneminde bize, "sanayileşmeyi bırakın, tarıma yönelin" diyenler, şimdi "tarımı da bırakın, turizme yönelin" diyorlar. Hadi, dediklerini tutalım, turizme yönelelim. Peki, turizmde hangi alan bize bırakılmış? Oteller, turistik büyük tesisler, yabancıların değil mi? Turizme yönelsek, yapacağımız tek bir iş var, o da garsonluk, açıkçası hizmetçiliktir. Bazıları, bu köleleşmeyi, sömürgeleşmeyi, gelişme olarak kabul edebilir, fakat biz kabul etmiyoruz ve de etmeyeceğiz. Bilinen bu gerçekleri, bir kere daha niçin tekrar etme gereği duyduk? Hemen söyleyeyim. Her yeni kurulan hükümet, yeni bir ümittir. Bundan dolayı millet, yeni kurulan hükümeti, ümitle, sessizce takip eder. Yapılanları beğenmezse, sesini yükseltir. 58. Hükümet, böyle bir ümit vermesi gerekirken, ilk başta ümitsizlik aşılamaya başladı. Zira IMF ile işbirliğine devam edeceğini, ancak revizyon isteyeceğini açıkladı. Bu millet, IMF ile işbirliğinin ne demek olduğunu çok iyi bildiği için, haklı olarak, ümitleri suya düştü. IMF ile işbirliği ne demek? IMF ile işbirliği, yoksullaşma, dahası köleleşme ile eşanlamlı değil mi? Bu işbirliğini kaçınılmaz gören hükümet, şu soruyu kendisine sormalıdır: Ekonomiyi uluslararası kuruluşlara ihale edenlerin varlık sebebi ortadan kalkmaz mı? Şunu da sorabilirler: Niçin seçim yaptık, ne için milletten oy istedik? Ben bu sorulara cevap bulmakta zorlanıyorum, Başkalarını bilmem.
Bir dünya ekonomisi kurmanın öncü kuruluşları IMF ve Dünya Bankası'dır. Bu kuruluşların dayattığı ekonomi politikalarını uygulayan hükümetler, milli ekonomiyi tahrip etmektedirler. Prof. Dr. Michel'in bu konuda ki tesbiti şu: "Modern tarihin en ciddi krizi ile karşı karşıyayız. IMF ve Dünya Bankası'nın sorumlu olduğu bu kriz, öyle bir kriz ki, Milli ekonomileri hızla çökertiyor". Maalesef Türkiye de, bu akıntıya kapılan ülkelerden biridir. Küresel ekonomiye uyum için yapmadık iş bırakmadık. Anayasayı değiştirdik, Tahkim Yasası'nı çıkarttık, ama yine olmadı. Bir türlü Türkiye'yi küresel güçlere beğendiremedik. Yabancı sermayenin gelmesi için bunları şart koşan IMF ve Dünya Bankası yetkilileri, yapılanları az buldu. Bahane uydurdu, bahanelerin sonu gelmedi.
Küresel güçler neden böyle davranıyor? Şunun için, onların batırdıkları ve teslim aldıkları başka ülkeler de var. O ülkeler, küresel güçlere Türkiye'nin sunduğu imkanların daha alasını sunuyor. Onun için küresel güçler, o ülkeleri tercih ediyor. Sonra Türkiye'ye dönüp şöyle diyor: "Bak siz de aynı imkanları sunarsanız, yabancı sermaye size de gelir. Aksi halde yabancı sermayeyi rüyanızda görürsünüz". Yabancı sermaye olmadan kalkınamayacağımıza inananlar da, habire tepiniyor. Sözün özü, bu güçler, köleleştirme yolunda milletleri yarıştırıyorlar. Ne büyük zillet, ne büyük gaflet!
Yatırım ve istihdamı arttırması için gelmesini istediğimiz yabancı sermaye, iflas eden şirketlerimizi haraç mezat satın almak için koşuyor. Gıda sektörü gibi birçok stratejik sektör, bu yolla yabancıların eline geçmiş. Yabancı sermayenin kapıdan değil, bacadan gelişini, Milliyet Gazetesi köşe yazarı Güngör Uras, şu çarpıcı sözlerle anlatıyor: "Yabancı sermaya geliyor (batan geminin malları bunlar) diyerek ne bulursa alıyor. Yıllardır kullandığımız helanın kapısına, hela yerine WC yazıyor. Helayı bize ucuz temizlettirip, pahalıya kullandırıyor. Kârını da dövize çevirip gidiyor". Küreselleşmecilerin, "tek kurtuluş yolu" diyerek, peşinden koştukları, yabancı sermayenin yaptıkarı, işte bunlar.
Sanayileşme döneminde bize, "sanayileşmeyi bırakın, tarıma yönelin" diyenler, şimdi "tarımı da bırakın, turizme yönelin" diyorlar. Hadi, dediklerini tutalım, turizme yönelelim. Peki, turizmde hangi alan bize bırakılmış? Oteller, turistik büyük tesisler, yabancıların değil mi? Turizme yönelsek, yapacağımız tek bir iş var, o da garsonluk, açıkçası hizmetçiliktir. Bazıları, bu köleleşmeyi, sömürgeleşmeyi, gelişme olarak kabul edebilir, fakat biz kabul etmiyoruz ve de etmeyeceğiz. Bilinen bu gerçekleri, bir kere daha niçin tekrar etme gereği duyduk? Hemen söyleyeyim. Her yeni kurulan hükümet, yeni bir ümittir. Bundan dolayı millet, yeni kurulan hükümeti, ümitle, sessizce takip eder. Yapılanları beğenmezse, sesini yükseltir. 58. Hükümet, böyle bir ümit vermesi gerekirken, ilk başta ümitsizlik aşılamaya başladı. Zira IMF ile işbirliğine devam edeceğini, ancak revizyon isteyeceğini açıkladı. Bu millet, IMF ile işbirliğinin ne demek olduğunu çok iyi bildiği için, haklı olarak, ümitleri suya düştü. IMF ile işbirliği ne demek? IMF ile işbirliği, yoksullaşma, dahası köleleşme ile eşanlamlı değil mi? Bu işbirliğini kaçınılmaz gören hükümet, şu soruyu kendisine sormalıdır: Ekonomiyi uluslararası kuruluşlara ihale edenlerin varlık sebebi ortadan kalkmaz mı? Şunu da sorabilirler: Niçin seçim yaptık, ne için milletten oy istedik? Ben bu sorulara cevap bulmakta zorlanıyorum, Başkalarını bilmem.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018