Avrupalılar dinin yerine insanı, onun aklını ve ürettiği bilimi yerleştirdiler. Tabiri caizse Avrupa "Tanrı öldü" dedikten sonra, Tanrı'nın yerine İnsanı (Hümanizmi) ve aklını (Rasyonalizmi) bir değer olarak kabul etti. Bununla kalmadılar tabi ki, başka ne yaptılar?
Kutsal kitap yerine bilimsel kanunları, din adamları yerine bilim adamlarını, kilise yerine laboratuvarları, dinin vaat ettiği cennetin yerine de bu dünyada ki Seküler hayatın olmazsa olmazı olan hazzı (Hedonizm) getirip hayatın ortasına yerleştirdiler.
Sevabı, günahı da toplumu ayakta tutması için oluşturulan kanunlara, yasalara uyup uymamayla belirlediler. Yasalara uyarsan bütün imkânlardan yararlanır cennet gibi bir hayatın olur. Yasalara uymazsan cezalandırılır, hapse atılırsın cehennem gibi bir hayatın olur.
Tam bir Ateist anlayış Avrupa'yı ve dünyayı sardı.
Batı, bilgi erdemdir anlayışını terk edip atıldığı bu serüvenin sonunda geldiği yerde, bilgi güçtür demeye başladı.
Bu güçle beraber, tabiata ve insana yönelik müdahalelerle doğal olana fıtri olana uygun olmayan değişimler, buna bağlı olarak da bozulmalar başladı. İnsan kutsalı kaybedince, artık insanoğlu için erdemin kılavuzluğu da ortadan kalkıyor. O zaman da güç bende yanılgısına düşüyor insanoğlu. Pusulasız bir gemi gibi el yordamıyla yön arıyor, ama kayalıklara çarpa çarpa nereye gittiğini bilmeden ilerlemek istiyor.
Neden kayalıklara çarpıyor? Çünkü insan ihtiraslarının esiri oluyor ve kendisinde her şeyi yapa bilme özgürlüğünü bulmaya başlıyor. Tabii bu nasıl bir özgürlük? Negatif bir özgürlük mü? Yoksa pozitif bir özgürlük mü? Bunu sormak lazım. İnsanların mağduriyeti, eksiklikleri, gözyaşları, acıları, üzerine bir hayat inşa etmek de bir özgürlüktür. Ancak bu özgürlük, halkımızın çok güzel söylediği gibi "İnsan olan, adam olan bunu yapmaz!" kavlinden olan negatif bir özgürlüktür. Batı, tarihi boyunca özgürlüğü, demokrasiyi, hakkı, hukuku, insanı hep böyle anladı ve böyle de uyguladı.
Bir de tabi pozitif bir özgürlük var. Bunu da aynı örnekten devam ederek açıklamaya çalışalım; insanların mağduriyetini, eksikliklerini gidererek, hastaya şifa olarak, düşenin elinden tutarak, açı doyurarak, çıplağı giydirerek, aşsıza aş, işsize iş bularak o insanları sevinç, mutluluk gözyaşlarına boğarak bir hayat da inşa edebiliriz. Bu da pozitif olan bir özgürlük. Bu özgürlük ve medeniyet anlayışı da İslam'ın getirdiği bir anlayıştır. İslam bu anlayışı önce Doğuya sonra bütün insanlığa mayalamaya, aşılamaya çalışıyor.
Doğu, doğudur. Batı, batıdır. Ancak günümüzde batı zehrini bal diyerek bütün dünyaya pazarlayıp sattığı için bütün dünya bir şekilde Batının bu zehirli pandemisinden etkilenmiştir. Ne doğu, ne güney, ne de Kuzey artık eskisi gibi değil az çok her yer batıya, batıla dönüşmüş maalesef.
İnsan sorununa nasıl çözümler sunduğunu günümüze taşıyamayan Doğu, Batının çözemediği, içinden çıkamadığı İnsan mevzusunda Batıdan medet umuyor oldu maalesef. Ama biz burada batının bu işin içinden çıkamadığını göstermeye çalıştık. Yoksa Batı bu konuya nasıl bir projeksiyon tutmuş ve bu sorunlarını nasıl çözmüş, biz de onlardan ilham alalım, sorunlarımızı bir şekilde çözelim değil. Yalnızca konunun arka planını anlamaya çalışıyoruz. Yoksa Batıdan bir medet ummak için çabalamıyoruz.
Biz biliyoruz ki, dışarıdan bir etkiyle ne insan ne de medeniyet gelişir. Olsa olsa belki biraz, zenginleştirir. Gelişim ancak ve ancak iç bünyedeki dinamikleri harekete geçirerek mümkündür. Dışarıdan yapılan müdahaleler aslında yok edici olur. Bu konuyu en iyi özetleyen Atatürk'ün 6 Mart 1922'de TBMM'de yapmış olduğu konuşmadan bir alıntıyla tamamlayalım:
"Efendiler! Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanmıştır. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi…" Lütfen, şimdi çok dikkatle okuyunuz:
"Hâlbuki hangi istiklal (bağımsızlık) vardır ki, ecnebilerin nasihatleri ile ecnebilerin planları ile yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir."
Ne güzel söylemiş. Kabri nur denizi olsun.
- Mustafa Kemal Atatürk bir Osmanlı paşasıydı / 01.04.2025
- Bayram, şeker ve ruhsuzluk / 29.03.2025
- Akıl mı aşk mı? İnsanı insan yapan nedir? / 25.03.2025
- Akıl ve inanç: Haritasız yolculuk olur mu? / 22.03.2025
- Ehlibeyt ve Ramazan: Oruç, sadece bir açlık mıdır? / 21.03.2025
- Boğaz kanla dolu, ama geçilmez! / 18.03.2025
- Unutulan hakikat, kaybolan insanlık / 16.03.2025
- İnsanın, insan-ı kâmil olduğu ay: Ramazan / 14.03.2025
- İstiklal’in sesi: Bir milletin ruhuna kazınan marş / 12.03.2025



































































































