Türkiye'de herkes "Gençlerimiz geleceğimizdir" der, gençliğe önem verilmesi gerektiğini vurgular ama bunlar sadece lafta kalır.
Gençlerimiz yalnız, gençlerimiz işsiz, sağlıklı bir eğitimden uzak, istediği üniversiteye gidemiyor, imkân olmadığı için kabiliyetlerini ortaya koyamıyor, hayallerini gerçekleştiremiyor, kendisini güvende hissetmiyor, özgüven eksikliği yaşıyor, kendini ifade edemiyor.
Genç olması sebebiyle Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, bugün gençlerimizin sorunlarını en iyi gören lider.
Daha önceki açıklamalarında "Bilgi en büyük güçtür" diyen Hüseyin Baş, son açıklamasında da Türkiye'nin hem yeraltı ve yerüstü kaynaklarını hem de gençlerin kapasitesini yeterli değerlendiremediğini vurguladı ve "Yoksulluğu sen devreden çıkar, Türkiye'den 1000 tane Einstein çıkar. Bu ülkenin böyle bir hazinesi var" dedi.
Bu, üzerinde durulması gereken bir tespittir.
Öncelikle genç, sağlıklı bir bilgiye rahatlıkla ulaşabilmelidir. Gençlerimizin ihtiyacı; ezbere ve sınavlara dayalı, at yarışı gibi sınavdan sınava koşturulduğu bir eğitim değil, öğrenmesi gereken bilgiyi hem teorik hem de pratik olarak kazandıracak bir eğitimdir.
Bu eğitim, elbette ki gençlerin kabiliyetlerine göre olmalıdır.
Genç, aldığı bu eğitimle hem neyin nasıl olduğunu en iyi bir şekilde öğrenecek, hem de bu bilgiyi kullanarak rahatlıkla kimsenin ulaşamadığı yeni bilgilere ulaşabilecek.
Elbette ki böyle sağlıklı bir eğitim için, dikkati sadece genç yetiştirmeye odaklı eğitimciler ve gencin öğrendiğini rahatlıkla pratiğe dökebildiği laboratuvar imkânları gerekmektedir. Bu da imkân demektir, para demektir.
Genç öğrenecek, öğrendiğini hemen deneyecek, gözleriyle görecek, elleriyle tutacak.
Bilgi sadece teoride kalmayacak.
Örneğin, elektronik meslek okulunda okuyan bir öğrenci, sadece cep telefonunu kullanmasını değil, cep telefonunun nasıl üretildiğini en ince detaylarına varıncaya kadar öğrenecek. Bunun için o gencin eline cep telefonunun bütün parçaları verilecek. O genç kendi elleriyle bunu yapabilecek. O genç sadece labortuvarda değil, o işi yapan üretici firmalarda da bu bilgisini ve deneyimini geliştirecek.
Yoksulluk sınırının altında bir maaşa talim eden, borç batağında olan öğretmenlerimizle, yeterli imkânların sunulamadığı okullarımızla, ezbere dayalı, 'yap-boz' tahtasına dönmüş eğitim sistemiyle bir gence bu imkanlar tabii ki sağlanamaz.
Borca dayalı kapitalist sistem, eğitim sistemine yapılan harcamaları da yük görmektedir. Kemer sıkacağız, tasarruf edeceğiz derken, eğitimde de bu yapılmaktadır.
BTP Lideri Hüseyin Baş'ın çok dikkat çeken bir ifadesi vardı, "Eğitime pahalı diyenler cehaletin bedelini söylesin" diye; oldukça önemli.
Ülkemizi ekonomik, siyasi, hukuki her konuda çıkmaza sürükleyen siyasilerimizin bu işi bilmemesi, "bilmediklerinin cahili" olmaları sizce de cehaletin bedelini göstermiyor mu?
Kimilerinin bilmemesi kendilerini bağlar, ama kimileri de milyonları etkiler.
Sağlıklı bilgiye ulaşılmasında da, o bilginin pratiğe dökülüp uygulanmasında da en önemli husus, imkândır, paradır.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, yaptığı açıklamada, yer altı ve yerüstü kaynaklarımızın değerlendirilemediğinden bahsetmektedir. Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş, yıllarca Türkiye'nin 3 katrilyon dolar değerinde ham maden rezervi var, bu kıyamete kadar ülkemize bakar dedi ama duymazdan geldik.
Halbuki Prof. Dr. Baş, bu madenlerin devlet-millet ortaklığıyla işletilip, elde edilen gelirin millet için kullanılmasından bahsediyordu.
Bugün sadece petrolü olan Arap ülkeleri dünyada ağalar gibi dolaşıyor.
Bizde petrol de dahil, hiçbir ülkenin sahip olmadığı birçok maden çeşidi var.
2003 yılında AKP'nin çıkardığı "Maden Yasası" ile tüm maden sahalarımız yabancıların talanına açıldı. Millete ait olan madenler toprağıyla beraber dışarıya kaçırıldı.
Altınımızın, borumuzun, petrolümüzün, mermerimizin keyfini Amerikalılar, İngilizler, Kanadalılar, İsrailliler sürerken, milletimiz borç batağına sürüklendi, sırtına vergi üstüne vergi, ceza üstüne ceza, zam üstüne zam yüklendi.
BTP'nin genç Lideri Hüseyin Baş gençlere ve dolayısıyla ülkemizin geleceğine yönelik hayalini şu şekilde özetliyor:
"Bağımsız Türkiye Partisi olarak, dijital bir Türkiye hayali ile, teknolojik bir ülke hayali ile, yurtdışına beyin göçü veren, Silikon Vadileri'nde çalışmak için Türkiye'yi terk eden gençler değil, Silikon Vadilerini Türkiye'ye getirme hayali ile çalışan, Türkiye'de dünyanın en büyük sosyal platformlarını oluşturabilecek kabiliyeti barındıran gençlerin istihdam edildiği, özel ve devlet ortaklı şirketlerin varlığı olan bir Türkiye hayali ile siyasetimizi yapıyoruz."
BTP Genel Başkanı bunu nasıl başaracağını da şu cümlelerle özetliyor:
"Elimizde çok çok güçlü bir argüman var, Milli Ekonomi Modeli var. Prof. Dr. Haydar Baş'ın hayatını adadığı, ekonominin çıkar yoludur diye ortaya koyduğu, gün itibariyle kanun olmuş bir model var elimizde. Bunu kullanalım, Türkiye'yi ayağa kaldıralım."
Bilgi ve imkândan sonra bu kazanımların korunması yani "güvenlik" konusu da çok önemlidir. Unutmayalım ki, düşürülen Isparta uçağında hayatını kaybeden Prof. Dr. Engin Arık ve arkadaşları, Toryum ile ilgili bir buluşlarını bilim kongresinde tanıtmak istiyorlardı; bu yetişmiş değerlerimizi maalesef koruyamadık.
Yetiştiremiyoruz, imkân sunamıyoruz, hasbel kader yetişen büyük dâhilerimizin ise güvenliği sağlayamıyoruz, kurda kuşa yem ediyoruz.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli ile gençlerimize sağlıklı bir eğitim ve imkân sunulurken, yine Sayın Baş'ın Sosyal Devlet Milli Devlet tezinin "güçlü devlet" anlayışı ile de yetişmiş dâhilerimizi korumanın adımı atılmalıdır.
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025
- Trump planı mı, Mısır planı mı? / 15.03.2025