Batı toplumları geçmişte reform, rönesans, kapitalizm, sosyalizm, krallık, liberalizm gibi siyasi ve sosyal çeşitli aşamalardan geçmiş, yaşantısını bir avuç burjuva zenginine teslim ederek fakir bir hayat sürdürmüştür.
Ortaçağ boyunca da kiliselerin tahakkümü altında yaşamış dini kiliselere teslim etmiş ve papazların dediklerine uymak zorunda bırakılmışlar. Uymadıkları takdirde dinden atılmayla ve toplum dışı kalmakla yüzleşmişlerdir.
Batı ülkelerinin bugün geldiği durum ise din dışı bir yaşantıya geçerek, sadece nefsine düşkün, sürekli tüketen, tüketmenin sınırı olmayan bir fert özgürlüğünün sloganı ile ahlaki bir çöküntüyü yaşamaktadır.
Batılı bir bilim insanının dediği, "Nefsine düşkün, tüketime yönelik bir toplum, dünyaya ahlâkî bir motif sunamaz. Ahlâkî bilincimiz, tüketiciler yüzünden sanki süpermarket raflarında birbiriyle rekabet halindeki mallar karşısındaymışız gibi bütün değerlere gösterdiğimiz kayıtsızlık yüzünden çürümüştür. Hayatın manevî boyutunun da maddî boyutu kadar önemli olduğunu kabul etmenin zamanı gelmiştir."
Bu sözler Batı dünyasının içinde bulunduğu ahlâkî tabloyu yansıtması bakımından manidardır.
Şüphesiz teknolojik sahada ileri giden ancak ahlâken iflas noktasını çoktan geçmiş olan Batı, dünyaya ahlâkî bir model sunamaz ve sunması da mümkün değildir.
Zira teknoloji ve medeniyet birbirinden son derece farklı kavramlardır. Teknoloji, insanın maddeyi şekilden şekle sokması, medeniyet ise; insanî ve ahlâkî vasıflarla donanmasıdır. Asıl istenen de ahlaki olgunluktur.
Türk milleti olarak adalet, hoşgörü, merhamet, sevgi gibi meziyetler Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.a.) ve O'nun tertemiz olan Ehl-i Beyt'inden öğrendik. Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli, binlerce talebesiyle Horasan'dan Anadolu'ya gelerek, insanlara Allah Resulü'nün ve Ehl-i Beyti'nin yaşadıkları adaleti, merhameti vs. öğretip yaşamalarına yardım etmiştir.
Bu vasıflar ise bizim dünyamızda mevcuttur. Millet olarak asırlarca adalet, hoşgörü, merhamet, sevgi vb. meziyetlerin en mükemmel örneklerini sergilemişizdir.
Hâl böyleyken bugün, maalesef eşsiz bir medeniyetin sayısız güzellikleriyle dolu geçmişimize değil, Batının çökmüş toplum yapısına yüzümüzü dönmüş, bu cihetten yardım beklemekteyiz. Ne hazin tecelli ki kümesi tilkiye teslim edip, tilkiden medet ummak gibi sonuç ahlaken çökmüş bir toplum tablosu ile karşı karşıya kalmamızı göstermektedir.
Üstadım Prof. Dr. Haydar Baş Hocam vefat etmeden birkaç yıl önce, "Türkiye zifiri karanlığa girmiştir. Bu durumdan çıkmanız asla mümkün değildir" demişti.
O halde, gittikçe ivme kaybetmekte olan ve insanlığa ahlâkî kokuşmuşluktan başka takdim edecek bir şeyi olmayan bir dünyayı örnek almak, bu dünyaya ait değerleri ilericiliğin ve gelişmişliğin ölçüsü olarak kabul etmek vahim bir hatadır.
Ülkemizdeki gençlerimizi vatanını seven, dindar, bayrağına bağlı, kültürünü ve medeniyetini bilen vs. gibi yetiştirmemiz gerekir.
Asıl yapılması gereken; kendimize dönmek, her problemin çözümünü kendi değerlerimizde, kültürümüzde, maneviyatımızda aramak ve de bulmaktır.
Unutmayalım ki, her şeyin başı kendimize güvenmektir. Milletçe bunu başardıktan sonra aşamayacağımız badirenin olmadığını iyi bilmeliyiz.
Ortaçağ boyunca da kiliselerin tahakkümü altında yaşamış dini kiliselere teslim etmiş ve papazların dediklerine uymak zorunda bırakılmışlar. Uymadıkları takdirde dinden atılmayla ve toplum dışı kalmakla yüzleşmişlerdir.
Batı ülkelerinin bugün geldiği durum ise din dışı bir yaşantıya geçerek, sadece nefsine düşkün, sürekli tüketen, tüketmenin sınırı olmayan bir fert özgürlüğünün sloganı ile ahlaki bir çöküntüyü yaşamaktadır.
Batılı bir bilim insanının dediği, "Nefsine düşkün, tüketime yönelik bir toplum, dünyaya ahlâkî bir motif sunamaz. Ahlâkî bilincimiz, tüketiciler yüzünden sanki süpermarket raflarında birbiriyle rekabet halindeki mallar karşısındaymışız gibi bütün değerlere gösterdiğimiz kayıtsızlık yüzünden çürümüştür. Hayatın manevî boyutunun da maddî boyutu kadar önemli olduğunu kabul etmenin zamanı gelmiştir."
Bu sözler Batı dünyasının içinde bulunduğu ahlâkî tabloyu yansıtması bakımından manidardır.
Şüphesiz teknolojik sahada ileri giden ancak ahlâken iflas noktasını çoktan geçmiş olan Batı, dünyaya ahlâkî bir model sunamaz ve sunması da mümkün değildir.
Zira teknoloji ve medeniyet birbirinden son derece farklı kavramlardır. Teknoloji, insanın maddeyi şekilden şekle sokması, medeniyet ise; insanî ve ahlâkî vasıflarla donanmasıdır. Asıl istenen de ahlaki olgunluktur.
Türk milleti olarak adalet, hoşgörü, merhamet, sevgi gibi meziyetler Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.a.) ve O'nun tertemiz olan Ehl-i Beyt'inden öğrendik. Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli, binlerce talebesiyle Horasan'dan Anadolu'ya gelerek, insanlara Allah Resulü'nün ve Ehl-i Beyti'nin yaşadıkları adaleti, merhameti vs. öğretip yaşamalarına yardım etmiştir.
Bu vasıflar ise bizim dünyamızda mevcuttur. Millet olarak asırlarca adalet, hoşgörü, merhamet, sevgi vb. meziyetlerin en mükemmel örneklerini sergilemişizdir.
Hâl böyleyken bugün, maalesef eşsiz bir medeniyetin sayısız güzellikleriyle dolu geçmişimize değil, Batının çökmüş toplum yapısına yüzümüzü dönmüş, bu cihetten yardım beklemekteyiz. Ne hazin tecelli ki kümesi tilkiye teslim edip, tilkiden medet ummak gibi sonuç ahlaken çökmüş bir toplum tablosu ile karşı karşıya kalmamızı göstermektedir.
Üstadım Prof. Dr. Haydar Baş Hocam vefat etmeden birkaç yıl önce, "Türkiye zifiri karanlığa girmiştir. Bu durumdan çıkmanız asla mümkün değildir" demişti.
O halde, gittikçe ivme kaybetmekte olan ve insanlığa ahlâkî kokuşmuşluktan başka takdim edecek bir şeyi olmayan bir dünyayı örnek almak, bu dünyaya ait değerleri ilericiliğin ve gelişmişliğin ölçüsü olarak kabul etmek vahim bir hatadır.
Ülkemizdeki gençlerimizi vatanını seven, dindar, bayrağına bağlı, kültürünü ve medeniyetini bilen vs. gibi yetiştirmemiz gerekir.
Asıl yapılması gereken; kendimize dönmek, her problemin çözümünü kendi değerlerimizde, kültürümüzde, maneviyatımızda aramak ve de bulmaktır.
Unutmayalım ki, her şeyin başı kendimize güvenmektir. Milletçe bunu başardıktan sonra aşamayacağımız badirenin olmadığını iyi bilmeliyiz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Haydar Baki / diğer yazıları
- Örnek toplum modeli nasıl olmalı / 03.04.2025
- Allah’ın (c.c.) muradı ile Kadir Gecesi’ni ihya etmek / 26.03.2025
- Ramazan ayı hoş gelmiş safalar getirmiş / 28.02.2025
- Berat Kandili ve düşündürdükleri / 13.02.2025
- İnsan neyi aradığını bilmiyor / 22.01.2025
- Milli Ekonomi Modeli’nin uygulanması mecburdur / 23.09.2024
- Kerbela’dan günümüze / 13.07.2024
- Gadr-i Hum Bayramımız mübarek olsun / 25.06.2024
- Kur’ an ve Ehl-i Beyt rehberliğinde yaşamak / 24.05.2024
- Peygamber Efendimizin emanetlerine sahip çıkmak / 29.01.2024
- Allah’ın (c.c.) muradı ile Kadir Gecesi’ni ihya etmek / 26.03.2025
- Ramazan ayı hoş gelmiş safalar getirmiş / 28.02.2025
- Berat Kandili ve düşündürdükleri / 13.02.2025
- İnsan neyi aradığını bilmiyor / 22.01.2025
- Milli Ekonomi Modeli’nin uygulanması mecburdur / 23.09.2024
- Kerbela’dan günümüze / 13.07.2024
- Gadr-i Hum Bayramımız mübarek olsun / 25.06.2024
- Kur’ an ve Ehl-i Beyt rehberliğinde yaşamak / 24.05.2024
- Peygamber Efendimizin emanetlerine sahip çıkmak / 29.01.2024