Devlet adamlığı bu değil.
Milletine adanmışlık elbette bu değil.
Milletin derdi ile dertlenmek, milletin derdini kendi derdinden öncelikli bilerek uykulara veda etmek muhakkak ki bu değil.
Devlet ve millet menfaatlerini şahsi çıkarların ve istirahatların önünde tutmak kesinlikle bu değil.
Devlet adamı sürekli geriye dönüp "keşke" dememesi için ince eleyip sık dokuyacak, kırk düşünüp bir konuşacak.
Suriye politikalarını başta İsrail olmak üzere küresel işgalcilerin çizgisine getirip yüz binlerce Müslümanın katline direkt ya da dolaylı sebebiyet verdikten sonra, yüz binlerin mülteci durumuna düşmesine ve yine binlercesinin kurda-kuşa ve denizde balıklara yem olmasına kapı araladıktan sonra; "bütün felaketler Suriye konusundaki yanlış politikalar yüzünden" demek kesinlikle devlet adamlığı değil.
On seneyi aşkın bir süre, "Beraber yürüdük biz bu yollarda/Beraber ıslandık yağan yağmurda" şarkısını söyleyip, malum ihanet şebekesinin devletin kılcal damarlarına sızmasını, kendinden olmayanlara akla ziyan kumpaslar kurmasını seyrettikten, millete 15 Temmuz felaketini yaşatacak seviyeye ulaşmasına göz yumduktan sonra; "Göremedik, millet ve Allah bizi affetsin" demek kesinlikle ve elbette devlet adamlığı değil.
Devlet adamlığı, olayların perde arkasını görmek, arka planını doğru okumak ve geleceğe dair isabetli tahliller ve tahminler yaparak devleti ve milleti muhtemel badirelerden kurtarmaktır. On beş seneden beri ülkeyi tek başına yöneten AKP iktidarı, küresel işgalcilerden akıl almak yerine, bu ülkenin yetiştirdiği yerli ve milli bir kafa olan, ilim adamlığı uluslararası arenalarda tescillenmiş olan Prof. Dr. Haydar Baş'tan akıl alsaydı, fikir sorsaydı bugüne kadar yaşadığımız acıların birçoğunu yaşamayacaktık. İktidar partisi daha kurulma aşamasında iken, ikili görüşmelerde Sayın Haydar Hoca'nın FETÖ konusunda yaptığı uyarıları dikkate alsaydı, devlet kademelerinde bu kadar kökleşmelerine izin verilmeyecek ve milletin itikadi yapısını bu kadar sulandırmalarına göz yumulmayacaktı.
Haydar Baş'ın tarihi uyarılarına kulak verilseydi daha o günden itibaren bu ihanet şebekesine karşı ciddi tedbirler alınacaktı ve on beş sene içinde ifsat etikleri masum insanlar da onların tuzağına düşmekten kurtulmuş olacaktı.
Uyarılar göz ardı edilmeseydi devletin ciddi tedbirleri ile karşılaşacaklardı ve bu şebekenin çeşitli kademelerinde görev alan insanlar da belki hatalarının farkına varıp geri döneceklerdi, hem kendileri hem de sebep oldukları insanlar bu gün yanmayacaklardı.
Bilge insan Haydar Baş'ın uyarılarına kulaklar tıkanmasaydı, beş senenin ardından gelen "keşkeler" yaşanmayacak bunca masum insanın da kanı heder edilmeyecekti.
Umut ederiz ki, daha fazla geç kalmadan, daha fazla "keşkelere" meydan verilmeden uyarılar dikkate alınır ve bundan sonraki günlerimiz daha iyiye, daha güzele doğru seyreder.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Vefatının beşinci yıl dönümünde Haydar Baş tüm yurtta anılıyor / 15.04.2025
- Mevcut manzara seni üzmüyorsa… / 11.04.2025
- Yorgun / 08.04.2025
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025
- Mevcut manzara seni üzmüyorsa… / 11.04.2025
- Yorgun / 08.04.2025
- Yaratıcının kolu olan kullar… / 28.03.2025
- Reçeteyi cebinde taşıyarak şifa bekleyen bir kitle / 25.03.2025
- Ahlakî ilkeler manzumesi bir sure… / 16.03.2025
- O gün gelmeden evvel… / 13.03.2025
- Doğum yıl dönümünde Kur’an ile dirilmek… / 12.03.2025
- Oruca tutunabilseydik… / 11.03.2025
- Oruç tutsaydı bizi… / 10.03.2025