65-70'li yıllardan bu yana Türkiye'miz, hem ekonomik, hem dinî-kültürel, hem de insan kaynakları bakımından global toplum mühendisleri tarafından yakın markaja alındı.
Amerikan Barış Gönüllüleri namlı bin 900-2 bin civarında misyonerin güneydoğumuza dadandıkları o süreç, eş zamanlı olarak "bugünün Hıristiyan rituelli - diyalog misyonlu ama din adam kıtlığındaki o dönemin tek tabanca ilahiyatçıları"nın Arap dünyası merkezli, Vehhabi meşrepli, güya radikal ihyacı ve fakat İngiliz öğretileriyle ma'lul allamelerin eserlerini terceme ederek ekmek-peynir gibi iç piyasaya gümrüksüz sürdükleri dönemdir.
Vatikan'ın yerli din mühendisleri
O dönem, üç-beş terceme eserle toplumda yer edinerek "din mühendisliği"ne soyunanlar, bugün akademik titrlerinin psikolojik imkânlarını da kullanarak Müslüman toplumumuzun AB sürecinde Hristiyanlık rituellerine ve Vatikan'ın esaslarına göre dizayn edilmesine katkı sağlamanın telaşı içinde koşuşturmaktadırlar. Bu ilahiyatçılarımız, Papalığın 1965'te II. Vatikan konsilindeki kararlarında "Hristiyan misyonerliğinin yeni şartlara uydurulmuş yöntemi" olarak tanımladığı "Dinlerarası diyalog" misyonunun icrası için seferber olmuşlar, olmaktadırlar.
Tartışmalar o dönemin mahsulü
Ülkemizde, dinimiz İslam işte bu tercemeler dönemiyle tartışmaya açılmıştır. İslam'ın ikinci temel kaynağı sünnet ve hadis-i şerifler, işportacı ağzıyla bu dönemde kritik edilmeye başlanmıştır. Mezhepler ve meşrepler, bu dönemle birlikte ağızlara sakız edilmiştir. Cuma namazından zikrullaha varıncaya kadar ibadetler, bu dönemde tartışmalara konu edilmiştir.
Ardından tartışma kademe kademe Kur'an-ı Kerim'e kadar, Hz. Peygambere kadar getirilmiş, iş Hıristiyanlık ve Yahudiliğe ilişkin hüküm ve "Nas"ların hakikatte tarihsel olduğu noktasına taşınarak, Yüce Allah'ın ve Son Elçisi Muhammed'inin müşrik ve kafir diye addettiği kimselere cennete giriş kapıları tahsis edilmiştir.
Bir yandan Mooncu-Vatikancı yerli ilahiyatçıların bu çabaları sürerken, diğer yandan kimi resmi kişi ve kurumların İslam düşmanlığını koyulaştırarak toplum nezdinde Müslüman olmak adeta suçlu olmakla eşdeğer hale dönüştürüldü. Bırakın kendi dininden habersiz bırakılan genç neslimiz, dindarlığına toz kondurmayanlarımız bile sindirilmiş, içine kapanmış; Müslümanlık adeta gizlenmesi gereken bir haslet haline sokulmuştur.
Dumanlı havanın avcıları
Bu arada, Anadolu'nun bu dumanlı havasından istifade etmeyi 1965'den beri planlı olarak sürdüren misyoner odakları, milletimizden kapabildiklerini Hıristiyanlık rıhtımına sürüklemişler. Kapamadıklarının da gönüllerindeki "İslam itikad ölçüleri"ni, milletimizin "Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat esası" olarak bildiği iman ölçülerini yerli ilahiyatçıların elleriyle altüst ettiler.
Milletimizi tartışma konusu yaptıkları, mesela evliyaullah gerçeğinden kopartarak papazların kucağına oturttular. Toplum huzurunda bayağı edalarla yegâna ilahi kitap Kur'an-ı Kerim'i tartışma konusu yaptılar, arkasından da neslimizin eline ilahi kitap diye Matta, Markos, Luka, Yuhanna'nın incillerini tutuşturdular. İnsanımızı namazdan, zikirden, tevbeden soğuttular, öte taraftan da kilise ve kilise ev ayinlerine, meditasyon merkezlerine şakird yaptılar. Dahası, Hıristiyanlaştırma furyasını ekonomik araçlarla da kışkırttılar.
Bu dönem, insanımızın sadece ibadetten soğutulduğu dönem değil, aynı zamanda "hacca giden terazi tutmaz, alnın secdeye varıyorsa elin metre tutmasın" türünden söylemlerle dürüst insanlarımızın ticaretten de soğutulmaya başlandığı dönemlerdir. Bugünün IMF yanlısı faizci ruhlarının temelleri o zamanlarda atılmıştır.
Diyalog; çağdaş misyonerliğin adı
Dinlerarası diyalog, bu bağlamda tam bir Hıristiyanlaştırma seferberliğinin çağdaş adıdır. Hıristiyan Batı'nın, aziz milletimizi başta olmak üzere Müslüman toplumları dize getirmek için belirlediği en temel yol ve yordamdır. Bu noktada öncelikli hedef Türkiye'mizdir.
Çünkü toplumumuzun Müslümanlığı, sadece ferdi planda yüzeysel bir dini yaşantı değil, bilakis bin yıllık bir İslam medeniyetinin mirasçısı ve bu mirasın gücünün de desteklediği 5 bin yıllık tarihin ve tarihsel coğrafyanın sahibi pozisyonu, dahası aynı zamanda 80 yıllık Cumhuriyet birikimini de bağrına basarak "potansiyel bir dünya gücü" olarak ortaya çıkmaktadır. Biz ne kadar inkâr edersek edelim, ne kadar kaçarsak kaçalım Avrupa, aziz milletimizi hafızasında hep bu pozisyonuyla canlandırmaktadır.
Siyasal misyonerler işbaşında
Kopenhag kriterleriyle milli birliğimizin dağıtılma sürecinin artık tamamlandığı noktada, AB şeflerinin Avrupa Birliği'nin Hristiyanlık temellerine vurgu yapmaları, "ancak Papa'nın elini öperek AB biletinizi alabilirsiniz" türünden akıl vermeleri, bunun yanı sıra içerideki bu diyalogcu ilahiyatçıların adeta AB sürecindeki Hıristiyanlaştırma misyonunu üstlenerek arz-ı endam etmeleri sürpriz işler değildir.
Bütün bunlar, Batı'nın programındaki Birleşik Hristiyan Avrupa Birliği'ne giden yolda en güçlü engel olarak görülen Türkiye'nin milli ve dini bağlamda lokma lokma edilerek çökertilmesi projesinin temel parçalarıdır.
AB'yi bu perspektiften görmemekte ısrar ederek, dinlerarası diyalogu bu Haçlı oluşumunun en temel yöntemlerinde biri olarak görmeyerek gaflet ve hatta delaletin içinde debelenenler, bu bağlamda milletimizin köklü değerlerini, dinini, kültürünü ve örfünü tartışma konusu haline getirenler, vatan topraklarımıza ve milletimizin istiklal ve istikbaline kast eden zavallılardır.
Bu zavallılar şimdi AB'cidirler.
Bu zavallılar şimdi diyalogcudurlar.
Bu zavallılar şimdi Amerika'nın koltuğunun altına sığınarak yaşamaktadırlar.
Bu zavallılar, şimdi IMF'nin faizli paralarına muhtaç vaziyetten kurtulamayacak kadar acınacak haldedirler.
Milletimiz, bu zavallıları tanımaya ve fark etmeye başladığı gün Türkiye kurtuluşa doğru dümen çevirecektir.
Mübarek Ramazan ayının, böylesi vahim gidişatımızı, böylesi vahim serencamımızı fark etme ayı olmasını temenni ederim? Allah encamımızı hayretsin.
Amerikan Barış Gönüllüleri namlı bin 900-2 bin civarında misyonerin güneydoğumuza dadandıkları o süreç, eş zamanlı olarak "bugünün Hıristiyan rituelli - diyalog misyonlu ama din adam kıtlığındaki o dönemin tek tabanca ilahiyatçıları"nın Arap dünyası merkezli, Vehhabi meşrepli, güya radikal ihyacı ve fakat İngiliz öğretileriyle ma'lul allamelerin eserlerini terceme ederek ekmek-peynir gibi iç piyasaya gümrüksüz sürdükleri dönemdir.
Vatikan'ın yerli din mühendisleri
O dönem, üç-beş terceme eserle toplumda yer edinerek "din mühendisliği"ne soyunanlar, bugün akademik titrlerinin psikolojik imkânlarını da kullanarak Müslüman toplumumuzun AB sürecinde Hristiyanlık rituellerine ve Vatikan'ın esaslarına göre dizayn edilmesine katkı sağlamanın telaşı içinde koşuşturmaktadırlar. Bu ilahiyatçılarımız, Papalığın 1965'te II. Vatikan konsilindeki kararlarında "Hristiyan misyonerliğinin yeni şartlara uydurulmuş yöntemi" olarak tanımladığı "Dinlerarası diyalog" misyonunun icrası için seferber olmuşlar, olmaktadırlar.
Tartışmalar o dönemin mahsulü
Ülkemizde, dinimiz İslam işte bu tercemeler dönemiyle tartışmaya açılmıştır. İslam'ın ikinci temel kaynağı sünnet ve hadis-i şerifler, işportacı ağzıyla bu dönemde kritik edilmeye başlanmıştır. Mezhepler ve meşrepler, bu dönemle birlikte ağızlara sakız edilmiştir. Cuma namazından zikrullaha varıncaya kadar ibadetler, bu dönemde tartışmalara konu edilmiştir.
Ardından tartışma kademe kademe Kur'an-ı Kerim'e kadar, Hz. Peygambere kadar getirilmiş, iş Hıristiyanlık ve Yahudiliğe ilişkin hüküm ve "Nas"ların hakikatte tarihsel olduğu noktasına taşınarak, Yüce Allah'ın ve Son Elçisi Muhammed'inin müşrik ve kafir diye addettiği kimselere cennete giriş kapıları tahsis edilmiştir.
Bir yandan Mooncu-Vatikancı yerli ilahiyatçıların bu çabaları sürerken, diğer yandan kimi resmi kişi ve kurumların İslam düşmanlığını koyulaştırarak toplum nezdinde Müslüman olmak adeta suçlu olmakla eşdeğer hale dönüştürüldü. Bırakın kendi dininden habersiz bırakılan genç neslimiz, dindarlığına toz kondurmayanlarımız bile sindirilmiş, içine kapanmış; Müslümanlık adeta gizlenmesi gereken bir haslet haline sokulmuştur.
Dumanlı havanın avcıları
Bu arada, Anadolu'nun bu dumanlı havasından istifade etmeyi 1965'den beri planlı olarak sürdüren misyoner odakları, milletimizden kapabildiklerini Hıristiyanlık rıhtımına sürüklemişler. Kapamadıklarının da gönüllerindeki "İslam itikad ölçüleri"ni, milletimizin "Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat esası" olarak bildiği iman ölçülerini yerli ilahiyatçıların elleriyle altüst ettiler.
Milletimizi tartışma konusu yaptıkları, mesela evliyaullah gerçeğinden kopartarak papazların kucağına oturttular. Toplum huzurunda bayağı edalarla yegâna ilahi kitap Kur'an-ı Kerim'i tartışma konusu yaptılar, arkasından da neslimizin eline ilahi kitap diye Matta, Markos, Luka, Yuhanna'nın incillerini tutuşturdular. İnsanımızı namazdan, zikirden, tevbeden soğuttular, öte taraftan da kilise ve kilise ev ayinlerine, meditasyon merkezlerine şakird yaptılar. Dahası, Hıristiyanlaştırma furyasını ekonomik araçlarla da kışkırttılar.
Bu dönem, insanımızın sadece ibadetten soğutulduğu dönem değil, aynı zamanda "hacca giden terazi tutmaz, alnın secdeye varıyorsa elin metre tutmasın" türünden söylemlerle dürüst insanlarımızın ticaretten de soğutulmaya başlandığı dönemlerdir. Bugünün IMF yanlısı faizci ruhlarının temelleri o zamanlarda atılmıştır.
Diyalog; çağdaş misyonerliğin adı
Dinlerarası diyalog, bu bağlamda tam bir Hıristiyanlaştırma seferberliğinin çağdaş adıdır. Hıristiyan Batı'nın, aziz milletimizi başta olmak üzere Müslüman toplumları dize getirmek için belirlediği en temel yol ve yordamdır. Bu noktada öncelikli hedef Türkiye'mizdir.
Çünkü toplumumuzun Müslümanlığı, sadece ferdi planda yüzeysel bir dini yaşantı değil, bilakis bin yıllık bir İslam medeniyetinin mirasçısı ve bu mirasın gücünün de desteklediği 5 bin yıllık tarihin ve tarihsel coğrafyanın sahibi pozisyonu, dahası aynı zamanda 80 yıllık Cumhuriyet birikimini de bağrına basarak "potansiyel bir dünya gücü" olarak ortaya çıkmaktadır. Biz ne kadar inkâr edersek edelim, ne kadar kaçarsak kaçalım Avrupa, aziz milletimizi hafızasında hep bu pozisyonuyla canlandırmaktadır.
Siyasal misyonerler işbaşında
Kopenhag kriterleriyle milli birliğimizin dağıtılma sürecinin artık tamamlandığı noktada, AB şeflerinin Avrupa Birliği'nin Hristiyanlık temellerine vurgu yapmaları, "ancak Papa'nın elini öperek AB biletinizi alabilirsiniz" türünden akıl vermeleri, bunun yanı sıra içerideki bu diyalogcu ilahiyatçıların adeta AB sürecindeki Hıristiyanlaştırma misyonunu üstlenerek arz-ı endam etmeleri sürpriz işler değildir.
Bütün bunlar, Batı'nın programındaki Birleşik Hristiyan Avrupa Birliği'ne giden yolda en güçlü engel olarak görülen Türkiye'nin milli ve dini bağlamda lokma lokma edilerek çökertilmesi projesinin temel parçalarıdır.
AB'yi bu perspektiften görmemekte ısrar ederek, dinlerarası diyalogu bu Haçlı oluşumunun en temel yöntemlerinde biri olarak görmeyerek gaflet ve hatta delaletin içinde debelenenler, bu bağlamda milletimizin köklü değerlerini, dinini, kültürünü ve örfünü tartışma konusu haline getirenler, vatan topraklarımıza ve milletimizin istiklal ve istikbaline kast eden zavallılardır.
Bu zavallılar şimdi AB'cidirler.
Bu zavallılar şimdi diyalogcudurlar.
Bu zavallılar şimdi Amerika'nın koltuğunun altına sığınarak yaşamaktadırlar.
Bu zavallılar, şimdi IMF'nin faizli paralarına muhtaç vaziyetten kurtulamayacak kadar acınacak haldedirler.
Milletimiz, bu zavallıları tanımaya ve fark etmeye başladığı gün Türkiye kurtuluşa doğru dümen çevirecektir.
Mübarek Ramazan ayının, böylesi vahim gidişatımızı, böylesi vahim serencamımızı fark etme ayı olmasını temenni ederim? Allah encamımızı hayretsin.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019