"Yüz bin tabip gelse bilmez, derdim var,
Deyirem ölürem, demirem olmur!
Nîmetim, kısmetim oldu zehr-i mar,
Yeyirem ölürem, yemirem olmur!"
(Azaplı Mikâil).
İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı'yı izledim.
Bütün müktesebatı ile, "Go..nün gılıyııııx" diye böğüren okumamış sadık tebaa ile, "Eşimi çırılçıplak koynunda görsem şüphelenmem" diyen okumuş câhilleri mukayese ediyordu!
Katıldığı bir televizyon programında, -güya- gözaltına alınan gazetecilere destek veren ve "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisine imza atan akademisyenleri tenkit ediyordu ve kimlere, ne kadar güvendiklerini de açıklıyordu!
Röportajı kaç kere tekrarlayarak izlediğimi bilmiyorum!
İlk gördüğümde, kamera şakası zannettim!
Sonra gayet ciddi ciddi, bir Profesörün, ülke ve geleceği hakkındaki düşüncelerini açıkladığını görünce; şaşırayım mı, kızayım mı, güleyim mi, küfür mü edeyim, iltifat mı edeyim bilemedim!
"Ben daha çok cahil ve okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum bu ülkede. Ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halkın ferasetine güveniyorum" diyordu Adam!
"Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni hafakanlar başıyor! Daha önce Jön Türkler'de olduğu gibi Türkiye'nin okumuş kesimi profesörden başlayarak geriye doğru en tehlikeli olanlar, üniversite mezunları..." diye devam ediyordu!
"Olayları en rahat okuyanlar ilkokul mezunları. Üniversite ve sonrası çok vahim çünkü zihinleri bulanık. Sultan Hamit devrine dönelim. Sultan Hamit mülkiye ve sultaniyeleri kurdu. Bu okullarda okuyanlar Sultan Hamit'i devirdi" diye tarih müktesebatını gösterdikten sonra hızını alamayarak; "Bu okullarda okuyanlar Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranlar, Osmanlı Aydınlanmasının mezunlarıdır" diye Cumhuriyetin kurucusu Muhteşem Türk ve mesai arkadaşlarının, tarihî kabahatini, suçunu da açıklıyordu!
Allah rahmetler eylesin Sakallı Celal.
"Bu kadar cehâlet, ancak tahsîl ile mümkündür" derken, senin zamanında da mı; "okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güvenen" âkil profesör(!)ler vardı?
Varmış ki söylemişsin!
Başka türlü; "Doğu'ya seyreden geminin güvertesinde Batı'ya yürüyerek Avrupalıcılık yaptığını zanneden" Okumuş câhiller çıkar mıydı?
Anam Rahmetli de kızdığı zaman; "Okumuş câhiller" derdi ama Rahmetli'nin öfkesi ve öfkesinin muhatabı belliydi; oruç tutmayan, namaz kılmayan, -hiç değilse- Cuma'dan Cuma'ya camiye gitmeyi gericilik sayan aydın(!)ların adıydı, okumuş câhil!
Anam Rahmetli'den elli sene sonra; çağ atlatarak geliştirilen Yeni Türkiye'de, Rektör yardımcısı olmuşlar bu okumuş câhiller!
Şimdi bu Rektör Yardımcısının yönettiği üniversitedeki doktora tezi hazırlayan akademisyenleri, hocalarının çantasını taşıyan asistanları düşünebiliyor musunuz?
Hele bu doktora öğrencileri ve çanta taşıyıcı asistanların eğittiği Üniversite gençliğini düşünebiliyor musunuz?
"Go..nün gılıyııııx!" diye böğürüp, bir sonraki kalabalıkta da 20-30 lira için yerini garantiye almaya çırpınan okumamış feraset sahibi ile "Eşimi çırılçıplak koynunda görsem şüphelenmem" diyen okumuş ferasetsizi mukayese ettiğimizde adam haklı değil mi?
Başka hangi kalabalığın içinden; "Lider uçurumdan atladığında, arkasından atlamak töre gereğidir" diyen ülkücü(!) çıkabilir ki?
Beyaz çarşaflara bürünüp poz vererek; "Kefenimizle dolaşıyoruz" diye arz-ı endam eden ama gerçekten, "ölüm geldiğinde komşuya atan" ve dört aydır ortalıkta görünmeyen ferâset sahibi okumamış kurnazlar, başka hangi kalabalıktan çıkar ki?
Ziya Gökalp, Malta Mektupları'nda; "Fertlerin olduğu gibi milletlerin de sarhoşluğu olur! Sarhoş sofrasında da neler konuşulmaz ki" demişti ya, Gökalp'ten seksen sene sonra, milleti "ayıktırmaya" uğraşan Prof. Dr. Haydar BAŞ Hoca'nın; Muhteşem Türk Atatürk'le, mesai arkadaşlarıyla, Ziya Gökalp'le ne kadar benzeştiklerini fark ettik mi?
Bu muhteşem farkı fark edememişsek, bu farkı ayıktıramadığımız sarhoş millete fark ettirememişsek biz neredeyiz, arafta mıyız?
Okumuş câhillerden değiliz, ferasetine güvenilen okumamışlardan da değiliz!
Ya biz, kimiz, hangi gruptan farz ediliyoruz?
- Paşam! Asker yok!
- Bulunur.
- Ordu yok!
- Kurulur.
-Silah yok!
- Alınır.
- Para yok!
- Tedarik edilir.
- Paşam! Düşman çok kalabalık ve kuvvetli olarak geliyor!
- Geldikleri gibi giderler.
İnancının, özgüvenin, ferasetin kaynağı olan Türk Milleti biz miyiz?
Gerçekten biz o muhteşem neslin torunları mıyız?
Aslında olan, tırnağında göstermez mi?
Armut dibine düşmez mi?
Ve; "Toplumlar, layık oldukları şekilde" yönetilmez mi?
Bu ara hekimleri'nin teşhis ve tedavisiyle ayıktıramadığımız millet, sağlığına kavuşur mu?
Yarı hoca dinden, yarı hekim candan etmez mi?
"Ne günlere kaldık ey gâzi hünkâr / Katır mühürdâr oldu, eşek defterdâr" diye panorama çizen Ziya Paşa'yı nerede aramalıyız; okumuş câhillerin arasında mı, yoksa okumamış ferasetliler arasında mı?
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ, TÜRK'ÜM DEMEYEN." Vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Deyirem ölürem, demirem olmur!
Nîmetim, kısmetim oldu zehr-i mar,
Yeyirem ölürem, yemirem olmur!"
(Azaplı Mikâil).
İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı'yı izledim.
Bütün müktesebatı ile, "Go..nün gılıyııııx" diye böğüren okumamış sadık tebaa ile, "Eşimi çırılçıplak koynunda görsem şüphelenmem" diyen okumuş câhilleri mukayese ediyordu!
Katıldığı bir televizyon programında, -güya- gözaltına alınan gazetecilere destek veren ve "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisine imza atan akademisyenleri tenkit ediyordu ve kimlere, ne kadar güvendiklerini de açıklıyordu!
Röportajı kaç kere tekrarlayarak izlediğimi bilmiyorum!
İlk gördüğümde, kamera şakası zannettim!
Sonra gayet ciddi ciddi, bir Profesörün, ülke ve geleceği hakkındaki düşüncelerini açıkladığını görünce; şaşırayım mı, kızayım mı, güleyim mi, küfür mü edeyim, iltifat mı edeyim bilemedim!
"Ben daha çok cahil ve okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum bu ülkede. Ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halkın ferasetine güveniyorum" diyordu Adam!
"Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni hafakanlar başıyor! Daha önce Jön Türkler'de olduğu gibi Türkiye'nin okumuş kesimi profesörden başlayarak geriye doğru en tehlikeli olanlar, üniversite mezunları..." diye devam ediyordu!
"Olayları en rahat okuyanlar ilkokul mezunları. Üniversite ve sonrası çok vahim çünkü zihinleri bulanık. Sultan Hamit devrine dönelim. Sultan Hamit mülkiye ve sultaniyeleri kurdu. Bu okullarda okuyanlar Sultan Hamit'i devirdi" diye tarih müktesebatını gösterdikten sonra hızını alamayarak; "Bu okullarda okuyanlar Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranlar, Osmanlı Aydınlanmasının mezunlarıdır" diye Cumhuriyetin kurucusu Muhteşem Türk ve mesai arkadaşlarının, tarihî kabahatini, suçunu da açıklıyordu!
Allah rahmetler eylesin Sakallı Celal.
"Bu kadar cehâlet, ancak tahsîl ile mümkündür" derken, senin zamanında da mı; "okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güvenen" âkil profesör(!)ler vardı?
Varmış ki söylemişsin!
Başka türlü; "Doğu'ya seyreden geminin güvertesinde Batı'ya yürüyerek Avrupalıcılık yaptığını zanneden" Okumuş câhiller çıkar mıydı?
Anam Rahmetli de kızdığı zaman; "Okumuş câhiller" derdi ama Rahmetli'nin öfkesi ve öfkesinin muhatabı belliydi; oruç tutmayan, namaz kılmayan, -hiç değilse- Cuma'dan Cuma'ya camiye gitmeyi gericilik sayan aydın(!)ların adıydı, okumuş câhil!
Anam Rahmetli'den elli sene sonra; çağ atlatarak geliştirilen Yeni Türkiye'de, Rektör yardımcısı olmuşlar bu okumuş câhiller!
Şimdi bu Rektör Yardımcısının yönettiği üniversitedeki doktora tezi hazırlayan akademisyenleri, hocalarının çantasını taşıyan asistanları düşünebiliyor musunuz?
Hele bu doktora öğrencileri ve çanta taşıyıcı asistanların eğittiği Üniversite gençliğini düşünebiliyor musunuz?
"Go..nün gılıyııııx!" diye böğürüp, bir sonraki kalabalıkta da 20-30 lira için yerini garantiye almaya çırpınan okumamış feraset sahibi ile "Eşimi çırılçıplak koynunda görsem şüphelenmem" diyen okumuş ferasetsizi mukayese ettiğimizde adam haklı değil mi?
Başka hangi kalabalığın içinden; "Lider uçurumdan atladığında, arkasından atlamak töre gereğidir" diyen ülkücü(!) çıkabilir ki?
Beyaz çarşaflara bürünüp poz vererek; "Kefenimizle dolaşıyoruz" diye arz-ı endam eden ama gerçekten, "ölüm geldiğinde komşuya atan" ve dört aydır ortalıkta görünmeyen ferâset sahibi okumamış kurnazlar, başka hangi kalabalıktan çıkar ki?
Ziya Gökalp, Malta Mektupları'nda; "Fertlerin olduğu gibi milletlerin de sarhoşluğu olur! Sarhoş sofrasında da neler konuşulmaz ki" demişti ya, Gökalp'ten seksen sene sonra, milleti "ayıktırmaya" uğraşan Prof. Dr. Haydar BAŞ Hoca'nın; Muhteşem Türk Atatürk'le, mesai arkadaşlarıyla, Ziya Gökalp'le ne kadar benzeştiklerini fark ettik mi?
Bu muhteşem farkı fark edememişsek, bu farkı ayıktıramadığımız sarhoş millete fark ettirememişsek biz neredeyiz, arafta mıyız?
Okumuş câhillerden değiliz, ferasetine güvenilen okumamışlardan da değiliz!
Ya biz, kimiz, hangi gruptan farz ediliyoruz?
- Paşam! Asker yok!
- Bulunur.
- Ordu yok!
- Kurulur.
-Silah yok!
- Alınır.
- Para yok!
- Tedarik edilir.
- Paşam! Düşman çok kalabalık ve kuvvetli olarak geliyor!
- Geldikleri gibi giderler.
İnancının, özgüvenin, ferasetin kaynağı olan Türk Milleti biz miyiz?
Gerçekten biz o muhteşem neslin torunları mıyız?
Aslında olan, tırnağında göstermez mi?
Armut dibine düşmez mi?
Ve; "Toplumlar, layık oldukları şekilde" yönetilmez mi?
Bu ara hekimleri'nin teşhis ve tedavisiyle ayıktıramadığımız millet, sağlığına kavuşur mu?
Yarı hoca dinden, yarı hekim candan etmez mi?
"Ne günlere kaldık ey gâzi hünkâr / Katır mühürdâr oldu, eşek defterdâr" diye panorama çizen Ziya Paşa'yı nerede aramalıyız; okumuş câhillerin arasında mı, yoksa okumamış ferasetliler arasında mı?
"OLAMAZ TÜRK'E BAŞ, TÜRK'ÜM DEMEYEN." Vesselâm...
Selâm, sevgi, duâ...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Mustafa Aslan / diğer yazıları
- Atatürk'ün anlatımıyla Çanakkale savaşları / 20.03.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017