Siyasilerimiz, devletin vatandaşına hizmet kapsamında yapması gereken yatırımları kar garantileri vererek yabancılara ihale edince çok garip manzaralarla karşılaşıyoruz.
Reuters haber ajansına göre, 3'üncü köprü olarak bilinen Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün İtalyan ortağı Astaldi ortaklık payını yeniden satışa çıkardı.
Astaldi, aynı zamanda Osmangazi Köprüsü'nün de ortağı…
İtalyan şirket, daha önce de 2018 yılında, Türkiye'deki siyasi ve ekonomik krizler nedeniyle her iki köprüde bulunan paylarını satışa çıkartacağını açıklamıştı.
Fakat yaptığı bu açıklamanın hemen sonrasında ödeme güçlüğü yaşamaya başlamış ve alacaklılarından korunmak için konkordato ilan etmişti.
İtalyan şirket, "Astaldi bu geçici finansal gerginliğin üstesinden gelmek için bir kriz yönetim aracı kullanmak amacıyla konkordato ilan etmiştir" açıklaması yapmıştı.
Tabi, akla gelen soru şuydu: Fiyatları dolara endeksli belirlenen ve her şeyden önemlisi devlet tarafından geçiş garantisi verilen, geçiş açığı bütçeden karşılanan böyle kelepir ve kar garantili projenin bir ortağı nasıl finansal kriz yaşar, ödemelerini yapmakta zorlanır?
Yoksa bu hadise, Türkiye'nin yakın geleceğinden duyulan endişelerin tezahürü olarak Türkiye'den kaçma girişimi midir? Bilemiyoruz.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Osmangazi Köprüsü'nde hisseleri bulunan İtalyan Astaldi'nin hisseleri için Çinlilerle görüşmeler yapıldığını söylemişti.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lu Kang, İtalyan inşaat şirketi Astaldi'nin üçüncü köprüdeki payının satışı için görüşmelerin henüz bitmediğini açıkladı ve "Biz, Çin tarafı olarak olumlu haberi bekliyoruz" dedi.
3'üncü köprü ve Osmangazi Köprüsü konusunda dikkat çeken bir husus da şu: Satan İtalyan, alan Çinli… Yani benim güzel ülkemde köprü satılıyor; satan yabancı, alan yabancı…
Biz Türk milleti olarak kendi köprülerimize, yollarımıza, havalimanlarımıza, kamu şirketlerimize tamamen Fransız kaldık.
Kimin malını, kime satıyorsunuz diyeceğiz ama "yap-işlet-devret" yöntemiyle yapıldığı için bunu da diyemiyoruz. İşin garip tarafı, köprülerin sahibi onlar, zararlarını karşılayan biz…
Garanti verilen geçiş sayısı tamamlanmadığında verdiğimiz vergiler oraya kaydırılıyor.
Dolayısıyla bu köprülerden hiç geçmesek bile paşa paşa geçiş parası ödüyoruz.
Hadi bu köprüler İstanbul'da, İstanbullu olarak ödüyoruz, ya Hakkarilinin, Şırnaklının, Karslının suçu ne? Hiç gelmedikleri İstanbul'un köprülerinin parasını onlar da ödüyor.
3'üncü havalimanı denilen İstanbul Havalimanı'nın durumu da aynen Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi…
Bloomberg'in haberine göre, İstanbul Havalimanı ile de Fransızlar ilgileniyor.
Havalimanı ortaklarından bazıları 11 milyar dolar civarındaki paylarını satmaya hazırlanıyor. Bu satış için ABD'li yatırım bankası Lazard ile anlaşıldığı bildirildi.
Projeyle Fransız Vinci'nin ilgilendiği ifade ediliyor.
Yap-işlet-devret sistemiyle yapılan havalimanımızın ortaklık payları satılıyor; aracılık eden bir Amerikan şirketi, satın almak isteyen de Fransız şirketi…
Türkiye ve Türk milleti yine konuya Fransız…
Köprülerimiz, yollarımız, havalimanlarımız alınıyor, satılıyor. Halbuki, bunlar başta da altını çizdiğimiz gibi, devletin hizmeti olmalıydı, millete ait olmalıydı.
Mustafa Kemal Atatürk, ülke savaşlardan çıkmasına rağmen, Osmanlı'nın borçları miras kalmasına rağmen, halk yorgun ve fakir olmasına rağmen bir kuruş dışarıdan borç almadan yollar, köprüler, demiryolları inşa etti; Sümerbank gibi, şeker fabrikaları gibi 50'ye yakın dev işletme kurdu. Osmanlı'nın sattıklarını da bedelini ödeyerek geri aldı.
Demek ki bu olabiliyormuş.
Yap-işlet-devret gibi saçma sapan bir yönteme de gerek yokmuş.
Bugün Atatürk'ün izinden yürüyen Prof. Dr. Haydar Baş'ın eşsiz çözümü Milli Ekonomi Modeli, bu tür yatırımların yüzde 100 yerli ve bir kuruş borç alınmadan nasıl yapılacağını detaylıca ortaya koymaktadır. Birçok yöntem var ama sadece bir tanesine değinelim.
Prof. Dr. Baş'ın Modelinde paraya yepyeni iki tanım daha getirilmektedir; birincisi, para emek ve üretimin karşılığıdır; ikincisi, para tahrik unsurudur. Tahrik unsuru ne demek; başlangıçta karşılığı yok ama para kendisine bir karşılık üretir.
Örneğin, bir köprü yapacaksınız. Ne kadar paraya ihtiyaç var, 20 milyon TL…
Devlet bu proje mukabili parayı basar ve bu para köprünün oluşmasında kullanılır.
Diyelim ki bu köprü projesi bir yıl sonra bitti. Başlangıçta karşılığı olmayan 20 milyon TL'nin bir yıl sonra "20 milyon TL'lik bir köprü" olarak karşılığı oluştu.
Gördüğünüz gibi para, köprü oluşmasını tahrik etmiştir.
Siz bunu devletin millete hizmet gayesiyle yapacağı bütün projelere uyarlayabilirsiniz.
Yalnız, işbilmez siyasilerimize tavsiyem, sakın bunu kopya çekerek yalan yanlış uygulamaya kalkmayın, batırırsınız. Çünkü Milli Ekonomi Modeli bütüncül bir modeldir, bir iş yaparken diğer dengeleri gözetir.
Ve Modelde kodlar var, bu kodları da ancak Modelin Sahibi bilir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Kıbrıs sürecinde düşmanlık ve müzakere aynı anda! / 04.04.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025