Bazı insanlar, ahlaklarıyla, çalışkanlıklarıyla, başarılarıyla, öne çıkan meziyetleriyle, diğer insanlara faydalı olan kişilerin isimlerine; varlıkların, canlıların öne çıkan güzel sıfatlarına, unvanlarına öykünür ve sevdiklerinin de onlar gibi olmaları için o adla çağırırlar.
Aslında bazen de onlara benzemesi için isim olarak, lakap olarak veya sıfat olarak yakıştırırlar. Bu güzellikleri en azından diri tutmak için, celp etmek için, toplumda karakter olarak yaşatmak için bu vasıfları kullanırlar. Mesela, arı gibi çalışkan, sanki atom karınca, bülbül sesli, gül yüzlü, aslan yürekli vs. gibi.
Rahmetli annem de çevresindeki çocukları paşam diyerek severdi.
Bu çocuklar büyüyüp, çoluğa çocuğa karışsa bile yine paşam diye sever ve paşam diye de hitap ederdi. Bazı paşaları evlendikten sonra da isimlerinin ardından sıfat olarak paşamı söylerdi.
Malum paşalar artıyor, paşalar karışmasın diye, mesela Fatih Paşam gibi. Annemin bu şekilde, konu komşunun, akrabalarının, arkadaşlarının çocuklarına annelik şefkati ile kol kanat gerdiği çok paşası vardı.
Ancak bir paşası vardı ki ona PAŞA PAŞA derdi. Sanırım 'paşaların paşası' anlamında kullanırdı. O paşasının yol göstericiliğinde dünyasını ahirete köprü yaparak yaşadı, çevresine de bu yönüyle örnek oldu, onun duasını alarak da Hakk'a yürüdü.
O hocasıydı. Haydar Hocasıydı.
Rahmetlik annem ümmi bir insandı. Bu sıfatı kullanırken ben hep Mustafa Kemal Paşa'nın başarılarından dolayı, sevdiği değer verdiği insanların onun gibi olması için söylediğini veya onların Mustafa Kemal Paşa gibi düşmanları mağlup eden, zaferler kazanıp, güzel işler yapmaları için üniformalı bir asker olsunlar sonra paşa olsunlar gibi görüyor diye düşünürdüm.
Böyle düşünmem de gayet normaldi çünkü okullarda bizlere öğretilen tarih "askeri tarih"ti ve tanıtılan hep asker Atatürk'tü.
Ama sonra sivil olarak görev yapan birçok görevliye de Paşa dendiğini öğrenince annemin paşalarının sivil Mustafa Kemal paşalar olduğunu anladım.
Ama bu paşalar önce kendi yararlarına sonra millet ve devlet yararına çok faydalı güzel işlere imza attılar, atıyorlar. Hoca Paşası "HOŞ GELDİN ATATÜRK" eserini de yazınca çağımızın son, üniformasız Sivil Paşasının, Hoca Atatürk olan Merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hocamız olduğunu anladım.
Bir güzel Paşayı bu kadar güzel ancak bir başka güzel Paşa anlatabilirdi. Gerçek anlamda insan yönüyle, manevi yönüyle, soyuyla, Evladı Resul oluşuyla Zübeyde annemizin oğlu olan Mustafa Kemal'i bize hoşlukla taşıyan, buluşturan Haydar Hocamızdan öğreniyoruz ki, Paşaların Paşası olan Mustafa Kemal de son Osmanlı Paşası.
Osmanlı'da Paşa bir rütbe adı değil, bir statü ismidir. Yönetimde, kendi hiyerarşisi içinde belli bir konuma yükselenler o makamlarından sonra Paşa olarak anılır. Mesela Posta memuru olan Talat Bey'in veya Hekim olan Marko efendinin Paşa olarak anılması bu kabildendir.
Aslında askerlikte kurmaylığa geçenlere paşa deniyor, yani generalliğe namzet olanlara, generallere paşa deniyor.
Ama Osmanlı'da biraz paşa bolluğu var, bunun sebebi de siyasal tercihlerle, padişah iradesiyle, saray entrikalarıyla yükselerek paşa olanlar var, hatta bunlar arasında okur-yazar olmayan, neredeyse elifi görse mertek zanneden nice paşalar devlet yönetiminde görev almıştır.
Bu tip paşaların çoğunda liyakat olmadığı için güçlerini oturdukları koltuktan ve paşa sıfatlarından alıyorlardı. Bunların da astıkları astık, kestikleri kestik olmuştur.
Bu paşalar Osmanlı devletinin kendilerine sunduğu imkânları kaybetmemek için, devletin yıkılış döneminde Kuvayı Milliye yanında yer almak, onlarla birlikte mücadele etmek yerine, koltuklarını sağlama almak için, saltanatlarının devamı için mandacılığı savunmuşlardır, karşı tarafta yer almışlardır. Çoğu da zaten sonra ülkeyi terk edip dışarıya kaçtılar.
Milleti düşünmemişlerdir.
Tabii şimdi diyeceksiniz ki Türkiye Cumhuriyeti devletini de paşalar kurmadı mı? Evet, çok haklısınız. Ama Osmanlı paşalarının asker kökenli olanları bu işi başardı. Milletini düşünen, milleti istiklaline kavuşturmaya çalışan Gazi Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının gayret ve fedakârlıklarıyla bu mücadele olmuştur. (devam edecek...)
- Mustafa Kemal Atatürk bir Osmanlı paşasıydı / 01.04.2025
- Bayram, şeker ve ruhsuzluk / 29.03.2025
- Akıl mı aşk mı? İnsanı insan yapan nedir? / 25.03.2025
- Akıl ve inanç: Haritasız yolculuk olur mu? / 22.03.2025
- Ehlibeyt ve Ramazan: Oruç, sadece bir açlık mıdır? / 21.03.2025
- Boğaz kanla dolu, ama geçilmez! / 18.03.2025
- Unutulan hakikat, kaybolan insanlık / 16.03.2025
- İnsanın, insan-ı kâmil olduğu ay: Ramazan / 14.03.2025
- İstiklal’in sesi: Bir milletin ruhuna kazınan marş / 12.03.2025


























































































