Darbe, terör, suikast, şiddet, tecavüzlerle dolu, zifiri karanlığın daha da derinleştiği 2016 bir an önce bitsin derken, 2017'ye daha zifiri karanlık bir tabloyla girdik.
Sanki zamanın bir suçu var. Çözümü gerçekten isteyip, gerçek çözüm sahiplerine fırsat verseydik 2016 hiç zifiri karanlık olur muydu, 2017'nin daha başında hiç böyle bir tabloyla başlar mıydık? Suçu 2016'da değil, millet olarak kendimizde aramalıyız.
Ortaköy'de 39 kişinin ölümüyle neticelenen terör saldırısının yeni yılın daha ilk saatlerinde gerçekleşmesi, "2017 yılında daha şiddetli terör olaylarına hazır olun" mesajı verdi. Herkes, yeni bir yıldan umut bekler, temiz bir sayfa açmak ister; fakat yaşanan terör eylemiyle 2016 umutsuzluğundan 2017 umuduna adım attığımız ilk saatlerde tüm umutlar yerle bir oldu.
Yaşadığımız ve görünen o ki yaşamaya devam edeceğimiz zifiri karanlık tablodan kurtulmak için güçlü bir lider şarttır. Peki, liderin sadece güçlü olması yeterli midir?
Dilerseniz bu sorunun cevabını İngiliz Daily Telegraph gazetesi yazarlarından tarihçi ve Ortadoğu uzmanı olan Mark Almond versin:
"Şiddetin tırmandığı kriz dönemlerinde insanlar sorunları çözebilecek güçlü bir lider arar. Peki ya zaten güçlü bir lider iktidardayken ülke terörizmin yarattığı kaosun içindeyse? Türkiye'nin içinde bulunduğu durum eşsiz derecede vahim... 1980 askeri darbesinden bu yana, hatta belki de Atatürk'ten bu yana en güçlü Cumhurbaşkanı iktidarda. Ancak Erdoğan, iktidarı ve yetkileri elinde toplama konusundaki olağanüstü becerisini, ülkenin sorunlarını çözme konusunda sergileyemiyor?"
Başka güçlü lider örnekleri de var; örneğin Saddam Hüseyin, Hüsnü Mübarek gibi. Ama güçlü olmaları ne onları ne de kendi milletlerini kurtardı. Liderin güçlü olması, olması gerekendir ama çözüm için başka özelliklere de sahip olması gereklidir.
Lider, milli bir duruşa sahip olmalıdır. Lider, ekonomide, siyasette, iç ve dış politikada ülkesini ve milletini ilgilendiren her konuda milli çözümlere sahip olmalıdır. Lider sunduğu milli projelerle, sorumlu olduğu milletin can, mal, namus, inanç güvenliğini en üst düzeyde temin etmelidir. Lider, öngörü sahibi, basiretli ve firasetli, tutarlı olmalıdır, bugün dediğini yarın inkar etmemelidir.
Lider, dışa bağımlı, başkalarının taşeronu olmamalı, milleti adına bağımsız bir karaktere sahip olmalıdır. Lider, şövenist değil ama milliyetçi, radikal değil ama dindar, mandacı değil ulusalcı olmalıdır.
Lider, milletine hizmete odaklanmalı, milleti adına fedakarlıktan asla çekinmemelidir; ülkenin ve milletin çıkarlarını, kendi çıkarlarının üstünde görmelidir. Lider, aynı özelliklere sahip, samimi ve güçlü bir kadroya sahip olmalıdır. Lider, sürekli aldatılan biri olmamalıdır.
Lider, nefret söylemine sahip olmamalı, ayrıştırıcı, ötekileştirici değil, birleştirici olmalıdır. Lider, tespihteki imame gibi olmalıdır. Milletini tespih taneleri gibi bir arada tutan lider, milletine ve devletine saygınlık kazandırır. Lider birleştirici olmazsa, millet tespih taneleri gibi dağılır, kendisi de milleti de ayaklar altında ezilir.
Lider, hukukun üstünlüğünü kabul etmeli, adaletin tecelli etmesi konusunda milletine örnek ve önder olmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığımızda milli duruşa sahip, çözümü, projesi olan iki lider karşımıza çıkmaktadır: Mustafa Kemal Atatürk ve Prof. Dr. Haydar Baş.
Bu gerçeği, Rus bilim adamları ve Prof. Dr. Baş'ı gördükten sonra "Ne mutlu Türküm diyene" diyen Rus siyasetçi Jirinovski de ifade etmiştir.
Rus milletvekilleri, Sayın Baş'a ve Milli Ekonomi Modeli'ne duydukları hayranlıkları sebebiyle, Türkçe olarak "Dünyanın Haydar Hocaya ihtiyacı var" diye dünyaya haykırmışlardır.
Lider, dilini, dinini, değerlerini dışarıya ihraç edebilendir ve bugün dünyadaki dengeler Prof. Dr. Baş'ın modeliyle değişmektedir. BRICS kapsamında 4 milyar insan Sayın Baş'ın modeliyle sırtını giydirmektedir, karnını doyurmaktadır.
Ne gariptir ki, Putin, Prof. Dr. Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ni uygulaması sebebiyle üst üste 4 yıl dünya lideri ilan edilirken, bizler millet olarak bu eşsiz modelin sahibi Prof. Dr. Baş'ı görmezden gelerek sürünmeye, zifiri karanlıkta debelenmeye devam ediyoruz.
Siyasilerimiz de sesin kendisine yönelmek yerine, yankısının peşinde koşuyorlar.
Sanki zamanın bir suçu var. Çözümü gerçekten isteyip, gerçek çözüm sahiplerine fırsat verseydik 2016 hiç zifiri karanlık olur muydu, 2017'nin daha başında hiç böyle bir tabloyla başlar mıydık? Suçu 2016'da değil, millet olarak kendimizde aramalıyız.
Ortaköy'de 39 kişinin ölümüyle neticelenen terör saldırısının yeni yılın daha ilk saatlerinde gerçekleşmesi, "2017 yılında daha şiddetli terör olaylarına hazır olun" mesajı verdi. Herkes, yeni bir yıldan umut bekler, temiz bir sayfa açmak ister; fakat yaşanan terör eylemiyle 2016 umutsuzluğundan 2017 umuduna adım attığımız ilk saatlerde tüm umutlar yerle bir oldu.
Yaşadığımız ve görünen o ki yaşamaya devam edeceğimiz zifiri karanlık tablodan kurtulmak için güçlü bir lider şarttır. Peki, liderin sadece güçlü olması yeterli midir?
Dilerseniz bu sorunun cevabını İngiliz Daily Telegraph gazetesi yazarlarından tarihçi ve Ortadoğu uzmanı olan Mark Almond versin:
"Şiddetin tırmandığı kriz dönemlerinde insanlar sorunları çözebilecek güçlü bir lider arar. Peki ya zaten güçlü bir lider iktidardayken ülke terörizmin yarattığı kaosun içindeyse? Türkiye'nin içinde bulunduğu durum eşsiz derecede vahim... 1980 askeri darbesinden bu yana, hatta belki de Atatürk'ten bu yana en güçlü Cumhurbaşkanı iktidarda. Ancak Erdoğan, iktidarı ve yetkileri elinde toplama konusundaki olağanüstü becerisini, ülkenin sorunlarını çözme konusunda sergileyemiyor?"
Başka güçlü lider örnekleri de var; örneğin Saddam Hüseyin, Hüsnü Mübarek gibi. Ama güçlü olmaları ne onları ne de kendi milletlerini kurtardı. Liderin güçlü olması, olması gerekendir ama çözüm için başka özelliklere de sahip olması gereklidir.
Lider, milli bir duruşa sahip olmalıdır. Lider, ekonomide, siyasette, iç ve dış politikada ülkesini ve milletini ilgilendiren her konuda milli çözümlere sahip olmalıdır. Lider sunduğu milli projelerle, sorumlu olduğu milletin can, mal, namus, inanç güvenliğini en üst düzeyde temin etmelidir. Lider, öngörü sahibi, basiretli ve firasetli, tutarlı olmalıdır, bugün dediğini yarın inkar etmemelidir.
Lider, dışa bağımlı, başkalarının taşeronu olmamalı, milleti adına bağımsız bir karaktere sahip olmalıdır. Lider, şövenist değil ama milliyetçi, radikal değil ama dindar, mandacı değil ulusalcı olmalıdır.
Lider, milletine hizmete odaklanmalı, milleti adına fedakarlıktan asla çekinmemelidir; ülkenin ve milletin çıkarlarını, kendi çıkarlarının üstünde görmelidir. Lider, aynı özelliklere sahip, samimi ve güçlü bir kadroya sahip olmalıdır. Lider, sürekli aldatılan biri olmamalıdır.
Lider, nefret söylemine sahip olmamalı, ayrıştırıcı, ötekileştirici değil, birleştirici olmalıdır. Lider, tespihteki imame gibi olmalıdır. Milletini tespih taneleri gibi bir arada tutan lider, milletine ve devletine saygınlık kazandırır. Lider birleştirici olmazsa, millet tespih taneleri gibi dağılır, kendisi de milleti de ayaklar altında ezilir.
Lider, hukukun üstünlüğünü kabul etmeli, adaletin tecelli etmesi konusunda milletine örnek ve önder olmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığımızda milli duruşa sahip, çözümü, projesi olan iki lider karşımıza çıkmaktadır: Mustafa Kemal Atatürk ve Prof. Dr. Haydar Baş.
Bu gerçeği, Rus bilim adamları ve Prof. Dr. Baş'ı gördükten sonra "Ne mutlu Türküm diyene" diyen Rus siyasetçi Jirinovski de ifade etmiştir.
Rus milletvekilleri, Sayın Baş'a ve Milli Ekonomi Modeli'ne duydukları hayranlıkları sebebiyle, Türkçe olarak "Dünyanın Haydar Hocaya ihtiyacı var" diye dünyaya haykırmışlardır.
Lider, dilini, dinini, değerlerini dışarıya ihraç edebilendir ve bugün dünyadaki dengeler Prof. Dr. Baş'ın modeliyle değişmektedir. BRICS kapsamında 4 milyar insan Sayın Baş'ın modeliyle sırtını giydirmektedir, karnını doyurmaktadır.
Ne gariptir ki, Putin, Prof. Dr. Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ni uygulaması sebebiyle üst üste 4 yıl dünya lideri ilan edilirken, bizler millet olarak bu eşsiz modelin sahibi Prof. Dr. Baş'ı görmezden gelerek sürünmeye, zifiri karanlıkta debelenmeye devam ediyoruz.
Siyasilerimiz de sesin kendisine yönelmek yerine, yankısının peşinde koşuyorlar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Orta Doğu’da Trump’ın planı işliyor / 03.04.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025
- Trump planı mı, Mısır planı mı? / 15.03.2025
- Tepki, demokrasinin zarar görmesinedir / 28.03.2025
- Din Allah’ın Kur’an’da anlattığı, Ehl-i Beyt’in yaşadığıdır / 27.03.2025
- Hakaret ve küfür, siyasetin dili olamaz / 26.03.2025
- İmamoğlu’nun tutuklanması ve demokrasi sınavı / 25.03.2025
- ‘Onlar Kur'an'ın müşahhas halidir’ / 22.03.2025
- Direnç kalktıkça, İsrail pervasızlaştı / 21.03.2025
- İsrail Gazze’de ateşkese kapıları kapattı / 20.03.2025
- Yargı, muhalefeti cezalandırma aracı mı? / 18.03.2025
- Trump planı mı, Mısır planı mı? / 15.03.2025